Ha Gayret

Seçimin harareti ile beynim kımıl kımılken, yaz rehaveti bedenime bir uyuşukluk saldı. Okunacak kitaplara canım gidiyor, elim gitmiyor. Dikiş için fikirler dans ediyor kafamda, ellerim çalışmıyor. Nasılsa bir reçel kaynattım, zamanı geçiyor diye o da, aceleden.

Rüzgar yeldir yeldir kaç gündür. Gözümün önünü kapamasından mütevellit saçlarımın, buğulu bir görüntü var önümde. Seçim sonucunu umutla ve epey de kaygıyla bekliyoruz. Sanki büyülü bir değnek dokunacak ülkenin üstündeki kara bulutlara. Oysa hemence, kolayca dağılmayacak denli yoğunlar kaç zamandır. Verilecek epey emek var. Oyların hemen ardından daha da çok özveri, daha da çok çaba gerek. Yine de eminim bizden adam olacağına, çocuklara daha parlak bir gelecek sunacağımıza. Yoksa nasıl nefes alır ki insan?!

Böyle böyle ömür binmiş ata, dörtnala koşturuyor zamanın içinde. Ağız dolusu gülmek gerek. İşi gücü bazen serip, koyvermek gerek. Oy verip, heyecanla beklemek gerek. Umut edip, ter içinde çalışmak ve sonra elinin tersine sildiğin alnının açıklığı ile övünmek gerek.

Yaşamak gerek velhasıl usta, dibine kadar…

Reklamlar

Çocuklar İçin Kitap Önerileri

Çocukların yaşlarına ve sınıflarına göre kitap önerileri bir noktada önemini yitiriyor. Okumayı öğrenen çocukta ilk önce seri okuma alışkanlığı oluşturmak gerek. Bunun için tekrarlı kelimeleri, ilgi çekici resimleri olan kitaplar yardımcı olabilir. Önümüzdeki yıl okumayı öğrenecek çocuklar için bu anlamda önerebileceğim kitaplara örnekler:

1. Çok Çok Büyük Bir Dinazor – Richard Byrne

2. Maskeli Fare – Julia Donaldson

3. Gergedanlar Krep Yemez – Kemp, Ogilvie

4. Karda Ayak İzleri – Mei Matsuoka

5. Feridun Oral kitapları

6. Caroline Jayne Church kitapları

7. Pezzetino – Leo Lionni

8. Sara Şahinkanat kitapları

9. Yalvaç Ural kitapları

10. M. Waddell’in Küçük Ayı kitapları

Çocuklar biraz daha seri okumaya başladığında puntosu büyük, az sayfalı kitaplara geçilebilir. Anne ve babanın okuduğu gibi kitapları okumaya başladığını düşünerek mutlu oluyorlar. Bunlara örnekler ise;

1. 7×9=Eyvah – Claudia Mills

2. Değirmenler Vadisi – Noella Blanco

3. Benim Kırmızı Arabam – Peter Schössow

4. Kaktüs ile Kirpi – Thorvald Steen

5. Meşe Palamudu Macanda – Nilay Özer

6. Akkuzu Karakuzu serisi – Stefano Bordiglioni

7. Can çocuk İlk okuma kitapları ( özellikle İtalyan yazar kitapları)

8. Konuşan Köpek – Michael Rosen ( serinin Garklayan Gamze gibi diğer kitapları da var.)

Biraz daha kalın ama büyük puntolu, kolay anlaşılır hikayelere sahip kitaplar için önerilerim;

1. Bubela serisi – Joe Friedman

2. Büyümek İsteyen Goril, Karıncanın Ne Olduğunu Bilmeyen Karıncayiyen kitapları – Jill Tomlinson

3. Sakar Fareler Ortalığı Karıştırıyor – Sorrel Anderson

4. Benim Komik Ailem Tatilde – Chris Higgins

5. Ella serisi – Timo Parvela (ilk kitap biraz kalın ama sırayla okunmak zorunda değil)

14. Vulgar Viking serisi ( Odin Redbeard)

Sonrasında çocuğunuzun okuma hızı ve okuma sıklığı size nasıl kitaplara geçmeniz gerektiği ile ilgili fikir verebilir.

Kitap seçimi okuma alışkanlığı kazandırmada en önemli unsurlardan biri. İlki elbette ailedeki okuma alışkanlığı. Üzerinde sohbet edebilmek, çocuğa kitap okuma hevesi ve heyecanı veriyor. Bu anlamda bu kitapları sizin de okumuş olmanız ve üzerinde beraber konuşabilmeniz güzel olur.

Kitap seçerken ben fazla didaktik olmaması, imla hatası bulunmaması, güzel bir Türkçe kullanılması, çocuğun hâyâl gücüne katkıda bulunabilecek hikâyeleri olması gibi özelliklere dikkat ediyorum. Ayrıca mümkün olduğu kadar farklı ülke yazarları ile tanıştırmaya çalışıyorum.

Okumanın önemini anlatmaya gerek yok. Okumak, sizin yaşamınızın bir parçası olduğu taktirde, çocuğunuz için de bir gereklilik ve alışkanlık haline gelecektir.

O halde, okuyalım arkadaşlar 📚😉

Sabahın Köründe Olana Bak Sen!

“Ne zamandır buralara uğramaz oldun” dedi. “Bak daha parlak, daha sıcak, daha büyüğüm bir süredir” dedi. ‘Sadece ışık değil, umut, güzel hisler, sıcaklık, yeri gelir şifa ve güzellik de veririm hem” dedi. “Biliyorum beni özlediğini, yerimin farklı ve özel olduğunu; bekliyordum doğrusu” dedi.

Sabah uykunun en kuytu derininde dürtüp uyandırmış gibi, ayağa kalkıp koşarak pencereye gidivermem gibi, henüz gelmediğini görüp karşısındaki koltuğa yerleşivermem gibi garip olaylar ve ardından beni sıcacık bir gülümseme, huzur ve şaşkınlığa bırakan turuncusuyla selamlayan güneşin doğuşu gerçekleşti. Bana seyirci olmak, keyfini sürmek, düşündürdükleri ile hissettirdiklerini harmanlayıp, yazıya dökmek kaldı. Batarken ayrı, doğarken ayrı güzel bu biricik meret be…

Ebeveyn Olmak

Çocuk yetiştirmek özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası gündeme gelen bir olgu. Öncesinde çocuk, toplumun küçük bir bireyi olarak konumlanıyor ve yürümeye başlar başlamaz aile ve toplum yaşamında üzerine düşenleri yapmakla yükümlü hâle geliyor. Bu şekilde büyüyen çocuklar 8-9 yaş itibariyle işgücüne katılıyor. Ergenlik dediğimiz, son 50-60 yılın mevzusu olan yaş dönemi ise gençlik çağları ile beraber kişinin en verimli olduğu ve ileriye yatırım yaptığı dönem.

Sonrasında dünya nüfusu, göçler ve global ekonominin insanı getirdiği yer, çocuğun yaşamını da derinden etkiliyor. Toplum yapısını oluşturma amacına en uygun ve işlenebilir toplum katmanı haline geliyor çocuklar. O noktadan itibaren de çocuk yetiştirmek, üzerinde düşünülen bir olguya evriliyor.

Her şeyde olduğu gibi iyi ve kötü yanları ile oldukça gelişmiş bir ebeveynlik bilgi bulutuna sahibiz şu an.

Yeni nesil eğitimli ebeveynlerde bu bilginin çokluğu ve eğitim sisteminin devlet kontrolünde olması epey kafa karıştırıcı. Çok keyifli ve verimli olabilecek bu dönemi stresle geçirmeye sebep üstelik. Nasıl ebeveynler olacağımız, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimiz, nasıl daha donanımlı hâle getireceğimiz sorunlar ve kararlar yumağı olarak kucağımızda.

Çözüm bolca okumak, önceki nesillerden faydalanmak ve içgüdülerimizi takip etmekte. Olaya davranış çerçevesinden bakmayı bırakıp, değerler üzerinden ilerlemek gerekiyor. Vermeyi umduğumuz değerlere yönelik genel davranış kodları, günün koşullarına bağlı istenmedik davranışlarımızdan dolayı suçluluk ve çaresizlik hissetmemizi engelleyecektir. Çocuğun doğası gereği güçlü olduğunu, sınırları ile beraber verilen alanı en iyi şekilde kullanacağını ve ebeveyne karşı sonsuz bir sevgi ve adanmışlık hissettiği gerçeğini gözardı etmemek gerek. Bize verilen bu müthiş fırsatı, dünyaya daha mutlu, kendiyle barışık, üretken bireyler yetiştirmek için kullanabiliriz. Bunun için kendimizi sevmeyi, geliştirmeyi, affetmeyi, çaba göstermekten asla vazgeçmemeyi öğrenmemiz ve kendimizi tanımak adına uğraşmayı bırakmamamız gerekiyor.

Bu zevkli yolda bol şans ve eğlence diliyorum. 😉

Anlaşılma Çabası

Okyanuslarca yazsak, yıldızlara söz dizsek yine de yakamozun ışığı veya bir yıldızın kayması gibi benzersiz şeyler olacak yazdıklarımız. Sınırlı olduğunu varsaydığımız sözcükler, okuyana o yakamozdaki duyguyu, kayan yıldızın izlediği ışık yolunun verdiği hissi yaşatabilecek. Oysa anlaşılma çabası bizdeki duygu ve düşün haritasını açıklayabilmek, bir diğerine bunu gösterebilmekten ibaret. Üstelik bu çaba sadece ‘tek bir insan bile anlasa bizi yeter’ yanılgısının, o insanın sizi anladığını varsaydığınız nokta itibariyle gerçekliğini kaybettiği bir gerçek. Yakan, kavuran, hırsla yeniden çabalamaya yol açan bir alev bu. Yazmanın sonunun gelmemesi, okumanın bu denli hararete sürüklemesinin müsebbibi. İçtikçe susatan, okudukça okutan sözcükler dizilimi; kitaplar…

Hiçbir insan yok ki, tam olarak aynı zamanda, aynı şekilde, aynı koşulda sizin gibi varolsun. Aynı karından doğmuş, aynı memeden süt emmiş kardeşler bile beş benzemez olur. Çünkü üstlerine düşen ışığın detayına hâkim bir farklılık vardır ruha ve yüreğe sinen. İşte o minicik fark insanı biricik yapan. İşte bu koca detay bizi kendimizi anlatma ve diğerini anlama çabasına iten. Farklılıkların zenginlik olduğunu biliyoruz değil mi?

Günün sonunda birbirine eklemlenmiş duygular ruhtan süzülüp satırlara dönüştüğünde sizi anlamasını umduklarınızın o yakamozun ışığında ve yıldızın izlediği yolda aynı hazzı paylaştığını bilmek ayakta tutar insanı.

Yaşadığınız anlarınız kadar, yaşattıklarınız da bol olsun. Sonsuzluk en güzel seçenek çünkü 💜

Kına Yakmanın Püf Noktaları

Kimyasalların giderek daha çok hayatımıza girmesi rahatsız edici değil mi? Tam olarak doğal yaşama geçemesek de elimizden gelen bir şeyler var bu konuda yapılabilecek. Kendi hayatımda uyguladığım bazı önerileri paylaşacağım zaman zaman. Birbirimize bu konuda ilham verirsek, üstümüze çullanan bu yükü daha iyi kaldırırız diye düşünüyorum.

Saçlarıma uzun süredir kına yakıyorum. İlk zamanlar besleyici olması sebebiyle tercih ediyordum. Fakat artık hem beyazlara alışma sürecinde, hem de rengi yüzünden tercihim.

Öncelikli olarak kına yakmanın bir tür ritüel olması ve uzun zaman alması korkutuyor insanı. Oysa kuaföre verilen süre ve bütçe düşünüldüğünde bir anda göze daha sevimli ve kolay geliyor. 😉 Kına hazırlaması 15 dakika kadar süren, saçta ise en az 3 saat, en fazla 2 gün kalan bir uygulama. Zamanlama sizin sabrınıza ve istediğiniz renge bağlı biraz. Ben genelde akşam yatarken yakıp, sabah yıkanmayı tercih ediyorum. Ama bir tam gün bekletip, denize bile gitmişliğim vardır o şekilde. 😲

Kınanın ham maddesine ilave edecekleriniz size bağlı. Sadece ılık su ile kararsanız size saçınızın baz rengine bağlı olarak turuncu-kızıl karması bir renk verecektir. Bu nedenle ilave materyaller önemli.

Onlarca denemeden sonra vardığında sonuç, ek maddelerin hemen her şeyden elde edilebilir olduğu ve hayal gücünün sınır tanımadığı oldu. Ne renk istiyorsam, algılarımı o renge doğru açıyorum ve toplamaya başlıyorum. Mesela mora çalan bir renk için pancar, kırmızı soğan, mor çiçeklerin yaprakları işe yarar. Kahverengi tonları için ceviz yaprağı, kimyon ve tarçın çubuğu iyi fikir. Daha siyah bir renk siyah zeytin, çörek otu ve koyu bir çay demi ile elde edilebilir. Biraz sizin zevkinize, biraz da hayal gücünüze kalmış.

Tüm bu malzemeleri iyice kaynatmak, süzmek ve ılık şekilde kınaya karıştırmak gerekli.

Rengin yanısıra, besleyici olması için maske niyetine yumurta sarısı eklemek iyi bir fikir. Beyazı kurudukça saç derisinden rahatsızlık yaratacağı için mutlaka ayrılmalı.

Özellikle baş ağrıları için tuz ve rengin daha iyi oturması için bir tutam şeker atabilirsiniz.

Daha kolay sürülmesini zeytinyağı karıştırarak sağlayabilirsiniz. Kınanın yoğunluğu fazla olmamalıdır, yoksa sürerken zorlanabilirsiniz.

Saç derisine denk gelen yerleri ıslak mendille hemen temizlerseniz sorun olmaz. Kurumuşsa, kül veya kolonya deneyin.

Saça masaj yaparak iyice yedirdikten sonra bir gazete kağıdı ile sarın. Üstüne geçireceğiniz ve kenarlarını saracağınız külotlu ince çorap kınanın akmamasını sağlayacak. Sonrası güzel bir yazma ile otantik bir görünüme kavuşmak.😊👋

Kınayı yıkandıktan sonra koyu renk bir havlu tercih edin. Birkaç yıkama daha akacaktır ve kumaştan çıkmaz.

Eğer saçlarınız boyalı ise ve kınaya dönmeyi istiyorsanız, uzamasını beklemeden denemenizi öneririm. İlk birkaç seferde dilediğiniz gibi olmayabilir ama kuaför de rengi her zaman tutturamıyor sonuçta, değil mi?

Beyazlar saçınızda röfle benzeri bir etki bırakacaktır. Bu nedenle sık aralıklarla onların rengini de koyultma yoluna gidebilirsiniz. Birkaç kınadan sonra onların da arada daha az farkedildiğini göreceksiniz.

En güzeli de insanda daha sağlıklı, yumuşak ve parlak saçların, üstelik bunu kendisi yapmış olmanın verdiği keyif ve gurur. Kınayı hazırlarken müziğiniz, belki şarabınız ve çocuklarınız yanınızda olsun. Onlara nefis çocukluk anıları vermiş, ritüellerle tanıştırmış, içinizdeki kadîm kadın gücünün farkına varmış olacaksınız. Ne dersiniz, denemeye değer değil mi?

Güneş Batarken

Bir anda ‘hadi’ dedim çocuklara. Bulaşıkları makinanın içine yerleştiriyordum. Bıraktım öyle, kapağı açık, masa dağınık. Ayağımızda terlik yola düştük. Yaz geldiğinden sabahları güneşi selamlayamıyoruz nicedir çünkü. Özledik gelişini, gidişini.

Hızlıca inmek gerekti sahile, çünkü vakit dardı. Bekletmeye gelmez, aniden sığınırdı geceye. Neredeyse koşar adım aldık yerimizi tam karşısında denizin, güneşin, ve teknenin; tam altında iğdenin. Denizin iyot kokusuna, meltemin serinliği, ağacın iğde kokusuna, çocukların neşesi karıştı.

Biraz oyun, biraz hikâye; biraz geçmiş, biraz gelecek. Anılarına yenisini ekleyip, güneşi sarıp sarmaladık ve günü neşe içinde kapattık. 15-20 dakika çaldık hayattan, ömrümüze ekledik 😉

Yetenekli Çocuğun Dramı

Alice Miller psikoloji dünyasında çok bilinen, 80’lere kadar mesleğini fiilen yapmış, sonrasına kendini yazmaya adamış ödüllü bir psikanalist ve yazar. Şimdiye kadar Türkçe’ye çevrilen 4 kitabından ikisini, Hayat Yolları’nı ve Yetenekli Çocuğun Dramı’nı okudum. Güncellenen son kitap olarak Yetenekli Çocuğun Dramı daha fazla kendinden söz ettirse de ben Hayat Yolları’nı daha çok sevmiştim.

Alice Miller, meslek yaşamı içinde Freud ekolünün iyi bir temsilcisi ve savunucusu noktasından, tamamen çocuğa odaklı bir noktaya gelmiştir. Her iki kitabı da bu anlamda net bir duruş sergiliyor. Çocukluk, özellikle de ilk yaşlar yetişkin hayatın barındırdığı tüm duygu, davranış, iyi veya kötü çalkantıların tümünden sorumludur çıkarımına giden bir söylemi, danışanlarının hikâyeleri ve çıkarımları ile destekleyerek vurguluyor.

Beni ikna ettiği, içime dokunduğu, bir anda ciddi bir uyanış sağladığı yanları oldu kitapların. Bazı cümlelerin içinde kayboldum. Çocukluğuma ve sonra kendi çocuklarımın hayatlarına derin bir yolculuk yapmama sebep oldu. Bazı noktalar netleşti hayatımda.

Öte yandan herşeyin, ama neredeyse herşeyin, bu döneme bağlanması, dahası bu dönemde yaşananların hiçbir koşulda yardımsız ve tramva öncesi hatırlanamıyor olması beni soluksuz bırakan bir çıkarım oldu. İlk çocukluk döneminde anne ve babanın koşulsuz kabulü sebebiyle onlardan gelen tüm davranışların ve duygu aktarımlarının sorgusuz içselleştirilmesi, sorunlu duygu ve davranışın farkına varamamaya sebep olur söylemi mesela… Sadece bu nedenle kitapları okuduğum için üzüldüm desem pek yalan olmaz. Ben bu insanı umutsuz bırakan söylemleri sevmiyorum.

Kitap olarak okuması, hem içsel yolculuk kesintilerine sebep olması (ki aslında nefis bir durum bu), hem de açıklamaların bir noktada hep aynı çıkarıma hizmet etmesi sebebiyle biraz zor diyebilirim.

Kendinizle ve ailenizle ufak da olsa bir derdiniz varsa, dahası çocuk yetiştiren biri iseniz bence okuyun. Pek çok ebeveyn kitabından yeğdir.

“kişinin çocukluğunda oyuna kendini kaptırarak bir şeyi elde etme hevesi içinde ve tamamen kendisi ile baş başayken bir görevi yerine getirmek için çağrılması ve ‘doğru dürüst’ bir şeyle uğraşmaya zorlanması, dolayısıyla yaratıcı bir biçimde kurmaya çalıştığı çocukluk dünyasının başkaları tarafından bu yoldan darmadağın edilmesi yetişkinlikte hazırlanan bir ortamda ana hatları ile hep yeniden sahneye konmaktadır.” sf 69.

“Çocuklarımızın onlara acı verdiğimizi kavrayıp bunu dile getirebilmesi ve böyle yaparak bizr hatalarımızı ve ihmallerimizi görüp özür dilememiz için fırsat vermesi büyük bir şanstır. Bu özür dilenince, çocuklarımız şiddet uygulayan gücün, ayrımcılığın ve aşağılamanın kuşaktan kuşağa aktarılan zincirinden kurtulabilir. Erken yaştaki çaresizliklerini ve bunun doğurduğu öfkeyi bilinçli olarak yaşayabildikten sonra kendilerini çaresizlik anlarında güç kullanarak savunmalarına gerek kalmaz. ” sf 93.

Telgraftan Tablete

Bugün kitap kargomdan pek çok güzel kitap çıktı.

Elime ilk ulaşan kitap Evrim Kuran’ın kuşaklar teorisini anlattığı Telgraftan Tablete kitabı oldu. Yıllar önce Evrim Kuran’ı bir seminerde dinleme fırsatı bulmuş ve anlattıklarından çok etkilenmiştim. Hatta o zaman bunun hakkında şurada okuyabileceğiniz bir yazı da yazmıştım. Kitabı da konuşması gibi akıcı ve nokta atışı isabetlerle dolu. Bu sebeple sanırım bir çırpıda okudum.

Kitap daha önceden okuduklarıma pek yeni bilgi eklemedi aslında. Çünkü bu konu benim için epey ilginç olduğundan yabancı kaynaklarda da epey okumuştum. Fakat yazarın kendi aile hikâyeleri ve kullandığı nefis dil kitabı son derece cazip kılmış. Her bir kuşağın kendi ailesindeki izdüşümü bireyini anlatan yazar, kuşakların yaşadıkları zaman diliminde Türkiye koşullarına bakmayı da ihmal etmemiş. Bu noktada epey bol olan toplumsal olayları da gayet yerinde analiz etmiş. Görmek isteyip de rastlayamadığım tek olay ‘gezi’ oldu. Y kuşağı bölümünde neden yer vermediğini merak ettim aslında. Onun bakış açısı ile okumak isterdim.

Özellikle henüz derin bir analiz için yeterli veri oluşmayan Z kuşağı yani çocuklarımız hakkında, geleceğe dair umut vaadeden, dahası coğrafyayı keskince eleştiren bölüm benim favorim oldu.

Kurumsal hayat eksenindeki bölümleri çalıştığım zamanlardaki ortamımı düşünerek okudum. Son derece iyi tespitler ve çözüm önerileri var. Özellikle insan kaynakları ve yönetici seviyelerinde okunması epey faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

Çocuklarımın öğretmenleri BB kuşağından. Öğretmen olan ve çocuklarımızı yetiştirirken her daim yanımızda olan annem ve babam da öyle. Sık sık biraraya gelmeye ve çocuklarla vakit geçirmesine özen gösterdiğimiz ananem ise sessiz kuşaktan. Biz eşimle tam anlamıyla X kuşağıyız. Etrafımızda hatırı sayılır Y kuşağı arkadaşımız var. Çocukların ikisi de Z. Anlayacağınız birlikte yaşamak adına çok fazla ‘bağlama’ ihtiyaç duyuyoruz. Kitap bu anlamda nefis öneriler barındırıyor.

Birkaç güzel alıntı yapmak isterim.

“Ait olduğunuz nesil, size şekil veren neslin bir benzeri değildir; size şekil veren nesle şekil veren neslin bir benzeridir.” sf.26

“Galatı meşhur, lügati fasihten evladır…” sf.71

Nefis laf, yeni öğrendim.👍

“Oysa ironi ne ince bir sanattı; okur olmadan yazar olanların mezbahalarında murdar oldu.” sf.90

  • ” Akıllı telefonlar olmadan önce ne yaptığınızı hatırlayın; çocuklarınızla oyun oynayın.
  • Akşam yemeği sohbetlerini ihmal etmeyin. Yemek masasından telefonları kaldırın; yemek esnasında televizyonu kapatın.
  • Çocuklarınıza günlük ev işleri sorumlulukları verin: Masa kurmak, yatak toplamak, bulaşık yıkamak gibi. Sorumluluk öz değeri artırır.
  • Abur cuburu azaltın; meyveyi sebzeyi artırın.
  • Kendi kendilerine oyun kurmalarına, kendi başlarına ( dijital olmayan) oyunlar oynamalarına izin verin.” sf.148

Eline, diline, emeğine sağlık. Hararetle tavsiye 📚💖👍

Sorgulama

Hayattaki en zor şeylerden biri insanın kendini sorgulaması. Doğruyu bilebilir, bilmiyorsa öğrenebilir, içselleştirip uygulayabilir. Ama sonucu koşullar belirler. Her zaman ideal koşulların olmadığı gerçeğine istinaden sonuç, doğrunun getireceğinden bağımsız gerçekleşir.

Sorgulama bu noktada insanı hizaya sokar. Bildiği doğrunun yanlış sonucu öfkeyi, isyanı, çaresizliği hissettirir. Güçsüz ve güvensiz insan, önce kendini sorgular. Bildiği doğruyu! Ve bam! Çelişki yer, bitirir ruhu veya yüreği.

İş hayatı, okul hayatı, evlilik, çocuklarla ilişki, sosyal hayat… Bunların şu an yaşadığınız gerçekliği işte bu doğru bildiklerinizi uygularken önümüzdeki ideal olmayan koşulların yarattığı sonuçlardır. İyi veya kötü olmalarından bağımsız, neyse o!

Yapabileceğiniz tek şey, yaşayanların hikayelerine ve bildiklerine sığınmak. Okumak, sanatı içselleştirmek, gerçek sohbetler ve geziler yapmak. Bu arada ağız dolusu kahkahayı ve gönül dolusu sevdayı salıverin gitsin. Hayat bu be!