Kamp Huzuru

Vermiş dallarını rüzgarın ritmine, oynaşıyor ağaçlar. Uzun eteklerini denizin ağırlaştırdığı elbisemle, saçlarımı dalgaların iyotuna kaptırmış, yıldız yağmuru altında, çıplak ayaklı dansediyor romantikliğindeyim. Bir senfoni ahengiyle birbirine uyum sağlıyor doğanın sesleri. Kayan yıldızın sesi sanırım, şu arada şen şakrak kahkahası yankılanan? Az ötemde çocuklarım cıvıldaşıyor. Kocam kadehini ailesinin neşesine kaldırıyor. Dostlar sofrasında olacağım birazdan. Muştulu yarınların muhabbeti saracak masamızı. Ruhum dingin, ruhum serin. Kafamdaki duman bile rüzgara kaptırmış kendini, savruluyor ayın şavkında, kumların köpüğünde…

20160811_082341

Gerçekse, sessiz ve huzur dolu evimde oturdum yazıyorum. Miniklerimin uyku mırıltıları geliyor bir yandan. Kocam tatlı bir yorgunlukla esniyor. Uykuyla cilveleşiyor. Rüzgarın sesi, zeytin ve çam ağaçlarını katmış önüne, sanki kadim zamanların en bilinen yıldız hikayesini anlatıyor. Meteor yağmurunu seyredebildiniz mi? Tek bir kayan yıldıza şahidim dün geceden 🙂

Kamptan döndük. Giderken hazırlanmak kadar, dönünce evin konforuna kavuşmak da ayrı bir zevk. Kampa veda etmeden etrafı toplamak, çadırı sökerken giderek daha fazla yayılıvermek o ağacın altına, arabayı paketlemek, çocukları toparlayıp, kamptaki kalanlara veda etmek… Yarın sabah kalkınca çadırın fermuar sesi olmayacak kulaklarımızda, ama son 5 günün keyifli huzurunu anımsatacak bir konfor sanırım mevzuyu yumuşatır 🙂

Son anda karar verip gidiverdik kampa. Artık Ayvalık’ta yaşıyor ve zamana patronluk yapıyorsak tatil de mi yapmayak! Tam da bu yüzden hemencecik karar verip, hızlıca toparlanıp, kendimizi çadırın kazıklarını çakarken buluverdik. Ne şanslıyız ki bizimle aynı kafada dostlar var etrafımızda ve soframız aynı çılgınlık pırıltısını gözlerinde yaşatanlarla şenlendi 🙂

20160813_190851

Bu sefer daha önceden bir kaç kez yer bulamadığımız için gidemediğimiz, merak da ettiğimiz Gargara Camping’de aldık soluğu. Küçükkuyu’ya yakın, sahildeki pek çok kamp yerinden biri. İşletenler, 6 yıl önce İstanbul’dan kaçan, şimdilerde 3 aylık ve 4,5 yaşındaki kızlarını büyütürken, bir yandan da kamp işleten bir çift; Semra ve Burçak. Oldukça şirin, temiz, Türkiye’deki bir kamp alanı beklentilerini bir hayli karşılayan, üstelik çocukla veya evcil hayvanla kamp yapacak olanlara rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir kamp yeri burası. Zeytin ve incir ağaçlarının altında çadırınızı kurup, çardaklarda serinleyip, dibinizdeki denizin keyfini sürebilirsiniz. Rüzgarlı geçen son bir kaç gün bile kuytuda kaldığı için sorun olmadı. Denizin altı çakıl, ama çocukların kum yerine taşlarla oynaması da güzel. Orada göreceğiniz renkli taşların bir kısmı da bizim çocukların fırçasından çıkma 🙂

20160811_164133_001

Yemek ile uğraşmak istemiyorsanız, kamptaki sevimli restoranda yapılan yemeklerden yiyebilirsiniz. Ama kampın anlamını biraz da o derme çatma yemek keyflerinde bulan insanlar olarak, mükellef sofralarımızın aşçı, garson ve bulaşıkçısı kendimizdik biz. Bu nedenle restoranın Michellin yıldızı konusunda fikrim yok 🙂

Giderseniz kampın kapısında bir minik dükkan göreceksiniz. Önünde dünya tatlısı iki kadının oturduğu, tarot falı ve şahane muhabbetleri ile alternatif bir ortamdan sorumlu bu kadınlara, Yeşim ve Halet’e merhaba demeyi ihmal etmeyin. Sebeplenin harika enerjilerinden.

Kampta elinde kitapla gençleri, anne ve babaları görünce sevindim. Kampa yalnız gelmiş, kitabını alıp sahile yayılmış kadınlar, sevgilisiyle birasını içerken muhabbet eden gençler, birkaç çift gelip kahkahanın dibine vuran arkadaşlar, çocuklarını özgürce dallara tırmanırken izleyen anne ve babalar… Ortam özellikle kalabalığın daha az olduğu haftaiçi zamanlarda çok keyifliydi.

Birinin elinde Kurtlarla Danseden Kadınlar’ı görünce nasıl da mutlu oldum. Clarissa Estes bu  kadar çok kadının ruhuna dokunduğunun farkında mıdır acaba?

kurtlarla koşan kadınlar

Ve bir diğer harika kadın Judith Liberman’ın Masal Terapi’sini kampın sahiplerinden Semra okuyordu. Harika değil mi? Eğer hala yolunuz çakışmadıysa, bu iki kitabı da tavsiye ederim. Emin olun başkalaşacaksınız 🙂

55eb0e5ff018fbb8f8a82e00

Bir gününüzü etrafı gezmeye ayırmanızı tavsiye ederim. Adatepe Köyü var yakınlarda. İstanbul’dan taşınan ve taş evleri restore ederek, köyün farklı bir çehreye bürünmesini sağlayan 200’ün üzerinde haneye,  köyde yaşamaya hala devam eden 17 gerçek köylünün hanesi eşlik ediyor. Farklı bir havası ve nefis bir manzarası var köyün. Gitmişken ağaçlardan badem tatmayı ve biraz da kış için eve almayı ihmal etmeyin.

20160813_162902

Sahilden devam ederseniz biraz ilerideki Kumbağ’a uğramadan geçmeyin. Yamacın yukarısındaki bir köye ait olan güzel bir işletme. Çalışanlar da köylüler. Bu civarda plajı kum olan nadir işletmelerden sanırım. Girişteki zeytin bahçesinde, kendimi İspanya’nın bir çiftlik evine giriyormuş gibi hissettim. Uzakta patates soyarken muhabbet eden iki de aşçı vardı. Zamanda ve mekanda keyfili bir yolculuk yaptım sayelerinde. Sanırsın varendada aniden bir düşes belirip, uşağına bize yolu göstermesini söyleyecek. İspanyol mimarisinin kafamdaki mini bir yansıması oldu bu mekan. Açık büfe yemekleri nefis görünüyordu. Yolunuz o tarafa düşerse gece kalmasanız bile, yemeklerini denemenizi tavsiye ediyorum.

20160813_180335

Bir kez daha kafamda şunlar döndü durdu kamp sonunda: “İyi ki hala kamp yapanlar var. Kamp alanları var. Keşke bu işin bir standardı olsa ilgili bir kurum eliyle. Keşke standart olarak gerekli donanımlar Avrupa seviyesinde sağlanabilse. Keşke kamp yapmaya daha çok çocuklu aile ve daha çok genç cesaret etse. İyi ki gelmişiz. Mutluluk budur kardeşim. Arkadaşlarımızın gelmesi daha da şahane oldu, harika vakit geçirdik. İyi geldi yine ruhuma.” Anlayacağınız, bir şans verin hala tadını almamış olanınız varsa demeye getiriyorum 🙂

20160814_065749

Reklamlar

Patlıcanlar Kampta

Geçen hafta pazardan patlıcan almıştık. Bir hafta geçti, bir türlü pişiremedim. Ha karıyarık, ha oturtma, ha kızartma derken; bir baktım bizim patlıcanlar kamp sepetinin içinde. Ee hadi onlar da gelsin bizimle kampa dedik ve cumartesi sabah 5’te yola koyulduk.

Bir gece önce bizimkiler ilk defa bir sünnet düğününe katılmış, ilk defa saat 12’ye kadar uyanık kalmış ve yine ilk defa damat halayı çekmişlerdi. Haliyle bünyelerinde narkoz etkisi mevcuttu. Sonuçta 3,5 saatin sonunda Tekirdağ, Keşan’daki Gökçetepe Orman Kampı‘na ulaştığımızda hala uykudaydılar.

Hesapta kamp bu hafta açılacaktı. Duyduğumuza göre de epey düzeltmişlerdi. Fakat gördük ki, geçen yıldan bu yana bir çivi dahi çakılmamıştı. Harika bir doğası ve konumu olan bu orman ve deniz, ne yazık ki berbat bir işletmenin elinde heba oluyor. Bu nedenle tuvaletlerden, elektrikten, temizlikten bahsetmeyeceğim. Bunları takmayacaksanız, hayatınızın en harika kamplarından birini, şahane bir manzarada yapabilirsiniz.

20160514_114802

20160514_114746

Birbirini yaklaşık 25 yıldır tanıyan, üniversitede hem sınıf, hem de ev arkadaşı olan 5 arkadaşın oluşturduğu, toplam 4 aileydik. Çoluk çocuk buluştuk. Denizin kenarında, ormanın kıyısında, 4 çadır, 3 masa ve 1 kamp ateşi çevresinde konuşlandık.

20160515_104443

20160515_093015

Yaşları 3 ile 9 arasında değişen 5 çocuk… Dalgalarının köpük köpük sahili gıdıkladığı, içinde binbir balığın oynaştığı, bomboş bir kumsalla cilveleşen pırıl pırıl bir deniz. Reçinesinin çıtırtısı, dallarındaki kuşların cıvıltısı, göğe uzanan dallarının manzarası ve nefis kokusu ile bir çam ormanı. Üzerimize sinen isi, yüzümüze vuran sıcaklığı ve karnımızı doyurup, kahvemizi pişiren közleri ile kocaman bir kamp ateşi. Eğlenceyi ve yemeyi ustalıkla beceren 8 arkadaş.

Yakındaki köylerden etler, sebzeler alındı. Mangal kokusu etrafa yayıldı. Sohbetler, takılmalar, kahkahalar, çocuk seslerine karıştı. Masalar kuruldu, içkiler açıldı, sohbet koyuldu. Denize giren, ateşi körükleyen, salatayı hazırlayan, bulguru pişiren, odunları taşıyan, bulaşıkları yıkayan, etrafı toparlayan, harıl harıl kamp yapan, çayı, kahveyi, birayı eksik etmeyen, neşeli insanlarla doldu orman.

20160515_093950

Çocukları kendi hallerine bıraktık. Deniz, kumsal, ağaçlar, böcekler, toprak, orman ve arkadaşlar… Çocukların doğanın içindeki halleri, insanı tüm hücreleri ile mest edecek kadar harika bir olay. Sınırsız zaman ve sonsuz mekanın çocukların içindeki doğallığı ortaya çıkarmasının mucizesine tanık olduk.

20160515_093929

20160515_104421l

20160515_104458

IMG-20160515-WA0006

20160515_104358

Akşam olduğunda, çocukların hepsi kamp ateşinin yanında, yeni yeni beliren yıldızları seyrederek büyülü bir yolculuğa başladılar. Tek çadırda masallar eşliğinde beraber uyuyakaldılar.

Gece pırıl pırıl bir ay ışığı ile çıtır çıtır bir kamp ateşinin aydınlığında, binlerce yıldıza kucak açtı. İçlerinde 25 yıl öncesinin çocuklarını barındıran 8 anne ve baba da, bu güzelliğe kahve ve çekirdek ile eşlik ettiler.

IMG-20160514-WA0023

Çekirdek mi! Çekirdek ne kardeşim? Çadırdan çocukların erken uyumasına sevinerek, içkiye ve muhabbete devam etmenin hayali ile fırladım. Ne göreyim? Bizimkiler ellerinde çekirdek, çıt çıt… 🙂 Çocuklu kamp yorucu oluyor valla. Eğlenceli evet, keyifli de. Öte yandan yoruluyor insan. Herşey bir yana yemek ve içmek bile yoruyor insanı bir noktada, di mi gençler? Eee, bunun da dalgasını geçtikten sonra, hemen ateşin kenarına kıvrılıp, muhabbetin tadından bir lokma da ben aldım 🙂

Kelimelerimin yetmediği güzellikteydi ortam. Mutluluk, büyük küçük 13 kişinin ruhundan taşıp, sanki elle tutulur bir hale geliyordu. Bedenimiz çalışırken canlanıyor, ruhumuz huzurla dinleniyordu.

Patlıcanlar mı? Kısmetliymişler valla. Onlar da paylarına düşeni aldılar közlerden ve körpecik anne bahçesi marullardan elbette. Fakat biz yaptık, siz yapmayın, sarımsağı unutup, patlıcanları sadece salataya mahkum etmeyin, biraz da sarımsaklı yoğurtla şenlendirin.

Kamp sezonunu resmi olarak açtık bu sene de. Açılış enfesti. Bereketli olsun dilerim camiaya 🙂

IMG-20160515-WA0012

Ayrılırken kampın sakinlerine ziyafet vermeyi de ihmal etmedik elbette…

Kamp Hayatı için Yardımcı Fikirler

1

Çocuklarla kamp yapmak güzeldir. Hem de çok güzel. Üstelik kolay ve keyiflidir de. Nasıl mı?

Öncelikle kamp yapmayı içinize sindirmeniz gerekli. Doğadaki konforu içselleştirmeniz, etrafta bina olmayışının keyfine varmanız, bakır bir cezveye konfor addedebilmeniz lazım. İstek ve az beklenti şart yani. Bunlar tamam mı? Sırada ihtiyaç listesi var:

Küçükken haftalarca süren çadır maceralarımız olurdu. Annemin meşhur bir listesi vardı. Yılların deneyimi ve bir başak burcunun özeni ile hazırlanmış, oldukça işe yarar bir liste idi. Kamp öncesi annem listeyi çıkarır, eşyaları kontrol ederdi. Bu sayede kamp bizim için gayet rahat geçerdi.

Öncelikle çadır. Decathlon, aynen spora bakışa olduğu gibi, açıkhava tatil anlayışına da genel bir kolaylık getirdi. Pek çok kamp malzemesi gibi çadırın da en kullanışlısını bulabilirsiniz orada. Biz 2 çocuk, 2 yetişkin için 3 kişilik, kolay katlanan bir çadır kullanıyoruz. 4 tarafının da hava alabilir olması sayesinde çadırın bunaltıcı etkisini yaşamıyoruz. Tüm pencereler tül olduğu için sinek ve böcek girmesini engelliyor. Ayrıca 3 köşesindeki lambalar sayesinde gece bile içinde hareket etmek, kitap okumak mümkün.

Su geçirmez özelliği olduğunu da geçen seferki kampımızda tüm gece bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında test ettik, onayladık. Yağmurlu bir kamptan çıkarımım şudur: kampta yağmurdan korkmayın, mutlaka bir kez deneyin, keyfini çıkarın. Özellikle çocuklar çok sevecekler.

çadır

Yatak olarak ben çocuklarla beraber bir şişme yatak, eşim ise tek aşağıdaki resimdeki gibi bir kamp yatağı kullanıyor.Her ikisi de rahat. Kilo farklılıkları sebebiyle, çocukların baba ile aynı şişme yatakta olmalarındansa, bu şekilde yatakları ayırmak daha pratik. Aksi durumda gecenin bir körü ev ahalisi babanın üstüne çullanmış olabilir 🙂
Katlanabilir kamp sandalyeleri pek çok işe yarıyor. Mutlaka bulundurun. Genelde kamplarda masa oluyor ama kamp ateşinin etrafında muhabbet için bu sandalyeler şart.

sandalye

Tabak çanak için mümkünse pratik kamp malzemeleri alın diyeceğim. Ancak kamptaki konfor size keyif veriyorsa, iki fincan, ince belli çay bardağı gibi eşyaları ekleyin malzemelere. Bunlar kampa keyif katıyorlar kesinlikle.

Zamanında Debenhams’dan aldığımız kamp çantası bizim için çok kullanışlı oldu. Sayesinde günübirlik pikniklerde de gerekli malzemeleri bir çırpıda hazırlamış oluyorum. Çantada 4 kişilik tabak, çatal-bıçak ve plastik kadeh bulunuyor. (İngiltere meşeili olması sebebiyle piknikte çay değil, şarap içilir fikrinden sanırım) Ayrıca içi straforlu olduğu için ısıyı koruyor. Böyle bir çanta çok işinize yarar. Ama bir piknik sepeti alıp, evdeki eşyalardan kendiniz de toparlayabilirsiniz. Her seferinde hazırlamak istemezseniz, bir tane hazır bulundurmanız işinizi kolaylaştırır. Bir de termos olduğu zaman tamamdır. Biz genelde kamplarda kettle taşıyoruz. Elektrik problemi olmayan kamplarda sıcak su sağlamak için büyük kolaylık. İçinde yumurta haşlamışlığımız da vardır.

Geceleri soğuk olabilmesi ihtimaline karşın battaniye, rahat bir uyku için kendi yastıklarınız, mutlaka renkli bir masa örtüsü, sineklere karşı büyük bir yatak cibinliği, mangal keyfi için maşa, mayo ve havluları kurutmak için çamaşır ipi ve mandal, bir küçük tepsi (içinde karpuz kesip, yeşillik yıkayabilmek için çelik fırın tepsisi), fener, çakmak gibi eşyalar hayat kurtarır.

Ayrıca makarna, kızartma, menemen gibi basit yemekler için derin bir tencere yeterli olacaktır. Bir de tavaya ihtiyaç yok.

Eğer arı ve sinek problemi varsa gittiğiniz yerde cevzede kuru kuru Türk kahvesi yakarak kurtulabilirsiniz. İçine birkaç damla lavanta kokusu da eklerseniz fena olmaz.

El havlusu, sabun, bulaşık deterjanı ve süngeri gibi temizlik malzemelerini de unutmayın.

Artık genel anlamda kamp için hazırsınız. Az eşya, az iş demek kampta. Bu sebeple çok kullanımlı eşyalar tercihiniz olsun. Ve unutmayın, kampçılar birbirine yardım etmeyi severler. Yol yordam sormaya, ihtiyacınız olan birşey istemeye çekinmeyin. Kimbilir bir kamp ateşinin etrafında tüm gece sürecek güzel bir muhabbeti başlatmış da olabilirsiniz bu sayede.

Çocukları hem bu hazırlığa, hem de kampın kurulmasına katmak, onların da birer kampçı olmalarını sağlıyor. İçselleştirdikleri bu yolculuk, kamptan daha fazla keyif almalarını sağlıyor. Bu şekilde etrafı kendilerine rahatlık sağlayacak şekilde belirleyip, tanıyorlar. En sevdikleri şeylerden biri de çadırı kurmak ve içinde oynamak.

Kamp hayatı, insanın doğadaki yeterliliklerinin farkına varmasına, içsel yolculuğuna, ailenin dinginlik içinde uzun vakitler geçirebilmesine, çocukların sonsuzluk ve özgürlük duygularının gelişmesine yardımcı oluyor. O zincir bir kez kırıldı mı, size de keyfini çıkarmak kalıyor.

20150618_160404

2

20150621_140515

Bir Kamp Masalı

Doğada yapılan kamp ile, otelde yapılan tatil arasında ne çok benzerlik ve fark var, değil mi? Aynı ay içinde, iki çocukla, her ikisini de yaptık. Biraz anlatayım mı ikisini de? Belki çocuklarla tatil için fikir verir size de.

Otel tatili : Uçakla, Antalya’da, aklınıza gelen herşeyin dahil olduğu, binlerce kilometrelik alana yayılmış, bol katlı, gemi şeklinde bir otelde… 4 kişilik çekirdek aile olarak… (şurada detaylı anlatmıştım)

20150601_142107

Uçak ulaşım için rahat bir yöntem. Kısa sürdüğü ve çocukların ilgisini çektiği için, sürekli animasyona ve yorgunluktan kaynaklı mızmızlığa çare bulmaya gerek kalmıyor. Bu nedenle rahat ve kolay.

Otelde herşey hazır. Yemek hazır. Şezlong hazır. Denize girilecek yer, havuzdaki duş, banyodaki şampuanlar… Yataklar hazır, eğlence hazır. Uğraşmadan keyfini sürebilir ve sonra da toplamadan kalkıp gidebilirsiniz. Sürekli etrafı toplayıp duran anne ve babalara iyi geleceği kesin.

Çocuklar için güvenli alanlar. Dilediklerince koştursunlar, suya diledikleri yerden girsinler. Herşey güvenlik düşünülerek yapılandırıldığı için sorun yok.

20150601_135754
Bu uygulama benim ilk defa gördüğüm bir şeydi. Sahilde içinde oyuncaklar olan bir alan oluşturmuşlar. Çocuklar rahat rahat oynadılar gölgede.

“Mini clup” olayı hiç bana göre değil. Bu defa çocuklara da sordum katılmak isteyip istemediklerini, ama hiç cazip gelmedi onlara da. O nedenle bunu anlamlı bir şekilde değerlendiremiyorum. Bana kalırsa çocuklu tatil, çocuklarla yapılır. Onları bir yere teslim ederek değil. Bu yüzden ayrıca anlamsız da buluyorum bu “mini clup” olayını. Sabahları havuzda yapılan aerobik ve akşam eğlenceleri de bana çok saçma geldiği için, yorum yapamayacağım bunlarla ilgili.

3 gün nefis bir tatil oluyor. Yemeklerin ve tatlıların hepsinin de tadına bakılmış, otelin her türlü aktivitesi denenmiş veya görülmüş, her köseşi keşfedilmiş, hiçbir şey yapmak zorunda olmamanın keyfine varılmış olunuyor. Bu anlamda da epey dinlendirici. Fakat 3 günden sonra sıkıcı. Günün her saati, otel alanının her köşesi, her etkinlik, her yemek belli. Farklılık yaratacak bir şey yok. 3 günden sonra otel tatili keyifli olmaktan çok, sıkılan çocukları eğlendirmeye çabaladığınız, bitmesini beklediğiniz bir olaya dönüyor.

Ayrıca nereye bakarsan bak, bir bina ve beton ile karşılaşma durumu beni çok rahatsız ediyor. Gece bile yıldızlar değil, otellerin göz alıcı ışık oyunları eşlik ediyor gökyüzünün manzarasına.

Bizim tatil 3 gün sürdüğü ve beklentimiz tam da otel koşullarına uygun olduğu için, bu tatil çocuklara da bize de eğlendirici ve dinlendirici geldi.

20150601_081447

 

Kamp tatili ; Saroz Körfezi’nde, Gökçetepe Orman Kampı’nda, çadırda, tüm yemekler bizden. İlk gün 4 kişilik çekirdek aile, ikinci gün 3 kişilik bir aile daha ve diğer günlerde 4+1 kişilik bir aile daha hep birlikte…

Kampın keyfi evde başlıyor.

Ne götürmeli? Çaydanlığı aldık mı? Salata için büyük bir kap alalım bu sefer. Aman mandallarla maşayı unutma. Battaniye alsak mı, ne dersin? Bakır cezveyi koydum, kamp ateşinde kahve keyfi yapabileceğiz bu sefer. Araba doldu. Buzluğu çocukların arasında yerleştirirsek tamam bu iş. Bisikletleri çıkardım, yer kalmadı, vs. vs. vs.

Yolculuk eğer Datça, Kaş gibi uzun mesafe değil de; Saroz, Asos gibi nispeten yakın mesafede ise hiç sorun değil. Heyecanlı. Biz ailece araba yolculuklarını seviyoruz. Yolculuğun kendisinin keyif olduğunu anlatmaya çalışıyorum çocuklara doğduklarından bu yana. Sanırım artık yavaş yavaş ayırdına vardılar bunun. Onlar da eğleniyor. Kendilerini eğlendiriyorlar genelde arabada. Bu nedenle ilk yıllardaki animatör yardımcı kaptan rolüme veda ediyor sayılırım. Uzun mesafeler için bol molalar içeren bir yolculuk ve mümkünse gece yolculuğu tavsiye ediyorum.

Kamp alanındaki ilk anlar sudan çıkmış balık formatında olur. Çadıra yer beğenmek, arabayı boşaltmak, eşyaları yerleştirmek, yatakları, örtüleri hazırlamak, komşu çadırlardakileri keşfetmeye çalışmak…

20150618_160404

Sonra bir oh çekilir ve akşam yemeği hazırlanmaya başlanır. İşin keyifli kısmı mangalın yanındaki kamp sandalyesinde oturup, çocukların doğaya uyum hazırlıklarını seyretmekte. Şehirdeki sınırlı görüş alanlarına ciddi bir meydan okumadır bu sınırsızlık hissi.

Ağaçlar uzanır göğe, deniz en uzaktaki dağlara derinlik katar. Yıldızlar çıkana kadar manzara, sadece binbir şekle bürünen bulutlardır gökte. Ve doğayla bütünleşmek için ilk tedirgin dokunuş gerçekleşir toprağa. İşte bu büyülü an, kampın başladığı an’dır. Sessizce eşlik edip, kendini bırakmak gerekir. Saygıyla… Çocuksu bir coşkuyla…

IMG_20150618_154505

İlk gecemizde tüm orman alanında 3 çadır vardı. 20’lerinde bir çift, balığa gelmiş 12-13 yaşlarında bir çocukla babası ve biz. O gece gökte yıldızların yerine kara kara bulutlar, bol yağmur ve onlara eşlik eden çılgın şimşekler vardı. Erkenden çadıra girdik haliyle. Çünkü yağmurdan korunmak için yapabileceğimiz tek şey buydu. Bir de çadır su geçirmesin diye dua etmek! Kamp malzemelerini toparlayabildiğimiz kadar topladık arabaya. Tek aydınlık, şimşeklerin ışığı; tek ses, gök gürültüsüyle karışık yağmurun çadıra vuran sesi ve bizim kıkırdamalarımızdı. Önce biraz endişe ettim, ne yalan söyleyeyim. Ama sonra baktım ki çadır sağlam, başka da çare yok, kocam da dünya rahatı; koyverdim endişenin ucunu. Çocuklarla uyuyana kadar sohbet ettik, güldük, çadırda debelendik durduk. Sonra da sarılıp, dünyanın en güzel uykularından birini çektik, yağmur sesi ve serinliği ile.

Sabah sağlamdık. Fakat arabaya koyamadığımız eşyalar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Oturacak hiç kilim kalmadığına mı, elektrik prizlerinin içine su dolduğuna mı yanalım? Hiç bir şeye üzülmemeye ve maceranın keyfini çıkarmaya karar verdik. Kettle’da kaynattığımız yumurtaları yiyip, denize gittik. Biz artık zor doğa koşullarına karşı birlik olmuş, güçlü bir aileydik 🙂 Bu güvenle pek eğlenceli bir gün geçirdik. Bu sayede insanın içinde bulunduğu koşulların değil, bakış açısının mutluluğu oluşturduğunu bir kez daha görmüş olduk.

IMG_20150620_211306

O akşam kızımın arkadaşı “the best girlfriend” Rengin ve ailesi geldiler. İlk kamptı onlar için. Ben bu kadar uyumlu insanlar görmedim arkadaş. Nasıl bir keyif almak, nasıl bir memnuniyet hayattan, nasıl bir içindeki an’a uyum… Kızlar pısır pısır muhabbette, Ege hayran bakışlarla R.’nin peşinde, adamlar mangal derdinde, biz anneler muhabbette. Böyle arkadaşlarla yapılan kampın keyfi de bir başka oluyor. Kamptaki tüm olumsuz koşullar ve olmayan olanakları gülüp dalgaya vurarak, huzurun ve dinginliğin keyfini çıkardık beraber. Yedik, içtik, sohbet ettik. Durduk öylece. Dinlendi ruhlarımız. O gün hava güzeldi.

20150619_201027

Akşam kızlarla yıldız partisi yaptık. Kamp ateşi yıldızlara ulaşıp, onları ateşledi. Yıldızlar tüm göğü kapladılar en parlak ve en şık ışıkları ile. Kolkola verip, ağaçların dallarının arasında, yakamozların üzerinde dansettiler. Biz yorgunluktan danslarına eşlik edemesek de, seyri bile güzeldi.

O gece bize katılacak diğer arkadaşlarımız, 2 çocuk ve 1 köpekle, navigasyona güvenmeyerek, kendi yollarından kampa ulaşmaya karar verip, uzun ve maceralı bir yolculuktan sonra, kamp ateşimizin sonuna yetiştiler. Neyse ki kolay kurulan çadır ve bozulmayan moraller bol kahkahalı bir sohbetle bitirmemize izin verdi geceyi.

Sonraki iki gün boyunca el birliği ile hazırlanan yemekler, oynanan oyunlar, derin muhabbetler, kahve keyifleri, deniz coşkusu, hamak serinliği ve huzurla geçti.

4 yaşındaki Ege ile 26 aylık kendine has sağlam karakteri ile dünyaya meydan okuyan Zeynep harika muhabbetler yaptılar:

-Sen yürüyebiliyor musun?

-Evet. Sen?

-Ben de yürüyebiliyorum. Peki yemek yiyebiliyor musun?…..

90 yaşındaki iki ihtiyar da benzer bir muhabbete imza atabilirdi. Ananemin dediği gibi başladığı yere dönüyor insan sonunda. Bizim için iki minik insanın kurduğu muhabbet çok zevkliydi.

Ela ile Rengin dostluklarını pekiştirmekle ve bol bol kıyafet değiştirmekle meşguldüler. Elele tuvalete, denize, yemeğe gidip, hamakta beraber sallandılar. Ojelerle taşları boyayıp, kimbilir hangi en önemli meselelerini tartıştılar.

10 yaşındaki abimiz Demir, hem kızları oynatmakla, hem Paskal’ı ve kamptaki yerleşik köpeklerimiz Şeker ve Bıdık’ı beslemekle uğraştı. Arada fırsat bulunca da Ege’ye yarış oyununun ipuçlarını verdi.

20150621_140515
Oğlanlar oyunda, Passcal uykuda

Biz anneler çocuk yetiştirmekle ilgili kafamızdakileri paylaşırken, bir yandan hayatı, yemekleri, işleri, anneliği, kadınlığı konuştuk. Kadın muhabbeti diye bir şey var ya; işte o kampın paylaşımında ince ince demleniyor. Tavı geliyor. Tadına doyulmuyor.

Adamlar, bizim ve çocukların bu denli keyifli, uyumlu, halinden memnun durumunu taktir edercesine gururla ateş yakıp, ailelerini doyurdular. Çadırları kurup, güvenli bir şekilde barınmamızı sağladılar. Ha bu arada elbette ülkeyi kurtarıp, ekonomiyi düze çıkarıp, bol bol da güldüler.

Şimdi yazarken bile yüzümde bir gülümseme oluştuysa, kamp her ailenin denemesi ve keyfine varması gereken bir tatil şekli. Deneyin… Pişman olmazsınız…

20150618_101303