Amsterdam’da Kamp

Yıllar önceydi. Uzun yıllar önce… Sevgilimle Londra’da ikamet ettiğimiz zamanlar. Gençtik, ama çok değil. Cesurduk ve epey temkinli. Çulsuz olduğumuzdan sanırım, yeteri kadar da çalışkan ve hatta şanslı, biraz da azimli… Yani ‘şu İngilizce’nin belini iyiden iyiye kıralım’ ile ‘gezelim biraz, sonra Türkiye’ye dönünce nasılsa özel sektör iliğimizi sömürecek’ kafası arasında bir çalışıp, beş gezerek; okula da vize evrakları almak dışında neredeyse hiç uğramayarak geçirilen yıllardan bahsediyorum. Ülkede müdür, gurbette kasiyer olunan yıllar… Milattan bir sonrası yani 😉

İşte o zamanların birinde Amsterdam’a bilet bulduk üç kuruş beş paraya. Biletleri, işyerinden izinleri, vizeyi, ayrıca bir çadır, iki uyku tulumu ve iki de sağlam sırt çantasını aldık. İlk kez gideceğimiz şehrin içinde, kanalın dibinde bir minnak kamp alanı olduğunu öğrenmiştik çünkü. Gitmesek olmazdı…

Mümkün mertebe hafif olmasına çalışılsa da, gayet bel büken cinsinden çantalarımızla kendimizi tramdan inmek üzere bulduk bir anda. Güç bela tarif ve şansın yardımıyla kamp alanına ulaştık. Bak milattan bir sonrası diyorum; navigasyon kelimesi bile henüz icat olmamış, internet hücrelerimize işlememiş, blog veya Google denen mucizeler ise henüz günlük hayata dahil olmamıştı. El yordamı, insan tarifi bulunurdu o zamanlar gidilecek yerler… Neyse, bulduk işte. Kurduk çadırı, serdik tulumları. Önümüzde kanal, etrafımızda ağaçlar, bizim gibi bir dolu çadır ve gençler, karşımızda da güneş, tabak gibi üstelik, batmaya yakın… Renk cümbüşü, cıvıl cıvıl gezgin sesleriyle yarışıyordu. Ne şans ama! 

Çok maceralar atlattık o kısacık kampta. Bir gece az kalsın kaybolduk, bulamadık kamp alanını. Bir gece ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğumuz demir köprüden geçemeyeyazdık. Bir gece çadırını karıştıran bir genci hırsız sandık. Fermuarı açması ile üstüne atlamamız bir oldu. Bir gece aç kaldık, yemek bulamadık. Bol su da yemek yerine geçermiş, öğrendik. 

O gezideki tüm tatlı ve anılası yaşanmışlıklar çadır ve bir de araya sora bulduğumuz bit pazarı ile ilgili 😊 Oysa biz eni konu şehir turu atacak, altını üstüne katacaktık Amsterdam’ın. 😂

O zamanlar müze denen şahaneli binaların kıymeti harbiyesi beş kuruşu geçmediğinden cahil bünyemizde, o sokak senin, bu bank benim, dere tepe tabana kuvvet gezmelerdi yaşayabildiğimiz. İyi ki öyleymiş. Baksana üstüne koca bir milat geçti, hâlâ aklımda sürünerek girdiğimiz çadır ve kanaldan batan güneş var. Ha bir de tüm günümüzü geçirdiğimiz bit pazarı. Uğramadan dönmeyin 😂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s