İçimizdeki Güç

Gündemi belirleyen nedir? Düşünceler, aile, çevre, koşullar, günlük yaşam, kitaplar, televizyon, ülke, dünya… ve daha nicesi. Peki bu kadar çok seçenek varken neden olumsuzluklar gündemimizi bu kadar meşgul edip, diğer tüm alanlara yayılıyor düye düşünüyorum bir süredir.

2 yıl önce Gezi olayları süresince, cumhurbaşkanılığı seçim dönemi boyunca, çocuklarla, kadınlarla ve Suriye’deki savaşla ve ülkedeki Suriyeli’lerle ilgili haberler yoğunlaştığında ben de dağılıyordum. Çünkü içim dağlanıyordu. Çocuklarıma, kocama, hatta günlük konuşmalarıma sirayet eden bir karamsarlık, umutsuzluk, en çok da öfke ile doluyordum. Ve mutsuz oluyordum. Mutlu olacak birşey göremiyor, elimden birşey gelmemesine sinirleniyor, gelecekle ilgili huzursuz hissediyordum. Bu bir süre devam etti böyle.

Sonra bunu yapmamaya karar verdim. İyilikle kötülük yanyana. Ödül ile ceza kolkola. Hayat böyle birşey. Neyi seçeceğin sana kalmış. Elbette savaştan, şiddetten, açlıktan bahsetmiyorum. Hayat Güzeldir filminde bir Nazi kampında bile mutluluğun ve oyunun bulunabileceğini anlatır Roberto Beningni. Karnımız tok, sırtımız pek, yavrularımız sağlıklı iken nedir bize batan peki, değil mi?

Ben de ruhumdaki siyahtan arınmayı seçiyorum. Kötü olan her ne varsa bize verilen birer hediye, bizim daha güzeline varma için sınavımız diye umuyorum, buna inanmak istiyorum. Elimizden gelen birşey varsa bunu bulmak ve hayata geçirmek de ödevimiz.

Çocuklarımızı “insan” yetiştirip, dünyanın ve yaşamın bir “nimet” olduğunu bilecek şekilde eğitmek bizim elimizde.

Hayatımızı öfke ile, sinir ile hezeyanlara boğmamayı seçme gücümüz var.

Kendimizi tanımak, büyütmek, anlamak, hayata katmak içimizde. Onu bulmak da zor olsa da eğlenceli ve huzur dolu bir yol.

Bana bu yolculukta eşlik eden başucu kitaplarım aşağıdakiler. Zamanı anlamlandırmak, tarih bilincinin aslında “insan” düşünüldüğünde ne kadar da gerekli olduğunun farkına varmak için. İnsanı anlamak, kadını tanımak için. Çocuğumuzla büyümek, kendimizi büyütmek için. Dönüp dönüp yeniden okunası… Yazanların eline sağlık. Her biri birer hazine.

kurtlarla-kosan-kadinlar-clarissa-p-estes
Kitap hakkında Sevil Sarp’ın Uzunçorap’ta yazdığı nefis tanıtım/analiz yazısı için resme tıklayınız

Kardeş olmak mı? Evde iki çocuk olmak mı?

20140824_123519

Uzun uzun yazmayacağım. Sonuçta konu anlatılmakla bitmez durumda. Günlük hayat gözlemlerinden minik bir demet sadece.

Kardeş olmak; evde bir kardeşinin olması demek. 

Oyun oynarken her zaman seninle oynayacak birinin olması,
Küçük kardeşsen, daha deneyimli ve sakin anne baba 🙂
Büyüksen, pek çok şeyi arkadaşlarından daha erken yapabilmek demek, eee büyüksün ya 🙂

Arkadaş çevrenin ikiye katlanması, daha çok arkadaşının olması,
Birlikte dans edebilmek, birlikte gülüp, eğlenebilmek demek.

Yemekte curcunanın eksik olmaması, kim ne kadar yiyor kısmının arada kaynaması demek.
Banyo yapmanın her zaman zevkli olması, zira bol eğlence anlamına gelmesi demek.
Hasta olunca beraber mızmızlanmak da sıkıntıyı hafifletir. Acıları azaltır. Daha kolay ayağa kaldırır ayrıca.

Anne ve babaya karşı şirket kurabilmek, oyunlar çevirebilmek, birbirini koruyup, ebeveynleri tongaya bastırabilmek demek.

İki çocuk olmak; evde “kardeş” şeklinde kodlanan bir çocuğun daha olması demek.

Anne babanın bazen de kardeşinle ilgilenmesi demektir.
Yaşına uygun olmayan eğlencelere ! katlanmak demektir.
Dans ederken ilginin yarısını alabilmek demektir.
Eşyalarına eşlik eden birinin olması demektir ki; bu daha büyük yaşlarda daha da büyük bir problemdir.
Arkadaşlarının ya senden büyük olması, ya da kardeşinle daha çok ilgilenmesidir.

Sonuçta ister kardeş olsun, isterse iki çocuk; aynı karından doğmuş, aynı memeden emmiş olmak, aynı kanı taşımak, aynı ailede büyümek, tüm çocukluk anılarına ortak olmak harikadır. Zevklidir. Daha curcunalı bir hayatı, daha sağlam bünyeyle yaşamak demektir. Güzeldir.

Tavsiye edilir. #kardeşşart… Davranın gençler 🙂

Pek şahane bir yazar ve kitapları: Sara Şahinkanat

Akşam banyosundan sonra benim bıdıklara “hadi kitap seçin” diyorum. Kuzular seçtikleri kitapları yanıma bırakıyor ve kızım ranzasına tırmanıyor, oğlum yatağına yerleşiyor. Ben önce onların seçtikleri kitapları okuyor, uykuya çeyrek kala “sıra annenin kitabında” diyerek kendi kitabımı sesli okumaya başlıyorum. İşte o anlar pek güzel. Hele bir de bu esnada yavrular uyuyakaldı mı, misss 🙂

20150125_110904

Aslında çocukların kitaplarını anlatacaktım ben: Her ikisi de bu seramoniye ve dolayısıyla kitap okumaya bayılıyor. Ege bir kitaba her daim aynı ilgi ve iştahla saldırırken; Ela bir kitaba takılıp kalmayı tercih etmiyor. Bu süreci gözlemlemek, onların bu farklılıklarını bilerek hareket etmek çok zevkli. Kendimce eğleniyorum işte 🙂

Ela ile zaman zaman D&R’a gidip kitap alıyoruz. Hiç kitap okuma etkinliğine katılmamıştık. Yurtdışında hiçbir şeye değil ama, sadece çocuk kitapları satan kitapçılara hep özendim ben. Hatta Meg Ryan ile Tom Hanks’ın “Mailiniz Var (You’ve Got Mail)” filminden aklımda kalan en güzel sahneler de çocuk kitapçısında geçen sahneler.

Geçtiğimiz günlerde ilk kez bir yazarın kitap okuma etkinliğine katıldık sevinçle. Anadolu yakasında Caddebostan Sahilyolu’ndaki minik “İyi Cüceler” kitapevinde; Sara Şahinkanat’ın Üç Kedi Bir Dilek kitabını dinledik yazarın sesinden.

13122013141635_SaraSahinkanat3

İyi Cüceler minik, sıcak, son derece sevimli bir çocuk kitap evi. Yolunuzu düşürün mutlaka. Bize uzak olduğu için nadiren gidebiliyoruz 😦

Ela çok mutlu oldu. Sara Şahinkanat harika bir okuma yaptı. Kitabı kocaman, dev boyutlarda bir edisyonundan okudu ve çocuklar bayıldılar haliyle. Sonrasında tüm kitaplarımızı imzalatmak istedik kendisine ama bekleyenlere ayıp olmasın diye sadece Yavru Ahtapot’u ve Üç Kedi Bir Dilek‘i imzalattık iki kardeş adına. Biri Ege’ye, biri Ela’ya 🙂

uckedibirdilek-kapak

Kitap, Ayşe İnan Alican’ın harika çizimleri ile hayat bulmuş. Piti, Pati ve Pus isimli şahane kedicikler, onları koruyup sevme hissi uyandıracak kadar canlılar. Kayan yıldızlar, leylek hanımın dahil olduğu bir oyun, çatılarda yıldızları seyretmeler, kömür tozlarına bulanmalar, boğaza takılan kılçıklar… Kitap arkadaşlığın nelere kadir olduğunu anlatan harika bir macera. Özellikle 2-5 yaş çocukların bayılacağı türden.

Yeri gelmişken; Sara Şahinkanat kitapları, özellikle de Ayşe İnan Alican çizimleri eşlik ettiğinde nefisler. Her birinde naif, ilgi çekici, sıcacık bir öykü var. Biz her birisini ayrı bir zevkle okuyoruz. Çizimler de hikaye gibi kendine has, zevkli, eğlenceli ve komik 🙂 Hepsini de defalarca okumuş bir anneden tavsiyedir.

yavru-ahtapot-kapak

web_sara_sahinkanat

Yavru Ahtapot Nino, 8 kollu olmaktan dolayı çok mutsuzdur. Her sabah giyinirken aynı terane zorlamaktadır onu. Taa ki o sabah yılan balığını ve yavrularını o zor durumda bulana kadar. O sabahın kahramanı Nino, kahramanlığının sebebi de cesareti ve 8 koludur. İnsanın farklılıkları ile kendini sevmesi ve vücudu ile mutlu olması, bundan daha tatlı anlatılabilir mi?

Bizim dinleme şansımız olmadı henüz, ama yine kocaman kitaplardan harika bir anlatımı olduğuna eminin Sara Şahinkanat’ın Nino’yu.

Ayrıca bu kitap, Soma faciası sırasında benim durumu çocuklarıma anlatabilmeme de faydalı oldu. Zira o dönem biri 3, diğeri 5 yaşında idi. Göçük altında kalma olgusunu, anlayabilecekleri şekilde anlatmada çok faydalandım.

309082

Maymun Kral Muni, biraz afacan galiba 🙂 Bir önceki oyunda mızmızlık yaptığı için oyna dahil etmez arkadaşları onu. O da eğlenceli bir yol bulup, dahil olur oyuna. Biraz zorluk çıakrsa da arkadaşlarına, onların da minik bir sürprizi vardır Muni afacanına. Hep beraber eğlenmenin bir dolu yolu var, yeter ki arkadaşlar affetmeyi ve gülmeyi unutmasınlar.

436022

İki kardeş anneleriyle güzel bir gün geçireceklerdir. Ve elbette kanayan dizlerinden, acıkan karınlarına, doyurmaları gereken bir minik kedi yavrusundan, martılara, yırtılan bir yelkenden, gölgede okunan Üç Kedi Bir Dilek kitabına kadar pek çok şeye ihtiyaçları olacaktır. Neyse ki annelerinin muhteşem bir çantası vardır ve tüm bunları düşünmüştür. Acaba çanta mı, yoksa miniklerin muhteşem annesi mi düşünmüştür tüm bunları?

annemincantasi-02

Yine Ayşe İnan Alican çizimleri. Nefisler. Üstelik Ela ve Ege yaşlarında bir abla-kardeşin çizimleri var. Daha ne isterim?

kim_korkar_kirmizi_baslikli_kizdan_ciltli_2009_10_13_88679

yavrukurt_02-334_b

Kırmızı Başlıklı Kız masalını hepimiz biliyoruz değil mi? Peki minik kurdun ağzından dinlediniz mi hiç? Minik kurdun kırmızı başlıklı kızdan, büyükannesinden ve en çok da avcıdan kendini koruyarak, ormanda tek başına geziye çıkabilmesi için neler yapması gerekli biliyor musunuz? Annesi bir bir öğretiyor yavrusuna. Bu arada biz de harika yuvalarına misafir oluyoruz. Nefis çizimler, harika bir bakış açısı ve naif bir masal… Kitap hakkında başka bir yorum da okumak isterseniz tıklayın 🙂

Sırada Beyoğlu Macerası var 🙂

phpThumb_generated_thumbnail

Bu arada Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan dışındaki kitaplar Yapı Kredi Yayınları’ndan. Beyoğlu’ndaki ana binada %20 indirimli alabilirsiniz. Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kız’dan ise Kır Çiçeği Yayınları’ndan çıktı.

Yoldan Gönüllü Çıktım – Beliz Kudat

Guatemala, bizim bildiğimiz adıyla Maya ülkesi, yüzyıllarca süren İspanyol sömürgeciliği, ancak 1996’da sona eren, 40 yıl süren iç savaş, uyuşturucu baronları, her anlamda yoğun ABD sömürgeciliği sayesinde eğitimsiz ve fakir kalmış bir ülke. Yetersiz beslenme ve doğum sırasında ölümlerde dünyada 3. sırada. Pek çok Afrika ülkesine göre bile oldukça kötü durumda.

Beliz Kudat eski bir beyaz yakalı, gazeteci. Şimdilerde gezgin, gönüllü.

İşten bunaldığı, kendini sorguladığı bir dönemde bu ikilinin yolları keşisiyor. Beliz kendini Guatemala’da bir yetimhanede gönüllü olarak buluyor.

İşte aşağıdaki kitap, o dönemde bloğunda anlattığı bu serüveni karar alma sürecinden başlayıp, Orta Amerika gezilerine uzanarak anlatıyor. İlk bölümde yolculuğunun nedenlerini, nasıllarını anlatıyor. İkinci bölüm ise yetimhane sonrası yolculukları ve bu serüven sırasında akrşılaştığı insanları anlattığı bölüm.

Kitap akıcı, rahat okunan bir dille neredeyse tüm beyaz yakalıların imrendiği bir hayat dilimini sunuyor. Bu anlamda oldukça keyifli.

Beliz daha sonra Afrika’nın en küçük ülkesi Gambiya’da başka bir projede gönüllü olarak çalışıyor. Şimdilerde ilk kitabının imza günlerine katılıyor ve Gambiya’yı anlattığı ikinci kitabı üzerinde çalışıyor bildiğim kadarıyla.

Okunmaya değer bir kitap…

4 Sarışın… Candace Bushnell / Artemis Yayınları

4 SarışınSex and the City seyretmeyi seviyorsanız,
Çalışmaktansa köşe dönmeyi amaç haline getirmiş şehirli kadın hezeyanları ilginizi çekiyorsa,
Plaza kadınını bile masum gösteren bir parti dünyasını okumak keyif veriyorsa,
Kafanız kitap bile kaldırmıyor ve öylesine okumak ve dinlenmek istiyorsanız,
Kolay okunan, eğlenceli bri kitap okuyasınız varsa;

okuyun… Dün akşam bitirdim, pek eğlendim.
Sex and the City’nin yazarı Candace Bushnell’in, Artemis yayınevinden çıkan, akılda benzer tat bırakan bir kitabı…
4 Sarışın…

Çocuk Kitapları Öneri Listesi

Çocuklarıma okuduğum kitapları yazıyorum buraya. Ama bir yandan sürekli çocuklara farklı neler okuyabilirim, başka neler var diye de bakınıyorum. Bu arada farklı bakış açıları ve kültürlere sahip insanların önerilerinden de çok faydalanıyorum. İşte şimdi size Mehmet Ali Başaran‘dan bir kitap önerisi listesi. Bazılarını okudum, bazıları da çocukların uygun yaşlara gelmelerini beklediğim için listede. Değerlendirmenizi öneririm.

Detaylara bakmak için buraya ve buraya gidiniz lütfen.

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi – Luis Sepulveda – Can Yayınları

Küçük Prens değil Küçük Kara Balık’tı benim favori kitabım. Bu kitabı okuyana dek! Omzunuza şirin bir kuş konsun, nasıl bir his kaplar içinizi. İşte böyle! Bir çocuk kitabı nasıl olmalı, büyüklere nasıl okutacağız bu kitapları sorularına verilmiş şık bir cevap. Hızlı, muzip, zekice kurgulanmış, bol şenlikli bir eğlence. Üstelik derince. Dile kolay: 48 dile çevrilmiş bir roman. Maceraya bekleniyorsunuz.

Gagalar, Patiler ve Başka Güzel Şeyler – Faruk Duman – Can Yayınları

Hayvan dostlarımızın dünyasına yakından bakıyorsunuz. İç açıcı, nefes açıcı, sevgi açıcı, ilgi açıcı denemelerin elinden tutup ilerliyorsunuz. Hayvan deyip geçmiyor, hayretlerinize hayretler ekliyorsunuz. Bütün bunları hiç sıkılmadan yapıyorsunuz. Yetmez mi?

Ortanca Balık – Hanzade Servi – Tudem Yayınları

Bu kitabı karım okuyor, ben dinliyordum. Hatırlıyorum, özellikle yarısına gelene kadar güle güle bir hâl olmuştum. Öyle ki az kalsın kanepeden yuvarlanıyordum! ‘Bu kitabın yazarı olmayı çok isterdim’, dediğim, bilmem kaçıncı kitaptır. Hoş tatlardan bir başkası kalıyor geriye, sizinle. Yepyeni bir meyve tadar gibi. Uruguay’da mesela.

Aisopos Masalları – Nurullah Ataç – YKY

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit misali, hayvanlar aracılığı ile insan’a insanları anlatan kıssadan hisse, atasözü tadında masallar. Hayvan masallarının atası, üstadı Ezop’tan geliyor. Nurullah Ataç titiz bir çeviri ile eşlik ediyor. Türlü türlü hayvanlık halleri insanlara çok şey söylüyor. YKY yine güzel bir baskı yapmış. Çikolata gibi kitap arkadaş. Gel vatandaş!

Hayvanlar Toplantısı – Erich Kastner – Can Yayınları

Çocuklara pek çok konu kuru kuruya anlatıldığı için mi acaba başarı sağlanamıyor? Yazarlara bu yüzden ihtiyaç duyuyor olabiliriz. Hatta edebiyat bunun için var denebilir. Sulu sepken yağarken fark etmek için, dank etmek için, sezmek, duymak, görmek, bilmek için. Mesele, bilmekleri giyinebilmek, öyle değil mi? Kitaplar bunu sağlayabilir. Sağlamasını yapalım!

Güneşi Bile Tamir Eden Adam – Behiç Ak – Günışığı Kitaplığı

İsmi ele veriyor kendini, önemini. Bu çağın çocuklarını tüketim çılgınlığının şerrinden koruyacak ilaç gibi bir kitap. Karikatürcü, çizer, yazar Behiç Ak, dünü bugüne bağlıyor. Bağlarken ak’lıyor. Tamir Sevaptır, demiş Mustafa İslamoğlu. İslam’dan hiç “bahsetmeyen” bu kitaplar çocukları İslam’ın, temiz fıtratın, doğanın oğlu veya kızı yapacak. İnsanlığın ortak iyiliği tecelli edecek. Dünya daha güzel bir yere gelecek, yaşamak nimeti, daha fark edilesi hale gelecek.

Kim Duma Dum Kime – Gökhan Özcan – Uğurböceği Yayınları

Her iyi yazar çocuklara yazmıyor. Yazanların acaba ne kadarı çocuklara yazmanın hakkını verebiliyor? Bilmiyorum ama Gökhan Özcan bunu başarıyor doğrusu. Keyifle okuyor, daha yok mu, diye soruyoruz.

Para Diye Birşey – Fatma Börekçi – Salıncak Yayınları

İşte kıyıda köşede kalmış iyi bir kitap daha. Dili çok iyi. Kulağı çok iyi. Burnu iyi. Gözleri keskin. Sınıfta geçen 15 öykü. Bir bardak ılık süt içer gibi okuyorsunuz. Afiyet olsun!

Levent – Mustafa Orakçı – Timaş Çocuk

Levent, fırlamanın teki! Kendisi gibi arkadaşları ve başa bela bir kardeşi var. Eli işte gözü oynaşta. Hep bir macera. Seyyah mı olacak ne, gitmediği yer yok. Çanakkale, Pamukkale, Rize, Mardin… Allah bilir, şimdi nerde? Alttan alta bizi ilgilendiriyor ve bilgilendiriyor. Mustafa Orakçı daha ilk sayfada, kendini tanıtırken sanatını konuşturmaya başlıyor.

Masal İçinde Masal – Gianni Rodari – Can Yayınları

Bu ismi bir yere yazın. Her kitabı okunmaya fazlasıyla değer. Rodari, Masal İçinde Masal’da eski ve yeni masalları siz “vay be!” derken öyle bir harmanlıyor, bağlıyor ve çözüyor ki! Her masala üç farklı son yazılmış. Artık hangisi işinize gelirse! Hayranlık uyandırıcı bir üretkenlik, ufuk açıcı bir rehberlik. Cambaz gibi bir yazarın bahçesine gelin, şaşın kalın.

Çocuklara En Güzel Masallar – Aziz Nesin – Nesin Yayınları

Usta anlatıcı Aziz Nesin’den derin göndermelerle örülü masallar. Çocuklara hitap eden kaliteli kitaplar ‘büyüklere’ de hitap eder az çok. Bu kitap sanki önce büyüklere yazılmış, sonra küçüklere. Büyüklerin çocukluğuna yazılmış mı demeli yoksa. Her hal ve şartta bir kült kitap var karşımızda. Cumhurbaşkanına da hediye edilebilir, 2-C sınıfı başkanına da.

Arkadaşım Horoz, Leylek Ve Diğerleri – Güldem Şahan – Tudem Yayınları

Bu kitabı okuyanların içinde hayvan sevgisi yeşerecek, dal budak salacak. Evet, hayvanlara içten bir bakışla oluşturulmuş, sıcacık öyküler. İnsanların hayvanlarla sağlıklı ve cana yakın ilişki kurmalarını cazip bir teklif haline getiriyor yazar. Hayvanları köleleştirmeden, esir etmeden çok sevebiliriz. Onlardan çok şey öğrenebiliriz. Şaşılacak derecede çok şey. Çünkü her biri ayrı birer mucize!

Bir Şeftali Bin Şeftali – Samed Behrengi – Can Yayınları

Apolitik, fastfood tatsızlığında, boyalı, barbili, mırın kırın kokan, ııı mııı eden, vıcık vıcık kitapları çöpe atın. Samed Behrengi size “iyi uykular” değil, “günaydın” diyor. Küçük Kara Balık’ı okumuşsunuzdur. Bu defa dalından kopmuş bir şeftali anlatıyor hikâyeyi. Bundan böyle şeftali yerken, Behrengi’nin Şeftalisi aklınıza gelecektir. Boyun eğmeyen bir Şeftali.

Mutlu Prens – Oscar Wilde – İş Bankası Yayınları

 

Müthiş bir zeka ürünü, leziz mi leziz bir mizah sonucu, zımba gibi bir kitap. İyi bir çocuk kitabı sadece çocuklar için değil, yetişkinler içindir de. Yetişkinler için de değerli, eğlenceli ve esinleyici. Mustafa Ruhi Şirin boşuna demiyor: “Her masal galipleri ve mağlupları ile bir savaş alanı. Eğer masallar üzerine kuyu kazar gibi düşünürsek politika sanatı’nın birçok girift noktasını masallarda bulabiliriz.”

Momo – Michael Ende – Kabalcı Yayınları

Momo ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü. Avrupa Gençlik Kitap Ödülü Şeref Listesi’nde yer alan, 38 dile çevrilmiş efsane bir kitap. Yazarın hayal gücü karşısında saygıyla eğiliyorsunuz. Derken yeni bir Michael Ende kitabı okumak için derhal harekete geçiyorsunuz. Bitmeyecek Öykü’yü, sonracığıma, Özgürlük Hapishanesi’ni elinize alıyorsunuz. Kaçarı yok!

Pinokyo – Carlo Collodi – İş Bankası Yayınları

 

Piyasada yığınla çocuk klasiği çevirisi var. Ne var ki çoğu özensiz, kötü, çakmanın çakması kitaplar. Çok az yayınevi özenli, kaliteli iş yapıyor. İş Bankası Yayınları onlardan biri. Kitapları orijinal aslından, eksiksiz çevirileriyle sunuyor. Kaldı ki bazıları 100 Temel Eser içinde yer alan bu klasikleri çok uygun –sabit – bir fiyata (3 TL) satmaları ayrı bir güzellik. Pinokyo sevimli sempatik, hayli naif bir kahramanmış. Tadı damağımda kaldı.

Ağaca Tüneyen Baron – Italo Calvino – YKY

Usta yazarın, soylu bir aileden gelen, on iki yaşındayken babasına isyan edip ağaca çıkan ve bütün ömrünü ağaçlar üstünde geçiren bir çocuk üzerinden kurduğu ütopyayı okuyorsunuz. Güçlü kalem, yaratıcılık ve derin göndermeler bir arada. Bu da mı “çocuk kitabı”!? Atalarımız adlı üçlemeye ait bu kitap bir nevi insanlık tarihi hikâyesi. Her yaştan okur için.

Kır Kurdu Kitap Kurdu – Bibi Dumon Tak – İletişim Yayınları

Tibet Öküzü’nden Ebabil Kuşu’na, Mirket’ten Bonobo Maymunu’na birbirinden ilginç 40 hayvan anlatılıyor bu kitapta. Her hayvan bir mucize. Yok artık, diyorsunuz, daha neler! İnsanın aklı almıyor. İnsan hayvanları layıkıyla tanıyınca “hayvan” diye hakaret etme cahilliğinden sıyrılmakla kalmıyor, üstüne bir de, hayvanlara “sayın” diyerek hitap edesi geliyor. Kitap Allah’a inanmayanları yine kabak gibi ofsatta bırakırken, iman edenlerin imanını arttırıyor. Anlatımı 10 numara.

Bir Masal Anlat – Filiz Özdem – YKY

15 yazar 15 masalı yeniden anlatıyor. Herkesin bildiği masallar bu defa günümüzde geçiyor. Öyle ki Gezi Olaylarına da yer var, Barış Gelini’ne de… Masallar yeni biçimler ve ruhlar kazanırken hissediyorsunuz, yaratıcılık kıvıl kıvıl. Asıllarından iyi diyeceğimiz hale gelmiş masalların çoğu. Yorum’un, yeniden yazım’ın gücüne inanıyorsunuz.

Şeker Portakalı – Jose Mauro De Vasconcelos – Can Yayınları

Vasconcelos’a göre insanın düş gücü yardımıyla ortaya çıkarttığı özel bir yeteneği vardır. O da gerçeği değişik biçimlerde tahayyül ederek güzelleştirmek ve yüceltmektir. Dolayısıyla insan, çocuk kalbinin derinliklerinde gizli olan bu yeteneği koruduğu sürece mutluluk kapısını aralar, diyor Üzeyir Gündüz, Şeker Portakalı’nın yazarını, “acıların mayaladığı bir yazar” olarak tanıtırken. “Öylesine rahat, öylesine akıcı, öylesine samimi bir dil kullanıyor ki, sanki yazar olmaya çalışmamış da anasından yazar olarak doğmuş.” Vay be!

Şişkonun Bütün Adamları – H. Salih Zengin – Ağaç Yayınları

Nane, Filozof, Sırık, Palaska, Fıçı, Dört İşlem, Pasaklı, Keçe ve Tırmık. Bir yurtta kalan bu dokuz kahramanın başı, belletmen Kılkuyruk ile fena halde derttedir. Asıl dert gerçekte Kılkuyruk değil, birbirleridir. Mizahın ve hüznün kol kola yürüdüğü “Şişkonun Bütün Adamları” her yaştan insanın zevkle okuyacağı kaliteli bir çocuk romanı…

Yazar bir ıslıkla, şişkonun bütün adamlarını toplamış, 14 yıl sonra serinin 2. kitabı da yayınlanmış. Maceraya devamla…

Geyçek Kuybağa Pyens – Kaye Umansky – Çizmeli Kedi Yayınları

Dili ve mizahı üst düzey bir kitap. İlk sayfasından son sayfasına bu kadar eğlenceli bir kitap daha okumadım. Çizimleri de bir hayli komik. Kurbağa Prens hikâyesinin gerçekte nasıl olduğunu okuyun da ağlayın! Veya gülmekten ölün. Tercih sizin.

Kitaplardan Korkan Çocuk – Susanna Tamaro – Can Yayınları

Kitaplardan Korkan Çocuk, Susanna Tamaro’nun en sevilen çocuk kitabı. “Küçük Leopold, daha sekiz yaşındadır, gerçekten de kitaplardan çok korkmaktadır. Her yıl olduğu gibi sekizinci doğum gününde de, annesiyle babasının getirdikler armağan paketini heyecanla açar, ne yazık ki, o çok sevdiği, sahip olmak için can attığı bir çift koşu ayakkabısı yerine parlak kaplı iki kitapla burun buruna gelir. Hıçkırarak ağlamaya başlar. Kitapları öfkeyle yere fırlatır, gider odasına kapanır. Annenin babanın üzüntüsü büyüktür. Leopold de kendince haklıdır. Çünkü hangi kitabı açsa kara kara harfler, kara kara lekeler havalarda uçuşmakta, çocuğun başı dönmektedir. Oğullarının bu kitap korkusu hastalığını yenmek için annesi babası çareler ararlar, onu doktora götürürler, cezalandırma yoluna başvururlar. Sonunda Leopold, çareyi evden kaçmakta bulur. Kitap okumayı seven çocuklar ona kızmasınlar. Çünkü Leopold de haklı. Ama zaten bu kitabın büyüleyici yanı, onun evden kaçmasıyla başlıyor.”

Hayvan Öyküleri – Hüdayi Kalender – Uğurböceği Yayınları

Gerçek hayattan alınma, yaşanmış, yaşayanlarca anlatılmış 25 öykü. Hayvanların zekâları, dayanışmaları, fedakârlıkları karşısında insan hayret ediyor, ister istemez büyüleniyor. Hayatı paylaştığımız hayvanlara bakışımız olması gereken saygı ve sevgi seviyesinde değil ne yazık ki. Bu kitap bilhassa doğadan kopartılmış ortalama şehirli ve ortalamanın altında şuurlu insanları çok şaşırtacak. Bereketli hayretler içinde kalacak veya hayretlerinizi tazeleyeceksiniz. Her halükarda kârdasınız. Tipik bir kitapsever gibi. Siz kitapları severseniz, kitaplar da sizi sever.

Anne Olunca Değişen 18 Şey – Pascal Campion

Image result for pascal campion tutorialYetenekli bir sanatçının çizimleri yardımıyla öncesi/sonrası…

1. Anne olunca insan şöyle keyfince, sevdiği bir dizinin birkaç sezonunu ardı ardına izleyemiyor.

Ama her izlediği şeyin keyfine daha çok varıyor.

2. Sinemaya yeni gelen her filmi takip edip, izleyemiyor.

Ama izlediği her film yapılan bir tatlı kaçamak tadında dimağa yerleşiyor.

3. Arkadaşlarıyla akşam planları yapamıyor.

Ama kesinlikle plansız akşamları daha çok eğleniyor.

4. Şöyle sakin, uzun içki seansları yapamıyor.

Ama her yudumun keyfi ve sarhoşluğun hissi bir başka oluyor.

5. Daha yorgun oluyor her daim.

Ama yorgunluğu eskisinden daha çabuk geçiyor. Çocukların bir komik hareketi, o heyecanları, kapıda karşılamaları siliveriyor bedendeki yorgunluğu.

6. Fotoğrafları şöyle bir tasnifleyip, keyfince çerçeveleyemiyor.

Ama duvara asılan ya da telefona kaydedilen resimler gün içinde daha çok gülümsemeye sebep oluyor.

7. Bir gurme edasında sıcak ve sindire sindire yemek yiyemiyor.

Ama bir başkasının yediklerinden doyup, bir de üstüne gururlanıyor.

8. Arkadaşlarından kopuyor zaman zaman.

Ama curcunayla muhabbet ettiği, aynı dili konuştuğu yeni arkadaşlar ediniyor.

9. Yeni açılan ya da trend olan restoranları bilemiyor.

Ama şehrindeki parkların farkına varıyor, doğanın tadını çıkarıyor.

10. Hayal kurmak için fazla vakti olmuyor.

Ama bir anda dimağa yağan anılar mutluluktan gözlerini yaşartıyor.

11. Kuaföre gitmek bir hayal oluyor.

Ama evde dünyanın en yetenekli kuaförünün elinden çıkma bir saça sahip olunabiliyor.

12. Kocayla şenlikli bir kaçamak, sakin ve uzun bir tatil ayarlanamıyor.

Ama çoluk çocuk heyecan içinde tatil için arabaya kurulunca ya da kumsalda miniklerin koşturmacalarını izleyince dinleniveriyor.

13. Sabaha karşı bir barda elinde kadeh dansedemiyor.

Ama günün anlamsız bir saatinde çocuklarla saçma bir şarkıda çılgınca dansederken daha çok eğleniyor.

14. Kendine çok vakit ayıramıyor.

Ama ayırdığı o kısa zamanların daha çok farkına varıyor ve kesinlikle daha verimli zamanlar geçiriyor.

15. Kendini dinlemeye zaman bulamıyor insan.

Ama daha çok içine dönüyor ve çocuklarla beraber kendini de daha iyi tanıyor. Hatta kendi anne ve babasını bile daha iyi tanıyor.

16. Anne olunca insan daha korkak oluyor.

Ama gerektiğinde ne kadar cesur olabileceğine kendisi bile şaşırıyor.

17. Anne olunca harala gürele içinde ne çok kaygılara boğuluyor insan.

Ama ne kadar çok mutlu olduğuna inanamıyor. O hengame çinde bile dinginliğini koruyabiliyor.

18. Şükredecek daha çok şeyi oluyor insanın anne olunca 🙂

Pezzettino – Leo Lionni

Pezzettino İtalyanca parçacık anlamına geliyor.

Pezzettino, kendinin neyin parçası olduğunu öğrenebilmek ister. Bunun için yüzen’e, uçan’a, tırmanan’a, koşan’a, bilge’ye sorar onların parçası olup olmadığını anlamak için. Herkes parçası eksik olsa, şu an yapabildiğini yapamayacağını söyler. Sonunda Bilge Pat Adası’na gönderir Pezzettino’yu. Orada parçalarına ayrılan adamımız, en sonunda kendisinin de parçacıklardan oluşan halini keşfeder ve mutlu mesut arkadaşlarının yanına döner. Tamamlanmış, anlamış, farkına varmış ve mutlu.

20150113_2127421-e1422017843269 (1) 20150113_2128031-e1422017815371 (1) 20150113_2128221-e1422017786742

Hikayenin insanın kendi özgül ağırlığının farkına varması, kendini olduğu gibi kabul etmesi, her insanın farklı olabileceğini bilmesi gibi güzel çıkarımları mı; yoksa muhteşem çizim tekniklerinden oluşan ve çocukları bin türlü hayal alemine sürekleyebilecek resimlerinden mi; okunuşundaki sakinlik ve merak uyandıran kelimelerinden mi bilemiyorum; insanı sarıp sarmalayan bir yanı var.

İşte biz de bu nedenle çok sevdik bu kitabı ve defalarca okuyup, üzerinde konuşup, çizimlerinden farklı denizlere yelken açan bambaşka masallar uydurduk.

Güzel kitap, çok güzel.

Kitaptan esinlenip çeşit çeşit yapıştırmalar yapmak, mini mini elleri dev hayal güçlerinin yelkenine bırakmak da cabası 🙂

İşte internetten birkaç fikir:

Çıldırmış Bir Ev Kadının Gizli Günlüğü – Niamh Greene

Tatlı bir sabun köpüğü kitap. Kafayı dinlendirmek için ideal. Annelik serüveninin ilk 3 yıllık diliminde kahkaha ile, sonrasında bol gülücükle okunacak, kolay bir dille yazılmış çıtır çerez.

3,5 yaşında kreşe giden bir kızı ve 8-9 aylık bir oğlu olan, öncesinde halkla ilişkilerci olarak çalışan, şimdilerde bir ev hanımı olan kahramanımızın günlüğü.

Terfi için yoğun çalışan bir baba.

Kendini karmaşaya ve çocuk yetiştirmeye adamış, giderek kendinden vazgeçmiş bir anne. Televizyon ve dergilerdeki ünlü yaşantılarına öykünen, bir yandan çocuk yetiştirmek için medyanın tüm bombardımanını gerektiğinden fazla dikkate alan biri.

Çocuklarının en iyi, en üstün, en güzel, en akıllı olduklarına inanmış normal bir anne 🙂

Diğer annelerle yarışmaya girdiğine inanmayan, ama yarıştan geri kalmamak için debelenen bir kadın.

Sonunda kadın-erkek ilişkisinin çocuklu hayatta nasıl da kolayca boğulabileceğini gösterir bir kitap.

Niyahetinde kadının sadece anne olmadığını anlatır bir günce.

Bunu yaparken tek amacı eğlendirmek olan, tipik bir Amerikan anne yaşantısı ile bezenmiş, pek ciddiye alınmasına gerek olmayan kolay okunurluklardan.

Bazı bölümleri beni epey güldürdü. Kilo meselesi, ünlü annelerle, diğer annelerle, çalışan annelerle, çalışan anne olmayan kadınlarla kendini kıyaslama mevsuzu misal.

Kafa yorgunsa Amerikan komedi dizisi niyetine tercih edilebilir.

20150113_212905

Sabancı Müzesi’nde Miro Sergisi

Bir süre önce Sabancı Müzesi’ndeki Miro sergisine gittik çocuklarla. Ela aktiviteye katıldı ki, rezervasyon yaptırmak oldukça zor. Aylar öncesinden organize olmuştuk.

Okulla da gezdikleri için eserlere aşina idiler. Sergiyi gezdiler, sohbet ettiler ve çuval kumaşına harika resimler yaptılar.

20150110_154726Ege ile bu esnada sergiyi gezmeye çalışsak da, insanların “sessiz ol” uyarıları buna olanak tanımadı. Birkaç eser ilgisini çekti. Ancak gelen tepkilerden rahatsız oldu ve içerde durmak istemedi. Oysa gerçekten hoşuna giden eserler hakkında sohbet ediyorduk.Resimlerden hoşlandı ancak heykellerin fazla büyük olması onu biraz ürküttü.

İnsanımızın müzelerde küçük çocuklara karşı anlayışsız olmaları çok canımı sıkıyor. Bu çocukların da sanattan, tarihten nasiplenebilmeleri, zihinlerinde yeni çağrışımlar yapılmasına olanak sağlanabilmesi, beslenmeleri önemli. Ama ülkemizde ne yazık ki hem sanat tüketiminin azlığından şikayet edip, hem de çocuklara karşı müthiş bir sabırsızlık gösteriyoruz. Bu konuda gerçekten muzdaribim. Nasıl sevecek bu çocuklar sanatı, nasıl öğrenecekler müze adabını, nasıl iyi birer sanat izleyicisi olacaklar? Pek çok şeyde olduğu gibi, bu konuda da gösterişten öteye gidemiyor toplumumuz ne yazık ki.

Ege de atölyenin sonlarına dahil oldu ve bir resim çizdi. Günün sonunda ben biraz huzursuz ve kafamda deli sorularla ayrılıyor olsam da, çocuklar gayet mutlu mesut ayrıldılar müzeden.

20150110_154925 Özellikle bahar aylarında çocuklarla Sabancı Müzesi’ne gitmek ve sergi sonrası bahçede vakit geçirmek zevkli. Sonrasında ufak bir de sahil yürüyüşü güzel olur 🙂