Bir Gözlük Hikayesi

Ben ilk gözlüğümü 10 yaş civarında taktım. Kemik renginde idi. Sonra siyah çerçevem ve en son üniversitede çok sevdiğim bordo bir çerçevem oldu. Derken çerçevesiz gözlükler moda oldu ve renk olayı bitti.

10 yıl öncesinde beni biraz da emrivaki ile lazer yaptıran kocama minnet borçluyum. Bana kalsa gözlükle gezmeye, soğuk havada buğunun ardından, denizde flu bir mercekten, sabah kalkınca kalın bir perdenin arkasından seyretmeye devam edecektim dünyayı. Gözlük kullanmak iyi, güzel, hoş da; zor be kardeşim. Aparat sonuçta. ilgi gerektiriyor. Bir akseuar değil ki canın sıkılınca takmayıveresin. Bayaa mahkumsun zat-ı şahaneye.

Yaş kırk olunca, kitap okurken karmaşıklaşan görüntüler paralelinde gözlük sevgim depreşti geçenlerde. Bir umut olur mu ki diye doktoruma gitmeye karar verdim. Hazır gitmişken ailecek muayene olalım dedik. Sırayla gözleri kontrol ettirdik.

Bizim bıdıkların ikisi de muhteşemdiler muayene sırasında. Hiç zorluk çıkarmadılar. Epey eğlendiler hatta. Benim gözlük almak hevesiyle, diğerlerindeyse nasılsa birşey yoktur düşüncesiyle gittiğimiz doktordan çıktığımızda; kızım 2,25 hipermetrop ve kocam da sınırda bir göz tansiyonuna sahipti. Oğlum 3 yaş için beklenenden iyi görüyormuş. Bense hipermetrop başlamasına rağmen, 3 yıl kadar idare edebilir görünüyordum.

Kızım 5,5 yaş umarsızlığıyla, bu duruma çok sevindi. Evet sevindi, çünkü etrafında gözlük takan bir sürü arkadaşı var. Şöyle pembe veya kırmızı bir gözlük yakışmaz mı ama 🙂 Gözlük olayı kızımın dimağında bir aksesuvar edasında gezindiği için, kullanmakta da sıkıntı yaşayacağımızı sanmıyordum.

Kızıl güneşime, yaşının en belirgin zamane özelliği olan pembe sevgisi paralelinde bir gözlük seçtik. Pespembe, yuvarlak, şirin gözlükler…

Doktor ziyaretlerimizi kolaylaştırıcı notlarım:

1. Çocuklara doktor randevusundan birkaç gün önce onların anlayabileceği dilde muayeneyi anlattık. Göz doktoru nasıl bakar gözün içine, hangi şekilleri gösterebilir, gözlük takar mı, birşeyin içinden baktırır mı, orada ne vardır acaba, dönen koltukta oturabilir miyiz? gibi sorularla epey bir aşinalık kazandık öncesinde.

2. Eğer fırsat varsa önce anne veya babanın muayene olması, görmeleri açısından yararlı. Sonra şimdi sırayı kim kapmak ister gibi işi hem istenen bir boyuta getirmek, hem de sıradanlaştırmak önemli. Hepimizin sırayla muayene olması işi sıradanlaştırdı, normalleştirdi.

3. Doktora gidiyoruz yerine, muayeneye gidiyoruz gibi bir söylem daha faydalı olabilir. Küçükken yaşadıkları doktor deneyimleri ve arkadaşlarından etkilenmeleri olasılığına karşı.

4. Bu konudan bahseden kitaplar da yararlı olabilir. Elif Doktora Gidiyor ve Elif Diş Doktoruna Gidiyor kitapları bizde çok işe yaradı.

178847_frontpage-270x271

Özellikle ilk kitabı, “ağzının içine mamalar nereye gidiyor” diye, “kulağına börtü böcek var mı” diye, “burnuna mümüler nerde” diye diye okuduk. “Karnını gıdıklıyor, sırtına alo diyerek ses gelecek mi diye bekliyor” gibi kurgu oyunlarl oluşturduk. Bütün bunları doktor muayenesi sırasında aynen oynayarak işi epey kolaylaştırmış olduk.

5. Ödül işe yarar. Evet ama ben şu lolipop olayına bir ayrı kılım. Bugün doktorun verdiği balon ve minik bisküviler daha çok hoşuma gitti mesela.

6. Sonrasında muayene hakkında minik bir sohbet ve uyum gösterdiği şeyler hakkında teşekkür etmek iyi olur bir sonraki ziyaret için.

Çocuklar hiç hasta olmasın ama Allah da doktorları başımızdan eksik etmesin kardeşim, amin 🙂

Gözlük kullanımını kolaylaştırıcı notlarım:

Gözlük ilk başlarda yeni olmasının verdiği ilginçlikle gözden hiç çıkmadı. İtinayla yatarken kutusuna koyuldu. Yastığın kenarında muhafaza edildi. Sınıfta gözlük takan arkadaşlarının olması ve çerçevesini sevmesi sebebiyle okulda da sorun yaşamadık.

Fakat bir süre sonra sıkıldı Tarçın’ım. Gözlüğü unutmalar, sınıfta çantadan çıkarmamalar başladı. Uyarılarla beraber hiç karşı koymadan takıyor, fakat her zaman bir bahane bulabiliyor takmamak için. Mesela çok sevdiği taç takarken, gözlüğün kulaklarının arkasını acıtması. Doğru olabilir aslında bu. Ama çaresi gözlük takmamak değil kesinlikle 🙂

Neyse, konuştuk, anlattık, gözlüğü sürekli hatırlattık ve biraz daha olayı rayına oturttuk. Sanırım en çok gözlük takmadan televizyon seyretmek, kitap okumak, boyama yapmak sonucunda çektiği başağrıları yardımcı oldu gözlüğü daha sık kullanmaya başlamasına.

Bu arada gözlüksüz de fazla zorlanmadan görebiliyor olması, takmayı pek takmamasına etken elbette.

Sonuçta benim çıkarımım; gerekliliği, sonucunu, sonrasını anlatmak. Örnekler vermek. Hatırlamasına veya kolay taşımasına (güzel bir kılıf gibi) yardımcı olmak. Ve kararı ona bırakmak. İkna olur, kafasına yatarsa takıyor. Yok değilse, zorlama ile bir yere kadar. Üstelik zorlanınca sorumluluğu da almıyor ki, bu bence gözlük takmamasından daha ciddi sonuçlar doğurabilir ilerde.

Kardeşi de bu arada olaya o kadar ilgisiz ki, bu kadar olur. En ufak bir şekilde ne bir yorum, ne bir ilgi kırıntısı…

Bizim olayımız bu işte… Pembe gözlüklü, şirin Tarçın’ım benim…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s