Film: Captain Fantastic

2016 yazında, dünyanın kanlı coğrafyalarında savaş hüküm sürerken, GDO’nun bunca yaygınlaşması pahasına bile kara kıtada açlığa çözüm bulunamamışken, tuzu kuru toplumlarda çocukları teknoloji büyütürken bir film yapılmış. Her ne kadar tüm bu dünya kaosunun tepesindeki ideolojinin bakış açısıyla çekilmiş olsa da, ucundan kıyısından insanı düşünmeye iten bir yanı olan bir film bu: Captan Fantastik.

kaptan2

Boy boy 6 çocuğu olan bir çift hayal edin. Dünyanın çivisinin çıktığına ve insanın doğaya dönmesi gerektiğine karar kılmışlar. Fikri bir ütopyalar dünyasını gerçeğe çevirmeye uğraşıyorlar. Bunu da becermişler doğrusu. Kendilerine yetebilen bir minik aile klanı oluşturmuşlar. Ormanın içinde, medeniyetten uzak bir arazileri, birbirleri ile uyumlu mutlu bir aileleri var. Günlerini fiziksel olarak güçlenmeye çabalayarak, kendi yiyeceklerini üreterek, hatta zaman zaman avlayarak, oyunlar oynayarak, müzik yaparak ve bol bol okuyarak geçiriyorlar. Okul denen tek dişi kalmış canavara teslim değiller. Bilinçli bir şekilde ve birlikte okuyorlar. Okuduklarını yorumluyorlar. Kendi dışlarında olan bitenin farkındalar ve doğruyu bulma adına geliştiriyorlar kendilerini. Her ne kadar bir aşamada çocuklara fiziksel olarak çok yüklenildiğini düşünsem de, aslında doğada kendine yetebildiğin kadar güçlüsün değil mi? Modern hayatın bizi fiziksel olarak bu denli yetersiz ve güçsüz hissettirmesi sonucu, filmi izlerken çocukların fiziksel koşullarının zor olduğunu düşünmem de normal ama doğru değil belli ki! Velhasıl, hayran kaldığım bir ütopik dünya…

Derken anne ölüyor. Anneye dilediği gibi bir veda edebilmek için modern dünyaya dönmek zorunda kalıyor ailemiz. Film de bu geçişin gözlendiği bir yol hikayesine evriliyor. Babanın çocuklarla kurduğu ilişkinin güzelliğine ve netliğine şahit oluyoruz yol boyunca. Çocukların ne denli harika yetiştiklerine, içinde yaşadığımız dünyanın, biraz karikatürize edilmiş olsa da, ne denli saçma olduğuna hükmediyoruz onları izlerken. Beslenme, aşk, cinsellik, ölüm, insan hakları, sosyal kurallar, şiddet gibi kocaman mevzulara dalıyoruz. Filmi izlerken eğip büküyorum ve modern sosyal hayat ile kendimizi ne kadar saçma bir cendereye mahkum ettiğimizi bir kez daha sorguluyorum.

Filmin sonunu söylemek isterim aslında ama seyredeceklere haksızlık olur 🙂 Bunun yerine filmden çıkardığım sonucu yazmak istiyorum; eğer sonunda yaşanacak hayat işte bu elimizdeki ise bile, çocukluğumuzun içinde barındırdığı kadim doğa bilgisini, insanoğlunun varoluşunun getirdiği doğru ve hak/hukuku erken yaşlarda yoketmemeyi başarabilirsek; elimizdeki “bu” hayatı bile anlamlı kılma şansımız var demektir. Bunu çocuklarımıza borçluyuz.

kaptan-aile

kaptan-son

Not: Filmi ‘okulsuzluk’ perspektifinden okursak çok açık nokta bulmak mümkün. Ben insanın koşullarının sınırlarını zorlamak pahasına inandığı gibi yaşamasının mutluluğu ve yaşam amacını gerçekleştirmenin tatminini vereceği ana fikri ile okumayı tercih ettim.

Seyredin derim. Üstelik harika Viggo Mortersen başrolde 🙂

kaptan

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s