Bulaşıktan Sadeliğe

Son zamanlarda okuduğum dönem kitaplarında çamaşır ve bulaşık yıkamanın kadınların hayatında oldukça önemli bir yer tuttuğu dikkatimi çekti. Günümüzde makineler ve yardımcılar sayesinde pek de umurumuzda olmayan bir mevzu oysa değil mi?

Şimdi nereden çıktı bu diyeceksiniz elbette. Bizim bulaşık makinesi bozulmuş üstünüze afiyet, önümde dağ gibi bulaşıkla kalakaldım da! Onları yavaş ve emin ellerle yıkarken, bu işin ne derece ciddi bir terapi olduğunu unuttuğumu farkettim. Kafamda olan biten, geçmişe karışmış gelecek, umuda sarınmış endişe derken baktım ki benim dağ yola girmiş bile. Bilmem bulaşığın bitmesinden, bilmem aklıma üşüşenlerden ağzım kulaklarımda gülüyordum.

Özümüzdeki hissiyatın bizi götüreceğini umduğumuz nefis mutluluk diyarı yolculuğuna sadeleşmenin ardından, hatırlayabildiğimiz veya önsezilerimizle hissedebildiğimiz kadar geriye giderek başlayabiliriz. Yani öncelikle eşyaları, ardından hayatımızdaki fazlalıkları, hobileri, zorunlulukları, en sonunda da insanları azaltabiliriz. Her gün daha da çok tüketin, alın, satın, yine de doymayın devam edin, insan biriktirin, network edinin, çevrenizi insan doldurun diyen sisteme inat, az olsun, öz olsun, sizin olsun herşeyiniz. Epey zor bu iş, bir çırpıda okunduğu kadar kolay değil inanın. Sonra da en basit uygulamalarla günlük hayatı devam ettirme çabasına başlamak gerek. Az çeşitli ve kolay öğünler mesela. Benzer renklerde kıyafetler ile basit bir dolap oluşturmak, yapılacaklar listesinden sadece en gerekli olanları yapmak, gerçekten istediğimiz insanlarla görüşmek, böylece bol vakte kavuşmak ve bu vakti de dilediğimiz ve bizi en mutlu eden şeylere harcamak. Hayatın tadının daha fazla çıkacağını düşünüyorum bu şekilde. Aslında bunu denedim ve bu şekilde işlediğine eminim de diyebiliriz.

Şimdi bakınca pinçik pinçik el işlerine saatler harcamaya✍ veya bahçede mevsimine uydurmaya çalışıp ha babam onu bunu🌱🌸🌾 ekip biçmeye, gezmeden önce cıncık cıncık araştırma 📖📚 yapmaya, bir somun ekmek🍞 pişirebilmek için tüm gün uğraşmaya sadeleşmek denir mi bilmem. Fakat yapmak zorunda olmadığımız halde istediğimiz için yaptığımız her türlü alengirli iş eğlencedir benim lügatimde, ne yapalım? Bi deneyin, billa pişman olmazsınız. Hatta bu akşam bulaşıkları elde yıkayarak başlayabilirsiniz 😂😉

Yarın Cumhuriyet Bayramı. Dün okulu ve sınıfları süsledik. Heyecanla yarınki törenleri, akşamki bayrak alayını bekliyoruz. Kasabada olmanın, üstelik Ata’nın yolunda pek çok insanın bir arada yaşadığı bir kasabada olmanın, hele de okul çağında çocuklarının olması çok güzel. Bize en büyük bayramımızı kutlamak, coşkuyla katılmak, şükretmek, çocuklarımıza bu duyguyu vermek kalıyor.🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Bayramımız, Cumhuriyet’imiz kutlu ve daim olsun. Ata’nın izinde, onu anlayarak ve yaşatarak aydınlık yarınlara…🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Reklamlar

İyi Çek Pampa

Bir banktayım. Etrafımda nefis sonbahar çiçekleri, renkleri, kokuları. Arılar vızır vızır ve çifter çifter kelebek dolu ortalık. Uzakta denizin üstünde güneş parlıyor. Son derece muhteşem bir görüntü bu. Verdiği his de öyle ya!

Parkta oturmuş kitabımı yudumluyorum. Çocuklar koşturup oynuyorlar. Arada bir gelip önümdeki tulumbadan su çekiyorlar. Akşam sıcacık hissettiriyor kendini ve suyun serinliğine teslim oluyor.

Sanki müftülerin evlendirme yetkilerini onaylayan yasa meclisten geçmemiş gibi. Sanki eğitim sistemi her geçen gün daha da çökmüyormuş gibi. Ülke siyasetin zavallı oyunlarına teslim olmamış, insanlarında umut ve yaşama sevinci kalmış gibi.

Bu anın fotoğrafını iyi çek pampa, ileride çok ihtiyaç olacak gibi….

Üretim ve Mutfak

Çalışan bir büyükşehir kadını iken mutfak ne kadar da az şey ifade ediyor insana. Ne zaman, ne güç, ne de gerek vardır hakkını vermeye mutfağın. Buna rağmen pek çok anlam yükleyerek işlevsizliğini görmezden geliriz genelde. Organik ürünler, yeni tarifler, farklı ülke mutfakları, çocuklarımız için sağlıklı yiyecekler, onlar, bunlar, şunlar. Oysa gerçek, genelde çok az vaktimiz olduğu, akşam yemeği önceden hazır değilse hızlı ve pratik bir yemek hazırlama gerekliliği yani hafta sonlarında veya ev ahalisi uyuyunca bir kaç kap yemek yapmazsak sofraya ya hazır yemek ya da makarna koymaktan başka çaremizin olmayışıdır.

Çalışmanın üretim tatmini dışındaki gerekliliğine birinci sebep karnımızı doyurmak değil mi? Karnımızı daha iyi doyurabilmek için de daha fazla çalışıyoruz haliyle. Vaktimizi mutfağa değil, işyerindeki masamıza ayırdığımız için de daha iyi beslenmenin yolunu daha iyi -haliyle pahalı- malzemeye bağlıyoruz. Aslında evde yatılı bir bakıcı yoksa yine de olmuyor değil mi? O zaman elinizin altındaki denenmiş, önerilmiş restoranlar listesi sağolsun. İroninin farkında mısınız?

Ben ki mutfakla hiç yakın ilişki kurmamış, yemek yemeyi bile sevmeyen biriyim. Oysa güzel ülkemin nadide doğasına sırtını dayamış türlü çeşit yiyecekle haşır neşir olabilme şansına ve mutfak denen büyülü ortamın havasını sakince soluyabilme lüksüne sahip olunca anladım bu işin sırrını. Yıllarca kavanoz kavanoz emeğini, zamanını, ve sabrını raflara dizdiğini düşündüğüm kadınları anladım, az iş mi?

Kavanozun ya da torbanın içindeki değil o kadar da önem arzeden; o yiyeceğin şekil ve lezzet değişimine uğradığı zaman zarfında kadında oluşan ruh, zihninde şekillenen hayal, sorguya uğrayan geçmiş, umutla yoğrulan gelecek ve kavanozun kapağını çevirirken dudaklardan taşan kahkahanın getirdiği ferahlamanın ‘tık’ sesi.

Böylesine bol ve çeşitli yiyeceğe sahip bir ülkede yaşadığımız için ne kadar şanslıyız biliyorsunuz değil mi?

Sanat, Tarih, Gündem, Okul

Öyle bir dünya ve zaman ki, herkes herşeyi biliyor! Öyle mi acaba? Bana kalırsa hâlâ herkes fili tuttuğu yerden tarif ediyor. Bunun farkında olanlara ne mutlu 😉

Geçen hafta okul olmasına rağmen biz gezdik, başka başka şehirlerde dolandık. Çünkü biz ailece zamanımıza hükmetmeye ve keyfimizi biraz şımartmaya meyilliyiz 😂 Elden geldiği kadar diyelim 😉

Okulda öğrenmeleri gereken bazı şeylerden geri kaldı çocuklar, doğru; fakat kaç yıl okurlarsa okusunlar öğrenemeyecekleri bir dolu şey gördüler. Ne kadarı kalır dimağlarında bilmem ama bana sorarsanız nefis oldu✌

Sergi gezdik bol bol. Bienal’de komşu kavramını gördük, bir kasabada yaşamanın bu anlamda ne harika olduğunu konuştuk. (Plansız bir gezi tüm komşularımızın, hatta sütçümüzün arayıp sormasına yolaçtı 😊 ve bu da çocuklarla güzel bir muhabbet konusuydu) İstanbul Modern ve Galata Rum Ortodoks İlkokulu sergilerini dolandık sohbet ede ede.

Sonra Tophane-i Amire’deki Balkan Naci İslimyeli’nin sergisini gezdik. Vakit yaratıp gidin İstanbul’da iseniz, harika bir sergi ve sergi alanı inanın.

Beyoğlu’nda Yapı Kredi’nin yeni binası ve koleksiyonunu görme şansımız oldu. Özellikle tablolar gerçekten harika, görmelisiniz.

St. Antoine Kilisesi’ne geçin oradan ve bahçedeki sergiyi ve kilisenin içini gezin. Farklı bir his veriyor insana. Öteki olanı anlama adına çok ihtiyacımız olduğu kesin.

Sonra Koç Pera’daki Çatakhöyük sergisi… Sanal gerçeklikten, arkeolojinin vitrine yönelik tatlı yanı… Çocuklar için oldukça başarılı bir sunum olduğunu düşünüyorum.

İzmit’te Bilim Müzesi’ni gezdik. Vakit ayırın mutlaka derim. İslam dışında bir kimliğimiz yokmuş gibi hissettirse de, bilimin dini yok ve deneyimleme şansına sahip olunan doğa olayları epey fazla müzede. Bu anlamda anne olarak değişik hislere kapılsam da, çocuklar müthiş vakit geçirdiler doğrusu.

Sakarya Kentpark’ta tüm gün oynadılar. Gerçekten güzel bir park. Bedensel olarak zorluyor çocukları ve bunu çok seviyor çocuklar. Sonra hemen dibindeki bir sergi evinde hat ve karakalem sergisini gezdik. Çok değişik geldi çocuklara.

İznik Gölü’nü gördük bir de bu yolculukta ve şu ana kadar neden görmemişiz diye hayıflandık. Gerçekten de şahane…

Okuldaki müfredatı düşündüm. Sonra eğitim metodlarını. Kaç yılın, kaç günün, kaç saatin okulda geçtiğini… Bu sürede farklı neler yapılabileceğini…

Okul mevzusunu ciddi ciddi sorgulamak gerek… Özellikle bu ülkede 😞

İş hayatını ve büyükşehir yaşamını ciddi ciddi sorgulamak gerek bu ülkede 😟

Ebeveyn olmayı sorgulamak gerek… Ve uğraşmak, kafa yormak…

Eğer ebeveynseniz veya eğitimci ciddi bir sorumluluğu taşıyorsunuz demektir ve bunun hakkını verebilmek için çaba göstermek boynunuzun borcu… Hakkını verin lütfen, çok önemli bu emin olun…

Ah be ne haftaydı 😝

Sanırım önümüzdeki haftalar ve hatta aylar da ülke açısından yine hareketli geçecek. Her gece sabaha kavuşur dostlar, güneşin doğacağına dair inancımıza sarılalım ve bildiğimiz en güzel şekliyle yaşamanın hakkını vermeye devam edelim.