Aile ve Birey

Çocuklar bu gece misafirliğe gittiler. Biri anane ve dedesinde, diğeri canımız komşu teyzelerinde. Biz kocamla yalnızız. Epey uzun bir aradan sonra…

Her zaman yaptığımız şeyleri yapıyoruz. Yemek düşünemedik tek fark, atıştırdık sadece. Onun dışında keyif çatıyoruz kendi bildiğimiz yolla 🍻🍷

Bu durum, çocukları hayatımıza tam anlamı ile dahil edebildiğimiz, onlar sebebiyle hayatımızdan ve kendimizden feragat etmediğimiz, onlarla yaşamımızın tam da istediğimiz, bizi tatmin ve mutlu eden bir şekilde olduğunun kanıtı bana kalırsa. Çocuklar henüz küçüklerken ebeveyenleri bundan daha çok sevindirecek bir şey var mı kendi hayatları adına bilemiyorum…

Umarım gün gelip de yuvadan uçtuklarında, onlarsız hayatlarımız da aynı dolu, mutlu, huzurlu ve tam haliyle önümüzde uzanır. Anne ve baba olmanın en zevkli ve tatmin edici hislerinden biri de bu sanırım; hem ailenin ve hem de karı ve kocanın, anne ve babanın ve her bir çocuğun bagimsizve bir arada varolabilmesi… Aile ve birey olabilmek. Gerçek bir ilişki kurabilmek…

Güzel bir his…👍❤

Ömre Ömür Katmak

Eskiden yaz aylarını kıştan, hafta sonlarını da hafta içlerinden daha çok severdim. Hafta içinde işe gider ve yaz için planladığım o iki haftalık tatilin hayalini kurardım.

Şimdi bir sahil kasabasında, işe gitmeden yaşıyorum. Kış aylarını yazdan ve hafta içlerini hafta sonlarından daha çok seviyorum.

Zaman olarak epey kârdayım değil mi? 😉 Ömre ömür katmak böyle bir şey olsa gerek 😊😎

Yaşamın Yuları

Şimdi içindeyim huzurun,

Bir parçası çiçekte, bir parçası denizde ve en derini çocukta.

Katır tırnağı misali umudum,

Bir minik toprak parçasına tutunup, ömrüne, ömür ekliyor.

Şahide ihtiyacım yok, gönlüm var ya biriktiren anıları,

Yarınla derdim yok, bugünüm var ya, gülümseten insanlarımı.

Hayalini yaşayan bir kadın,

Asla bırakmaz ki yaşamın yularını.

Dörtnala koşan bir kısrak değil mi nihayetinde yaşam…

Umuda Sarılmakta, Göç Etmek Arasında

Gidenler çoğalıyor. Gün geçmesin ki bir tanıdık sosyal medyadan veda yazısı yayınlanmasın. Üstelik yorumlarda ‘biz de bugün, yarın yolcuyuz’ diyenler de cabası. Nereye bu gidişat?!

Biz de göçtük bir anlamda. Fakat ülkenin bizce daha güzel bir yerine sadece. Oysa işi, gücü yerinde, gayet eğitimli ve üretken çağında binler, onbinler sınırları aşıyor bir yandan. Kalanlarla birlik olduğumuzda kurtulacak mı memleket acaba? Kalanlar elini taşın altına sokacak mı, buna muktedir olabilecekler mi? Bilinmez sorulardan bir kaçı daha…

Gidenler mutlu olabilecekler mi diye düşünmek saçma. Ülke ve kalanlar adına endişelenseler, gittikleri yerde daha düşük standartlarla yaşasalar da, günlük hayatlarındaki gündem ve çocukları adına endişeleri farklılaşacak. Gittikleri ülkenin genel gelişmişlik standardında paylarına düşen, bizdeki yüksek standarttan görece iyi olacak. Üstüne, psikolojik sıkışmışlık baskısı olmayacak. Öteki olmakla, göç hüznü ile açıklanamaz bir zaman dilimindeyiz tarihin. Çünkü sınırları iletişim sayesinde aştık ve ülkede zaten ‘öteki’ hisseden binler bu göçenler. O halde, gayet mantıklı değil mi gidenlerin fazlalığı…

Peki içimdeki bu öfke, zaman zaman nükseden geç kalmışlık duygusu, çocuklar adına bastırmaya çalıştığım umut yoksunluğu ne olacak? Kendimi ilmek ilmek dokuduğum, yüzümde gülücükler açtıran, bu günlük hayatımın, içinde olmaktan büyük keyif aldığım hayallerimin ortasında avutmaya mı çalışıyorum acaba? Umut diye sarıldığım bu yürüyüşler, okuduğum yazılar, dinlediğim aydınlar yetecek mi güneşli yarınların inşasına?  

Yoksa çocuklarımın gözlerinde, kitaplarımın, çiçeklerimin, sakinliğimin ortasında kandırıyor muyum kendimi? 

Ah bu iç çekişler…

Matematik

Bugünü matematiğe ayırdık. Önce üşenmedik Aydın’a gittik. Tales Matematik Müzesi’ni ziyaret ettik.

Harika bir yer yapmışlar. Çocuklar ancak birkaç düzenekle ilgilendiler. Daha ziyade bahçedeki büyük oyuncaklarla vakit geçirdiler. Onlar da gayet matematiğe dayalı ve fiziksel olarak da, zihinsel olarak da çocukları uğraştıran oyuncaklardı. Neden belediyeler bu basit ama son derece etkili, üstelik daha düşük maliyetli ve daha dayanıklı park oyuncaklarını tercih etmez, hiç anlamıyorum.

Biz bayıldık elbette müzeye. Okulda ezberlediğimiz pek çok formülün mantığını anlamış olduk. Matematiğin aslında ne kadar hayatın içinde, zevkli ve basit olduğunu da bir kez daha keşfetmiş olduk.

Sonra rotayı Nesin Matematik Köyü’ne çevirdik. Bir ülkede böyle aydınlar olduğu sürece hâlâ gelecek için müthiş umut olmalı diye düşündüm. Gençler, çocuklar, aydınlar, eğitmenler… Nasıl anlatsam?! Mimarînin insan hayatına nasıl etki edebileceği, bir eğitim ortamının nasıl olması gerektiği… Öğrenme aşkıyla doldum, müthiş mutlu oldum. 

Kızım bir an önce kamplara katılmak için sabırsızlandı. Amfilerde, salonlarda, sınıflarda, bahçedeki dersliklerde oturduk. Havayı içimize çektik. Matematik ve felsefe soluduk. Bazı noktalarda oturup saatlerce kitap okumak, bazılarında günlerce sohbet etmek, bazılarında ise dinleyip, öğrenmek isteği doldu içime. 

Soluklanmak için kuleden etrafı seyrettik. Vadinin manzarası kadar, köyün manzarası da etkiledi beni.

 Çok keyifliydi. Çok…

Sonraki durak Şirince Köyü idi. Minik, şirin, cıvıl cıvıl bir yer. Tepede restore edilmiş bir kilise var. Bu ülkenin geçmişindeki Hristiyanlar ülkemize çok değerli yapılar hediye etmişler. Umarım kıymetini bilir ve koruruz onları. Basit ve etkileyici bir kilise.

Kampa döndüğümüz şu dakikalarda, çocuklar arkadaşları ile oynuyor, biz çay içiyoruz, bir kız çocuğu gülle atma antremanları yapıyor, birisi projeksiyondan yansıttığı bir filmi izliyor perdede, birileri de sohbette…

Biraz kitap okuyup, dalgaların sesine yatırmalı uykuyu, hazır yıldızlar da şölen yaparken gökte 😊

Efes

Enfes… Görmediyseniz bi zahmet yapın planlarınızı, gelin dünya gözüyle bir görün. Muhteşem bir ortam, harika bir tarih dokusu… 

Çocuklarla 2 gün ayırdık. Bir aşağı kapıdan, bir yukarı kapıdan gezdik. Her bir taşına basamadık yine de, öyle geniş bir alan. Uzun uzun anlatmayacağım, kendiniz hissedin gidip. İnternet sağolsun, resimleri bol zaten. Ama orada hissedilenleri anlatmak zor. 

Gözümde binlerce yıl önce, ayağında deri sandaletleri, keten elbisesi ile omzunda su testisi taşıyan kadınlar canlandı. Mermer yolun iki yanına sıralanmış, geçen kralı selamlayan halk duydum bir an. Bir taşa sabahtan akşama ve defalarca yeniden bir cümle işleyen yazıcıların terini sildim sanki alnımdan. Hele o kütüphane, o kralın oğlunun, yapı tamamlandığı ilk an hissettiği gurura tanık oldum. Çok güzeldi…

Çocuklar taşlara tırmandı, izledi etrafı, turist kafilelerini ve bin türlü değişik dil konuşan rehberleri dinledi, merak etti, bazen sıkıldı, bazen hayrete düştü… Zihinlerinde neler olup bitti bilemiyorum elbette, ama gelecekte bu aile gezisi, bu harika kamplar şahane birer his eşliğinde canlanacak dimağlarında eminim. Daha ne isterim ki 😊

Bu arada Selçuk’un içini de gezmeye fırsat bulduk. Ne şirin bir yermiş meğer. Henüz ne kalesini, ne de müzesini gezemedik. Yavaş, yorulmadan, sıkılmadan, keyfini çıkara çıkara…

Yarın Şirince 💒

Kamp da bir güzel ki, ayrılası gelmiyor insanın bu arada ⛺🌄🌅

Kamp Hissi

Ben seviyorum ya bu kamp işini, ondan sebep sanırım işimizin yaver gitmesi 😉 Yoksa bakarsan, epey de sıkıntı esasında 😂

Çıktık yola. Araba yüklü, biz heyecanlı… Pek de öyle ahım şahım hazırlanmadık ne yalan söyleyeyim. Olduğu kadar işte. Maksat kamp olsun. Aslında amacımız Efes Antik Şehri’ni gezmekti. Bu yüzden Selçuk civarında bulduğumuz ilk kamp yerine konuşlandık. Şansımıza şahaneli bir kamp yeriymiş bu Dereli. Bizim beklentimiz az olduğundan mıdır bilemem ama bildiğin mutluyuz an itibariyle…

3 gün sıcakların bitmesini bekledik. Gelmeden Bergama Antik Kenti’ni gezip, tarih depolanmıştık neyse ki. Bu arada minik bir Kuşadası turu yapıp, Kuşadası Kalesi’ni gezdik. Sahilden güneşi batırdık. İyi geldi.

Kamp alanı kocaman ağaçların altında, upuzun ve bakîr kumsalı, sıcak ve sığ denizi, püfür püfür esen rüzgarı, sıcak suyu ve az ama öz sakinleri ile nefis. Dingin, sessiz… Daha ne olsun be annem 😇 

Dalgaların sesi vuruyor, ay ve yıldızlar birbiri ile yarışıyor parlaklıkta, ağaç siluetleri ile gökyüzü muhteşem bir görüntü sunuyor…

Çocuklar mutlu, biz mutlu…

Bir yandan ülke her zamanki gibi kazan. Ruhum inançlı oysa. Ne de olsa umut ve mutluluk, içinde insanın. Direne direne, yaşaya yaşaya yeşerteceğiz yeniden yarına dair inancımızı. İnadına mutluluk, inadına sevgi…

Gündemimiz tarih bu aralar. Geleceğe umutla bakmak için daha güzel bir yöntem düşünemiyorum. Tavsiye ederim 😉😊

Şifa ve Sabır

Bu hafta bir kez daha çilek reçeli kaynattım. Denemeler albümünde daha koyu kıvam yerini aldı. Meğer ne kolaymış reçel kaynatmak! İnsanın zamanı ve enerjisi olsun, yetermiş!

Bizim yavrular doğduklarından bu yana bir kantaron mucizesi süregelir evde. Pazarda satılan bir demet çiçeğe, fabrikasından alınan zeytinyağına, bir de güneşe dönük bekleme sabrına ihtiyaç varmış meğer! Al sana kırığa, çıkığa, morarmaya, yanmaya, kaşıntıya, çillere şifa… Mucize mi’rim…

Kırda salınan ineğin sütüne, çimene bulanmış koyunun sütünü ekleyince, kavanoza koyup üstüne peçete kapatıp bekleyince olurmuş meğer en nefis, tuğla gibi yoğurt… Denemeden bilemezsin ki!

Birayı evde yapmak neyse de, mayasını ekmeğe bulamak… Tüm günü yoğurmanin şifasına, beklemenin sabrına kilitlemekmis…Bal, şeker olsun konu-komsuya…

Ah be… Günleri karıştırmak neyse de, ayları karıştırmak da neyin nesi? Yoksa mutfak, ruhun iyileşmesine şifa mı? 

Meğer resmini yapamadığımız mutluluk, yeri gelir, kavanozlarla sıralanırmis mutfağa…

Kimbilir?!😉😊

Kantaron ve Tutuklamalar

Kantaron çiçeklerini saf zeytinyağına bastım, güneşe koydum demlensin diye. Enginarı, baklayı, bezelyeyi derin dondurucuya. Çilek reçeli kaynattım. Koyun sütü de kattım bu sefer yoğurda. Yarın ekmek mayası hazırlasam diyorum. Biraz dikiş var ayrıca. Elimi atmışken Ada’ya bir elbise örebilir miyim diye düşünüyorum. Saksılardaki çiçekleri de yenilemeli… Yarın denize gider miyiz acaba? Satranç da var gerçi….

İşte sadece bunlar olsun gündemim; tutuklamalar, yitirilen özgürlükler, açlık grevleri, işinden olanlar, yasalar, sansürler, kültürsüz, yobaz muhabbetler, ölüm, acı değil…

Bu coğrafyanın insanının basit gündelik mutluluklardan sebeplenirken vicdan muhakemesi yapmaması, olanaksız mıdır? Nedir yani sığdırılamayan bir kısacık insan ömrüne? Te Allam ya!!!

O kantaron, derman olabilir mi acaba bu yaralara da…

Çocuğum Okula Başlasın mı?

Türkiye’de okul mevzusu, eğitimin sürekli alaşağı edilmesi sebebiyle ciddi bir iş. Aman çocuğum okusun da adam olsun dönemi geçeli epey oldu. Eğitimli ve bilinçli aileler, iletişimin kalitesi ve yaygınlığı, materyallerin çeşitliliği arttıkça, şu an varolan okulların içeriği kadar, gerekliliği de sorgulanır oldu. Benim okulsuz eğitimle tanışmam, araştırmam, üzerinde mesai harcamam da bu sebepten. Ülkemizde okulsuz eğitimin hakkıyla olabileceğine ikna olmadım. Bu nedenle çocuklarım gayet okullu 😊 Başka bir yazıda bu konuyu da yazarım belki. 

Kızım, koşullar ve deneyimsizliğimizin ‘kurbanı’ oldu diye düşünüyordum. Çünkü okul öncesi 3 yıl okula gitti. 3 yaşında gittiği kreş içimde sızı olarak kaldı. Ancak sonraki İtalyan Koleji’nin (Evrim Okulları) anasınıfı, haftada 18 saat İtalyanca eğitim alması sebebiyle fena değildi. Şu an İtalyanca ile ilişkisi olmamasına rağmen, dili tanıyor ve bir sempatisi oluştu. Bence yeterli. Özellikle 4 yaş öğretmeni, dünya tatlısı Serda ile geçirdiği yıl çok eğlendi. 5 yaş sınıfındaki disiplin ise gereksiz yere sindirdi kızımı. Ekim doğumlu olması dolayısıyla, aslında bir yıl daha ilkokula başlamamayı hakediyordu. Ama bir anlamda mecburen başladı ilkokula. İlk dönem fiziksel olarak zorlandı. 2. sınıfta şehir ve okul değiştirdi. Zor bir başlangıç oldu yani eğitim hayatına. Ama başetti her koşulda ve şu an sanırım eşiği atladı kendi adına. Çok mutluyum bu sebeple.

Kızımdan 2 yaş küçük olan oğlum, bu sene oyun temelli bir devlet anaokulunda başladı okul hayatına. Her gün severek gitti, 3 saat eğlendi diyebilirim. Ağustos doğumlu. İlkokula başlama konusunda düşünceliydik.

Ancak her çocuğu kişiliğine ve içinde bulunduğu koşullara göre değerlendirmek gerekiyor. Bugün oğluma seneye okula başlamayıp, benimle evde vakit geçirmek ister mi diye sordum. Bana okulda öğretilenleri öğrenmek istediğini ve evde olmak istemediğini söyledi. Anaokulunda da sıkılacağını, ilkokula başlamasının en iyi seçenek olduğunu söyledi. Aynen de bu cümlelerle! Kendini bu kadar net ifade edebilmesine çok sevindim. Bu oldukça önemli. Kızımda da, zorlandığı süreçte, bu ifade zenginliği çok işimize yaradı. Yeri gelmişken, çocuklara küçük yaşlardan itibaren ve sürekliliği koruyarak kitap okumanın önemini hatırlatmak isterim. Zira biz yaşayarak bunun ne derece yararlı olduğunu deneyimledik.

Kararımız oğlumu okula başlatmak yönünde sonuç olarak. Ancak…

Bu durumda seneye bana sınıf anneliği, okul aile birliği üyeliği, sosyal faaliyet yoğunluğu, kütüphane ve STK’lar ile sıkı bir iletişim görünüyor. Zevkle 😊😍

Karne, not, okuldaki eğitim anlamındaki başarı hiçbir şey ifade etmiyor bana. Benim kriterlerim şunlar; 

Çocuklar okula mutlu gidiyor mu?

Soru sorabiliyorlar mı? 

Merak duyguları körükleniyor mu? 

Arkadaşlık ilişkisi geliştirebiyorlar mı?

Sorunları kendileri hallediyor mu?

Oyun oynayabiliyorlar mı?

Şimdilik çocukların okulu bunları karşılıyor. Üstelik evde yeterince fazla vakit geçirmelerine de zaman bırakıyor. Farklı sosyal katmanlardan ailelerin çocukları var. Eğitimciler sevecen ve idealist.

Yarın uzun ve eğlenceli bir tatil başlıyor. Tüm çocuklara ve ailelere harika bir tatil diliyorum. Her anınız layıkıyla geçsin 😊