Ekmek

Tüm gün uğraşarak, haftalar süren ev yapımı biramızın mayası ile ekmek yaptım. Sanki bir maratonu bitirebilmisim de, boynumda madalya, bacaklarımda ağrı, yüzümde kocaman bir gülümseme ile havadaki mis gibi ekmek kokusuna kaptırdım kendimi. Vay arkadaş, harbiden tek derdimiz ekmek olsun… 😋😉

Ha unutmadan, hâlâ #hayir…

Tek derdimizin ekmek, huzur ve dost sofrası olabilmesi için #hayir…

Reklamlar

Gelip Geçici Bir His

Korkuyorum bazen… Öylesine… Size de oluyor mu? Hele de savaşı anlatan bir roman okumuşsam, hele de Avrupa’nin son 50 yılını anlatan bir romansa, hele de bir anneyi, bir aileyi, bir çocuğu anlatıyorsa… 

Sanki bir gök cismi çarpacakmis gibi, sanki zembereği boşalmış bir arabadaymiscasina, sanki bir şey geliyor ama gibi bir hismiscesine, sanki bir yokuştan yuvarlanıyormuscasina… Sanki..

Size de oluyor mu bu aralar sıkça?

Haftayı Planlamak

Çalışırken her ayın programı belliydi. Hafta sonlarından bahsediyorum elbette. Hafta içi hep aynı ve benim özelimde son dönemlerde oldukça verimsiz ve sıradan geçiyordu. Hafta içi için bir plana ihtiyacım yoktu anlayacağınız 😂

Çocuklar doğduktan sonra akşamları  da bir program yapmamaya gayret ettik. Geç ebeveyn olmanın bir getirisi de bu oldu bize. Gecelere doymuştuk ve evimizde olmak herşeyden daha cazip hâle gelmişti. Bu nedenle hemen tüm programlar hafta sonlarına dairdi. 

Bir hafta müze gezisi veya atölye çalışması. Bu sayede İstanbul’daki neredeyse tüm müzeleri gezdik denebilir. Bir hafta parkta piknik ve yürüyüş. Kışın bile yaptık bunları ve gayet de verimli oldu doğrusu. Ama İstanbul’un yeşil alan ihtiyacı çok fazla. Son derece sınırlı bir seçenek var. Yine de gezdik bir dolu yeri, çok da güzel oldu. Bir hafta sinema veya tiyatro. İstanbul’da Devlet ve Belediye Tiyatroları güzeldi bir aralar. Son dönem neler yaşandı ayrıca tartışılır. Ama biz keyfini epey sürdük. Bir hafta arkadaş buluşması. Bol oyun, sohbet, kudurma. 

Ve bu durum, yani hemen her haftanın programlı olması hem hayatımızı kolaylaştırdı, hem zenginleştirdi, hem de zamanın su gibi akışını kolaylaştırdı. Bunu şimdi daha net görebiliyorum.

Şimdi plansız ve programsız günlerde, yaşam kendiliğinden akarken, hayat da daha güzel görünüyor bize. Çünkü yapabildiklerimizin ne kadar da sınırsız olduğunu keşfettik yeniden. Hayallere sınır koymak ve onları planlamaya çalışmak saçma geliyor şimdi. Zaman bizi değil, biz zamanı kontrol ediyoruz. Bu da inanılmaz bir özgürlük duygusu veriyor. Çünkü gerçek, aslında yaşadığımız gün ile sınırlı. Oysa hayat hayalleri de kapsayacak kadar engin. Tüm insanlar ama özellikle çocuklar için bunu hissedebildikleri bir hayat diliyorum.

Bu Gidiş, Gidiş Değil

Blog yazmaya başladığım 2008 senesinde takip ettiğim 4 anne vardı. Hepsinin çocuğu kızımla yaşıt. Annelik ve ebeveyn olmakla ilgili yazar, çocukların büyümelerini takip ederdik. Üçü bıraktılar bir süre sonra yazmayı ama sosyal medya sayesinde hep haberdar olduk onlardan da. O dönem hepimiz de beyaz yaka çalışan kadınlardık. 

Devran döndü sonra. Bir dönem üçü çalışmıyordu, çocuklarıyla ilgileniyorlardi. Sonra ikimiz 2. çocuğu yaptık, diğerleri tek çocuk yeter dediler. An itibariyle ikisi kendi işini yapıyor, ikisi hâlâ beyaz yaka, ben emekliyim çok şükür…Sadece 8 sene sonra, çocuklarını daha iyi yetiştirmek için okuyan, araştıran, düşünen, çabalayan ve ülkenin durumunu bundan ayrı tutmayan, endişelenen, takip eden bu 5 annenin üçü yurtdışına yerleşti. Dünyanın bambaşka ülkelerinde yaşama kararı aldı bu yurtsever anneler… Zaten kalan ikimiz de Ege’de nefes alabileceğimize karar vermiştik.

İnsanın demokratik ve modern, sistemi oturmuş ve eğitim oranı yüksek, kaliteli bir kültür sanat geleneği oturmuş coğrafyada yaşamak istemesi ne kadar anlaşılır bir istek değil mi? Gidenlere hak vermekle beraber, o noktaya ülkeyi taşıyacak beyinlerin göçüne içim yanıyor. Aslında ne kadar insanî ve naif istekler. Heyhat, yol uzun ve çetrefilli kalanlar için. Enseyi karartmamak, umudu körüklemek gerek… En azından ilk etapta #hayir ‘i elden bırakmayalim. Hayırlı cumalar ahali 😊

Egodaki Bal

Herkesin bir parmak çaldığı bal kavanozundaki mamul gibi yüreğim; ekşi, kekremsi, bozulmaya yüz tutmuş… Ülkemi düşünüyorum heyhat… İçimde bir yandan bahar dalları tomurcuklanıyor oysa!!!

Günlük hayatım bir dolusunun hayaline gıybet, bir dolusuna bir haber… Büyük resim, yeri geliyor şenliklerde cıvıl cıvıl, yeri geliyor kapkara bir çocuk resminde kendini saklıyor. Ah be yüreğim, sen miydin düşecek bu hallere! Sen ki fokurdayan öfkeydin yaşanan haksızlıklara…

Şimdi dindi acısı ruhumun, aralandı kapkara bulutları zihnimin; aldı planlar, projeler, hayaller yerini… Ah o Kurtuluş Savaşı mıydı yaşadığı bir kaç kuşak öncesinin. Ah o emek miydi tüm dünyanın önünde eğildiği? Ah o günler o denli uzak mı sana ey yaşayan insan günümüzde? Dur da bir yavaşla ve dön ruhunun derinine, bir bak kendine başını koyduğunda yastığına… İtiraf et ve silkelen… En yakın çıkış sandığın kadar olanaksız ve uzak değil. Onurunla ve sevgiyle yaşamak o kadar da zor değil. Bir bak kendine.

Belki elindekini bilip, eldeki kadar tüketmektedir kurtuluş. Bir bak hele. Belki de egonun içine saklanmıştır kendine bir türlü konduramadigin kurtuluş, bunca senedir….