Zamanın Tutsaklığı

Şehir hayatı insanın zihnini işgal ediyor diye düşünürdüm. Şimdi farkına varıyorum ki, aslında tutsaklığa mahkum olan zamanımız. 

Trafiğin, kalabalığın, uğultunun ve acelenin meşgul ettiği günün içinde zihin kendine kaçacak aralıklar yaratabilme kapasitesine sahip. Hayal kuruyor, sohbet ediyor, plan yapıyor, kaçıyor. Bunlar stresin sibop noktaları. Bu sayede yaşamaya ve dayanmaya devam edebiliyoruz. Çocuklarımızı istediğimiz gibi yetiştirebilme, özümüzdeki gibi olabilme, hayal ettiğimiz hayatın içinde varolabilme çabamız bu sayede ayakta kalabiliyor. Ama tam olarak değil! Bütün mutsuzluğun ve kaçış fikrinin özünde de tam da bu olmamışlik yatıyor diye düşünüyorum. 

Gençken şehrin daha dayanılabilir, hatta sevilir olmasının sebebi de önümüzdeki zamanın sonsuzluğuna inanıyor oluşumuz sanki biraz da. ‘Bugün değilse de yarın bir ara ‘o’ günleri de yaşayacağız nasılsa’ inancı. Oysa zamanın hızını görünce daha aceleci ve daha umutsuz oluyoruz doğal olarak.

Zamanımın efendisi olmayı başardığımda benliğimin ortaya çıkışı bu nedenle beni rahatlattı. Aslına bakarsanız pek de değişiklik yok günümde. Temelde benzer şeyleri yapıyorum. Ama acelesiz ve bol bol. İşte içimi coşturan da tam da bu hakkını verme ve tadını çıkarma hissi. 

Zihnim kendini gerçekleştiriyor her şekilde. Zamanımsa prangalarindan kurtuldu ve özgürlüğünü yaşıyor…

Kasaba Hayatı

Kendimi 42 yaşında emekli edip, bence Ege’nin en şahane kasabasına yerleştiğimde ruhumda özgürlük ve başıboşluk, kalbimde pır pır umut, zihnimde türlü çeşit planlar ve aklımın bir köşesinde de etraftan çığlık çığlık yükselen’orda sıkılırsın yahu’ feryatları vardı. Gün be gün ekliyoruz zamana ve henüz bizde en ufak sıkılma emaresi belirmedi. Merak eden varsa hani 😉

En çok ne yapıyoruz diye bir düşündüm de; sanırım en çok gülümsüyoruz 😊 

Bol bol çay, kahve, bira, şarap içiyor; yemek ve ot tarifleri deniyor, yoğurt mayalıyoruz. Şaka değil, her hafta neredeyse 10 kilo sütü sarıp sarmalıyorum 😂 2 ayda 12 kitap okumuşum. Sayfaya vursan, boyumu aşar hani 😝 Çocuklarla oyun oynamayı öğrendim. İtiraf edeyim önceden bu konuda pek iyi değildim. Giderek gelişiyor bu yönüm. Artık sıkılmadan 2-3 saat oynayabiliyorum. Çok daha az televizyon seyrediyor, daha çok müzik dinliyorum. 

Uzaklara bakmayı yeniden keşfediyorum. Kafamı kaldırıp denize, dağlara, gökyüzüne bakmayı öğreniyorum yeniden. Çiçeklerin renklerini, toprağın dokusunu, soğuğun anlamını, sıcağın nefesini hissediyorum taa içimde. Ellerim hep suyun içinde, daha kuru, daha yıpranmış ama biliyorum çok daha mutlular. Henüz dilediklerince üretemiyorlar ama, yakındır. Çocuklar 3 öğün evde yemek yiyorlar. Acelesiz, sohbetli, gülüşlü, lezzetli. Laf aramızda yemek yapmayı da fırsat bu fırsat öğreniyorum yavaştan. Bu konuda gidecek epey bir yolum var 😥😂

Yepyeni insanlarla tanıştık. Vakitsizlikten mi, mekansizliktan mi bilemiyorum ama öncesindeki kısıtlı, kısır çevremizin daha fazla ayırdına varıyorum. Bambaşka hayatları kanlı canlı görmek, onlara dokunmak, muhabbeti koyultmak bana da farklı ufuklar açıyor, zenginleştiriyor. 

En çok çocukların her şeyinden haberdar olmak, yaşamlarının içinde tam anlamıyla ebeveyn olarak bulunabilmek, onları dinlerken zamanı umursamamak, ihtiyaçları olduğunda koşulsuz yanlarında bulunabilmek, sakin ve tamamen onlarla olabilmek şahane. Bir tek bu bile yeter aslında insanın canının sıkılmamasina…

Güzellikler bunlar elbet. Fenalıklar ya da olumsuzluklar da var. Güllük gülistanlik da değil o kadar, aman ha! Onlar da başka sefere dile gelsin artık 😊

Gece Kokusu

4 aydan daha uzun bir süre her hafta kilometrelerce yol gittim ve geldim. Genelde cuma akşamları aileme, kuzularima kavuşma günümdü. Akşamı havalimanında geçirir, gecenin bir köründe canım Ayvalık’a inerdim. Eve gelince önce gökyüzüne bakardım. Kışın soğuğuna havanın zeytin kokusu karışır, sislerin içinde nefis bir ay ve yıldız seramonisi bana eşlik ederdi. Eve, çocuklarıma kavuşma anım bir duygu kervanı olur, beni coştururdu. Ah ne günlerdi… Sebep olanlar utanır mı acaba😣

Ve şimdi aylar sonra ben huzurun koynundayken, o koku ve o his gelip ruhuma dokunuyorsa eğer, umut ve adalet hâlâ yaşıyor dünyamızda… 

TEOG

Her çocuk farklı. Kimisi 3 yaşında zehir zemberektir bildiğin, kimisi 17 yaşında açılır. Dünya eğitim anlayışı bunu görüp, eğitim sistemini buna adapte etme peşinde. Bizim ülkemizde ise hâlâ nasıl gömsek yeni nesli diye ince hesaplar yapılıyor. Ne acı…

TEOG ile fırsat eşitliği yaratıldığı söylemleri pek modaydı bir aralar hatırlar mısınız? Eskiden paran varsa kolejde okuturdun çocuğunu. Özel okul para demekti. Pek çoğu da oldukça iyiydi. Sonra TEOG çıktı piyasaya. Parası ile değil sadece, puanı ile de yarışır oldu çocuklar. Kimisi dedi ki, bak fırsat eşitliği işte. Zeki ama yeterli parası olmayan çocuklar da bu okullardan faydalanabilecek nihayet.

Şu anki durumda paran varsa ama yeterince iyi puan almadıysan, o okulları unut…

Puanın yeterli ama paran yoksa yine unut o okulları…

Hem paran, hem puanın çoksa da ne işin var o okullarda be çocuk?…

Valla ben anlamadım nerede bu eşitlik arkadaş…

Hem puanım, hem param yok diye mi bu kafa karışıklığı acaba 😂😂😂

Ekmek

Tüm gün uğraşarak, haftalar süren ev yapımı biramızın mayası ile ekmek yaptım. Sanki bir maratonu bitirebilmisim de, boynumda madalya, bacaklarımda ağrı, yüzümde kocaman bir gülümseme ile havadaki mis gibi ekmek kokusuna kaptırdım kendimi. Vay arkadaş, harbiden tek derdimiz ekmek olsun… 😋😉

Ha unutmadan, hâlâ #hayir…

Tek derdimizin ekmek, huzur ve dost sofrası olabilmesi için #hayir…

Gelip Geçici Bir His

Korkuyorum bazen… Öylesine… Size de oluyor mu? Hele de savaşı anlatan bir roman okumuşsam, hele de Avrupa’nin son 50 yılını anlatan bir romansa, hele de bir anneyi, bir aileyi, bir çocuğu anlatıyorsa… 

Sanki bir gök cismi çarpacakmis gibi, sanki zembereği boşalmış bir arabadaymiscasina, sanki bir şey geliyor ama gibi bir hismiscesine, sanki bir yokuştan yuvarlanıyormuscasina… Sanki..

Size de oluyor mu bu aralar sıkça?

Haftayı Planlamak

Çalışırken her ayın programı belliydi. Hafta sonlarından bahsediyorum elbette. Hafta içi hep aynı ve benim özelimde son dönemlerde oldukça verimsiz ve sıradan geçiyordu. Hafta içi için bir plana ihtiyacım yoktu anlayacağınız 😂

Çocuklar doğduktan sonra akşamları  da bir program yapmamaya gayret ettik. Geç ebeveyn olmanın bir getirisi de bu oldu bize. Gecelere doymuştuk ve evimizde olmak herşeyden daha cazip hâle gelmişti. Bu nedenle hemen tüm programlar hafta sonlarına dairdi. 

Bir hafta müze gezisi veya atölye çalışması. Bu sayede İstanbul’daki neredeyse tüm müzeleri gezdik denebilir. Bir hafta parkta piknik ve yürüyüş. Kışın bile yaptık bunları ve gayet de verimli oldu doğrusu. Ama İstanbul’un yeşil alan ihtiyacı çok fazla. Son derece sınırlı bir seçenek var. Yine de gezdik bir dolu yeri, çok da güzel oldu. Bir hafta sinema veya tiyatro. İstanbul’da Devlet ve Belediye Tiyatroları güzeldi bir aralar. Son dönem neler yaşandı ayrıca tartışılır. Ama biz keyfini epey sürdük. Bir hafta arkadaş buluşması. Bol oyun, sohbet, kudurma. 

Ve bu durum, yani hemen her haftanın programlı olması hem hayatımızı kolaylaştırdı, hem zenginleştirdi, hem de zamanın su gibi akışını kolaylaştırdı. Bunu şimdi daha net görebiliyorum.

Şimdi plansız ve programsız günlerde, yaşam kendiliğinden akarken, hayat da daha güzel görünüyor bize. Çünkü yapabildiklerimizin ne kadar da sınırsız olduğunu keşfettik yeniden. Hayallere sınır koymak ve onları planlamaya çalışmak saçma geliyor şimdi. Zaman bizi değil, biz zamanı kontrol ediyoruz. Bu da inanılmaz bir özgürlük duygusu veriyor. Çünkü gerçek, aslında yaşadığımız gün ile sınırlı. Oysa hayat hayalleri de kapsayacak kadar engin. Tüm insanlar ama özellikle çocuklar için bunu hissedebildikleri bir hayat diliyorum.

Bu Gidiş, Gidiş Değil

Blog yazmaya başladığım 2008 senesinde takip ettiğim 4 anne vardı. Hepsinin çocuğu kızımla yaşıt. Annelik ve ebeveyn olmakla ilgili yazar, çocukların büyümelerini takip ederdik. Üçü bıraktılar bir süre sonra yazmayı ama sosyal medya sayesinde hep haberdar olduk onlardan da. O dönem hepimiz de beyaz yaka çalışan kadınlardık. 

Devran döndü sonra. Bir dönem üçü çalışmıyordu, çocuklarıyla ilgileniyorlardi. Sonra ikimiz 2. çocuğu yaptık, diğerleri tek çocuk yeter dediler. An itibariyle ikisi kendi işini yapıyor, ikisi hâlâ beyaz yaka, ben emekliyim çok şükür…Sadece 8 sene sonra, çocuklarını daha iyi yetiştirmek için okuyan, araştıran, düşünen, çabalayan ve ülkenin durumunu bundan ayrı tutmayan, endişelenen, takip eden bu 5 annenin üçü yurtdışına yerleşti. Dünyanın bambaşka ülkelerinde yaşama kararı aldı bu yurtsever anneler… Zaten kalan ikimiz de Ege’de nefes alabileceğimize karar vermiştik.

İnsanın demokratik ve modern, sistemi oturmuş ve eğitim oranı yüksek, kaliteli bir kültür sanat geleneği oturmuş coğrafyada yaşamak istemesi ne kadar anlaşılır bir istek değil mi? Gidenlere hak vermekle beraber, o noktaya ülkeyi taşıyacak beyinlerin göçüne içim yanıyor. Aslında ne kadar insanî ve naif istekler. Heyhat, yol uzun ve çetrefilli kalanlar için. Enseyi karartmamak, umudu körüklemek gerek… En azından ilk etapta #hayir ‘i elden bırakmayalim. Hayırlı cumalar ahali 😊

Egodaki Bal

Herkesin bir parmak çaldığı bal kavanozundaki mamul gibi yüreğim; ekşi, kekremsi, bozulmaya yüz tutmuş… Ülkemi düşünüyorum heyhat… İçimde bir yandan bahar dalları tomurcuklanıyor oysa!!!

Günlük hayatım bir dolusunun hayaline gıybet, bir dolusuna bir haber… Büyük resim, yeri geliyor şenliklerde cıvıl cıvıl, yeri geliyor kapkara bir çocuk resminde kendini saklıyor. Ah be yüreğim, sen miydin düşecek bu hallere! Sen ki fokurdayan öfkeydin yaşanan haksızlıklara…

Şimdi dindi acısı ruhumun, aralandı kapkara bulutları zihnimin; aldı planlar, projeler, hayaller yerini… Ah o Kurtuluş Savaşı mıydı yaşadığı bir kaç kuşak öncesinin. Ah o emek miydi tüm dünyanın önünde eğildiği? Ah o günler o denli uzak mı sana ey yaşayan insan günümüzde? Dur da bir yavaşla ve dön ruhunun derinine, bir bak kendine başını koyduğunda yastığına… İtiraf et ve silkelen… En yakın çıkış sandığın kadar olanaksız ve uzak değil. Onurunla ve sevgiyle yaşamak o kadar da zor değil. Bir bak kendine.

Belki elindekini bilip, eldeki kadar tüketmektedir kurtuluş. Bir bak hele. Belki de egonun içine saklanmıştır kendine bir türlü konduramadigin kurtuluş, bunca senedir….

Çalışma Hayatı

Eğer bir işe alındıysaniz, sadece belirtilen saatler içinde değil, tüm zamanınız adına emeğinizi, bilginizi, deneyiminizi, katkınızı, hatta tüm benliğinizi o işyerine adamanız beklenir. Ne yazık ki bu 2000’lerin Türkiye’sinde bu böyledir. Öncesini bilmiyorum, sonrası için de sadece iyimser bir umut besleyebilirim. Kamuyu deneyimlemedim; duyduğum, gördüğüm, bildiğim kadarıyla en azından mesai saatleri konusunda daha insanî.

Birkaç yıl önce tatile çıktığım bir gece iki küçük çocukla saatlerce yaptığımız yolun sonunda sabaha karşı 4’e kadar bir dosya hazırlamıştim. Sonra oğlumu emzirip yattım ve 2 saat sonra da kızım uyandı zaten. Yorgunluk bir yana, çektiğim stresi unutamam. Ne gereksiz bir çabaydı oysa. Sonra yapılan baskılar, haksız ve keyfî uygulamalar sonrasında -ve sayesinde- işe veda etme kararı aldım. Uygulayabilmek için birkaç yıl geçmesi gerekti elbette ama sonucunda emekliyim işte. Beni yıldıran çalışma çokluğu, mesai saatleri gibi etmenler değil, kişiye bağlı kararlar sonucu çalışma isteğimin törpülenmesi idi. Kendi adıma sonucunu olumluya çevirebildigim için iyi oldu, ama deneyimli ve yetişmiş işgücü kaybettiği için düzene yazık oldu sanırım 😎 

Gelişmiş toplumlarda ve bizden bir sonraki kuşakta özel hayat ve iş dengesi daha anlamlı. Bu sayede çalışma hayatındaki insanların daha verimli olmaları mümkün. Fakat görünen o ki, özellikle tebaa toplumu ve hemşehri zihniyetini aşamadan o noktaya ulaşmamız zor. Ne yazık! Önümüzde bunu başarabilmiş toplumlar var oysa. Yeniden keşfetmemiz bile gerekmiyor.

Bu ülke Köy Enstitülerini kapatarak kendini çıkmaz sokağa mahkum etmiş, yurdunu sevmeyen, kendine aşık, öngörüsü kıt yöneticiler ve eğitimden yoksun, geçim derdindeki halkın vatanı. Neyse ki Gündüz Vassaf’in deyişiyle hızlı iletişimi kastettiği ‘yeni ipek yolu’ ve bilgiye erişimin kolaylığı bana gençler ve halk adına umut aşılamaya devam ediyor.

Gidilecek uzun ve meşakkatli bir yolumuz var. İlk adım 16 Nisan’daki HAYIR olur umarım.