Kamp

Kamptayız. Saat 3. Gecenin körü. Bir saattir öylece oturuyorum karanlığın ve sessizliğin içinde. Çok yıldız, bol sessizlik var. Uyku sarmalına teslim olmuş etraftaki çadır ve karavanlar. Henüz sakin burası.

Kamp hayatı öyle güzel ki, içinden hayat ve neşe fışkırıyor sanki. Beni durduruyor, -ki ihtiyacım olan bu- sarmalıyor, enerjimi sakinleştiriyor, gülümsetiyor, güzelleştiriyor içimi.

Çocuklar yavaş yavaş içinde dalıyorlar kamp ruhunun. Bizden farklı bir süreçleri var. Uyum sağlamak için önce deneyimlemeleri gerekiyor. Hazırlık aşaması kamp süresince gerçekleştiği için, ilk günler sıkılmaya daha fazla zaman ayırıyorlar. Sonra tadına varıyor ve kendi döngülerine uyduruyorlar. Keyif alma dönemi sonra geliyor. Bunu düşünmek ve kampı bu gözle planlamak gerek. Uzun bir kamp veya kısa ama sık kamplar yapmalı.

Kamp hayatına ilk üç gün adaptasyon ile başladık. Bence yarın başka bir alanı keşfe ve ardından antik kentler gezisine başlayabiliriz. Maceralar bizi bekliyor.

Patlıcanlar Kampta

Geçen hafta pazardan patlıcan almıştık. Bir hafta geçti, bir türlü pişiremedim. Ha karıyarık, ha oturtma, ha kızartma derken; bir baktım bizim patlıcanlar kamp sepetinin içinde. Ee hadi onlar da gelsin bizimle kampa dedik ve cumartesi sabah 5’te yola koyulduk.

Bir gece önce bizimkiler ilk defa bir sünnet düğününe katılmış, ilk defa saat 12’ye kadar uyanık kalmış ve yine ilk defa damat halayı çekmişlerdi. Haliyle bünyelerinde narkoz etkisi mevcuttu. Sonuçta 3,5 saatin sonunda Tekirdağ, Keşan’daki Gökçetepe Orman Kampı‘na ulaştığımızda hala uykudaydılar.

Hesapta kamp bu hafta açılacaktı. Duyduğumuza göre de epey düzeltmişlerdi. Fakat gördük ki, geçen yıldan bu yana bir çivi dahi çakılmamıştı. Harika bir doğası ve konumu olan bu orman ve deniz, ne yazık ki berbat bir işletmenin elinde heba oluyor. Bu nedenle tuvaletlerden, elektrikten, temizlikten bahsetmeyeceğim. Bunları takmayacaksanız, hayatınızın en harika kamplarından birini, şahane bir manzarada yapabilirsiniz.

20160514_114802

20160514_114746

Birbirini yaklaşık 25 yıldır tanıyan, üniversitede hem sınıf, hem de ev arkadaşı olan 5 arkadaşın oluşturduğu, toplam 4 aileydik. Çoluk çocuk buluştuk. Denizin kenarında, ormanın kıyısında, 4 çadır, 3 masa ve 1 kamp ateşi çevresinde konuşlandık.

20160515_104443

20160515_093015

Yaşları 3 ile 9 arasında değişen 5 çocuk… Dalgalarının köpük köpük sahili gıdıkladığı, içinde binbir balığın oynaştığı, bomboş bir kumsalla cilveleşen pırıl pırıl bir deniz. Reçinesinin çıtırtısı, dallarındaki kuşların cıvıltısı, göğe uzanan dallarının manzarası ve nefis kokusu ile bir çam ormanı. Üzerimize sinen isi, yüzümüze vuran sıcaklığı ve karnımızı doyurup, kahvemizi pişiren közleri ile kocaman bir kamp ateşi. Eğlenceyi ve yemeyi ustalıkla beceren 8 arkadaş.

Yakındaki köylerden etler, sebzeler alındı. Mangal kokusu etrafa yayıldı. Sohbetler, takılmalar, kahkahalar, çocuk seslerine karıştı. Masalar kuruldu, içkiler açıldı, sohbet koyuldu. Denize giren, ateşi körükleyen, salatayı hazırlayan, bulguru pişiren, odunları taşıyan, bulaşıkları yıkayan, etrafı toparlayan, harıl harıl kamp yapan, çayı, kahveyi, birayı eksik etmeyen, neşeli insanlarla doldu orman.

20160515_093950

Çocukları kendi hallerine bıraktık. Deniz, kumsal, ağaçlar, böcekler, toprak, orman ve arkadaşlar… Çocukların doğanın içindeki halleri, insanı tüm hücreleri ile mest edecek kadar harika bir olay. Sınırsız zaman ve sonsuz mekanın çocukların içindeki doğallığı ortaya çıkarmasının mucizesine tanık olduk.

20160515_093929

20160515_104421l

20160515_104458

IMG-20160515-WA0006

20160515_104358

Akşam olduğunda, çocukların hepsi kamp ateşinin yanında, yeni yeni beliren yıldızları seyrederek büyülü bir yolculuğa başladılar. Tek çadırda masallar eşliğinde beraber uyuyakaldılar.

Gece pırıl pırıl bir ay ışığı ile çıtır çıtır bir kamp ateşinin aydınlığında, binlerce yıldıza kucak açtı. İçlerinde 25 yıl öncesinin çocuklarını barındıran 8 anne ve baba da, bu güzelliğe kahve ve çekirdek ile eşlik ettiler.

IMG-20160514-WA0023

Çekirdek mi! Çekirdek ne kardeşim? Çadırdan çocukların erken uyumasına sevinerek, içkiye ve muhabbete devam etmenin hayali ile fırladım. Ne göreyim? Bizimkiler ellerinde çekirdek, çıt çıt… 🙂 Çocuklu kamp yorucu oluyor valla. Eğlenceli evet, keyifli de. Öte yandan yoruluyor insan. Herşey bir yana yemek ve içmek bile yoruyor insanı bir noktada, di mi gençler? Eee, bunun da dalgasını geçtikten sonra, hemen ateşin kenarına kıvrılıp, muhabbetin tadından bir lokma da ben aldım 🙂

Kelimelerimin yetmediği güzellikteydi ortam. Mutluluk, büyük küçük 13 kişinin ruhundan taşıp, sanki elle tutulur bir hale geliyordu. Bedenimiz çalışırken canlanıyor, ruhumuz huzurla dinleniyordu.

Patlıcanlar mı? Kısmetliymişler valla. Onlar da paylarına düşeni aldılar közlerden ve körpecik anne bahçesi marullardan elbette. Fakat biz yaptık, siz yapmayın, sarımsağı unutup, patlıcanları sadece salataya mahkum etmeyin, biraz da sarımsaklı yoğurtla şenlendirin.

Kamp sezonunu resmi olarak açtık bu sene de. Açılış enfesti. Bereketli olsun dilerim camiaya 🙂

IMG-20160515-WA0012

Ayrılırken kampın sakinlerine ziyafet vermeyi de ihmal etmedik elbette…

Yoldan Gönüllü Çıktım – Beliz Kudat

Guatemala, bizim bildiğimiz adıyla Maya ülkesi, yüzyıllarca süren İspanyol sömürgeciliği, ancak 1996’da sona eren, 40 yıl süren iç savaş, uyuşturucu baronları, her anlamda yoğun ABD sömürgeciliği sayesinde eğitimsiz ve fakir kalmış bir ülke. Yetersiz beslenme ve doğum sırasında ölümlerde dünyada 3. sırada. Pek çok Afrika ülkesine göre bile oldukça kötü durumda.

Beliz Kudat eski bir beyaz yakalı, gazeteci. Şimdilerde gezgin, gönüllü.

İşten bunaldığı, kendini sorguladığı bir dönemde bu ikilinin yolları keşisiyor. Beliz kendini Guatemala’da bir yetimhanede gönüllü olarak buluyor.

İşte aşağıdaki kitap, o dönemde bloğunda anlattığı bu serüveni karar alma sürecinden başlayıp, Orta Amerika gezilerine uzanarak anlatıyor. İlk bölümde yolculuğunun nedenlerini, nasıllarını anlatıyor. İkinci bölüm ise yetimhane sonrası yolculukları ve bu serüven sırasında akrşılaştığı insanları anlattığı bölüm.

Kitap akıcı, rahat okunan bir dille neredeyse tüm beyaz yakalıların imrendiği bir hayat dilimini sunuyor. Bu anlamda oldukça keyifli.

Beliz daha sonra Afrika’nın en küçük ülkesi Gambiya’da başka bir projede gönüllü olarak çalışıyor. Şimdilerde ilk kitabının imza günlerine katılıyor ve Gambiya’yı anlattığı ikinci kitabı üzerinde çalışıyor bildiğim kadarıyla.

Okunmaya değer bir kitap…

İstanbul’da Çocukların Doğal Enerjilerini Atabilmeleri için bazı Öneriler

IMG-20140407-WA0009Eskiden sokakta oynar, dilediğimizce koşar, ağaçlara tırmanır ve saçma saçma şekillerde dengede durmaya çalışırdık kırda bayırda. Yorulur ve üstümüz başımız kir içinde eve dönerdik. Yaz mevsimi ise dışarıda çeşmede bir güzel yıkardık görünen her yerimizi. Sularımızı damlata damlata koşardık eve. Islanan terliklerle koşarken ayaklarımıza çamur sıçratmama gayretimi çok iyi hatırlıyorum mesela. Bu bile bir denge gerektirirdi.

Şimdi dört duvar evde kudurmasın çocuklar, yorgun argın bedenlere ev toplama işini yüklemesinler gibi saçma ve de sapan düşüncelerle yönetilir durumdayız. Nasıl atsınlar enerjilerini? Nasıl öğrensinler bedenlerini? Neyi, nasıl yapabileceklerini? Limitlerini, sınırlarını, güçlerini?

Yeşil alan alabildiğine sınırlı. Olanlar da genelde düzenlenmiş parklar. İçlerinde belirli ve hep aynı hareketlere izin veren sıradan, oldukça basit oyuncaklar var sadece. Trump ilk açıldığında düdük gibi tırmanma duvarını bile adam yerine koymuşluğumuz var yokluktan. Aczimizi düşünün artık.

20140119_164206
Maçka Parkı mini oyun alanı.

Peki bu çocuklar nerede, nasıl ve ne zaman imkan bulacaklar? Peki ne yapabiliriz? Bizim bu konudaki çözümlerimiz şöyle;

Evde de onların beden hareketlerine imkan verecek şekilde bir düzen kurmaya çabaladık. Biraz bilinçsiz, biraz da çocukların, özellikle de Ela’nın yönlendirmesi ile yaptık bunu. Mesela bir trombolin var salonun ortasında. Ranzalarına istedikleri gibi tırmanıyorlar ve genelde toplamayıp, onların hem yatak hem oyun alanları olmasını sağlıyoruz. Bizim odadaki dolaptan yatağa atlamalarına, park yatakla çeşitli akrobatik gösteriler yapmalarına, kalorifer direğine tırmanmalarına, salondaki koltuklardan kaydırak veya zıplama tahtası yapmalarına olanak sağlıyoruz. Hatta yönlendiriyoruz. Evde diledikleri gibi bisiklete binmelerine, kaykayla yarış yapmalarına, alt kattaki Ayfer teyzemizin iyiliğine sığınarak, dilediklerince koşmalarına ses çıkarmıyoruz. Aklimıza gelenler bunlar. Ev dağılıyor ama çocuklar mutlu oluyorlar ki; bence gayet makul bir durum.

20140505_193056
Evdeki en masum oyunlardan. Koltuğa koşup takla atma, üstüne çıkıp yere atlama.
20140425_180843(0)
Dolaptan yatağa, ordan kalorifer direğinden tavana, sonra tekrar dolaba. Dolabın üstünde mini şarkı şovu, ardından park yatağa atlama, yatağa zıplama. Saatlerce sürebiliyor bu.

Mümkün olan en fazla şekilde onları en azından varolan doğal, ayarlanmış alanlara götürmeye çalışıyoruz. Haftasonları parklar en sevdiğimiz alanlardan.

Zorlu’nun oyun alanı hem açık havada olması, hem de zorlayıcı tırmanma alanlarına sahip olması açısından bir kurtarıcı. Yaz kış kullanılabilir durumda. Haftasonları içerideki çocuk alanında yapılan aktiviteler de gayet başarılı. Çok da tatlı bir eğitmen var bu aktiviteleri organize eden.

20141206_111754
Zorlu açıkhava oyun alanı. Bu tırmanma kulesinden bir tane daha var. Ayrıca büyük bir kaydırak, örümcek tırmanma alanı, triatlonlar vs.

Yıldız Parkı’nın içinde arabaların olması çocukları dilediğince serbest bırakmaya olanak vermese de, ormanlık alanındaki uzun bir yürüyüş güzel bir alternatif.

Emirgan Parkı içindeki toprak oyun alanı başarılı. Yüksek bir tırmanma kulesi var ki, defalarca tırmansalar da, kaysalar da usanmıyorlar. Tek sorun aşırı kalabalık olması.

20140118_150149
Emirgan Parkı
20140118_150408
Emirgan Parkı

20140118_151759

Belgrad Ormanı, özellikle iç kısımları güzel. Ana yoldan sapıp, arabalardan uzaklaşınca patika yollar çıkıyor karşınıza. Elde uzun bir çubukla çocukların bulabilecekleri oyuların haddi hesabı yok.

Gülhane son dönem düzenlemelerle bir alternatif. Öncesinde Sultanahmet, Yerebatan, Ayasofya, hatta Eminönü çarşı pazar, Kapalıçarşı, Beyazıt’taki sahaflar gezilebilir. Biz ara ara mutlaka uğrarız bu mekanlara. Sonrasında Gülhane Parkı’nda bir minik piknik ve çimenlerde yuvarlanmaca.

20140518_121623
Sultanahmet

Göztepe Parkı da güzel. Fakat hem bize uzak, hem de park oyuncakları bana yetersiz geliyor. Sıradan, zorlamayan hareketlere imkan tanıyor. En güzel tarafı yazın sıcak günlerinde çocukları ıslatan fıskiyeler. Bir havlu ve yedek kıyafetler ile gönül rahatlığıyla çocukların suya doymalarına olanak verebilirsiniz.

Kilyos tarafındaki sahil şeridi bahar döneminde kumlarda oynamak, koşturmak için çok güzel. Denizin dibinde, denize girememek biraz moral bozsa da, kumlar da yeterli oluyor eğlenmeye.

20140423_164212
Kilyos

Beşiktaş’taki Ihlamur Kasrı mevsim geçişlerini görebileceğiniz, ağaçlar arasında dolaşıp, gizli bölümler keşfedebileceğiniz güzel bir alternatif.

20150131_121058
Ihlamur Kasrı

Bunların dışında minik minik alanlar da var. Sabancı Müzesi’nin bahçesi, Japon Bahçesi, sabah erken saatlerde Decathlon’un önündeki kaykay alanı, Beşiktaş’ta Şairler Parkı, Abbasağa, Bebek Parkı, Gezi, Karaköy yokuşları…

20140713_200557
Decathlon
20140608_152628
Florya’daki mini sürüş alanı
20140502_100445
Tüm parkları birbirinden güzel olan Eskişehir
20140517_100244
Boğaziçi Üniversitesi bahçesi

Vay be düşününce biraz gayret yeterliymiş aslında koşturup eğlendirmeye çocukları… 🙂

Gülhane, Yerebatan Sarnıcı ve Sultanahmet

11 Bu bizim cumartesi planımızdı.

Gülhane Parkı’ndan başladık. Bahar gelmiş. Ağaçların yıllanmışlığı, çiçeklerin güzelliği ve çimenlere yayılmış insanların huzuru pek iç açıcı idi. İçinde minik bir çocuk parkı olması çocuklar için de cazip kılıyor parkı. Gerçi çocuk bol, park alanı kısıtlı.

Ela ile Ege birer çubuk buldular. Onunla çimenlerin arasındaki toprağı eşip, temizlediler. Tüm park boyunca işimiz var, çalışmamız gerek diyerek gayet keyifli ve kendilerini adamış bir şekilde dolandılar. Ege için günün en güzel kısmıymış bu kısım.

12
Sonra Yerebatan Sarnıcı’na yürüdük. Yolda yanımızdan geçen tramvaylar Ege için çok eğlenceli oldu. Tren dönemini atltmış olsak da ilk göz ağrımız denebilir.

Yerebatan Sarnıcı, girebilmek için uzun kuyruğu beklemeye değer bir güzellik. Loş ve nemli bir havası var. Yukarıdan tıp tıp damlayan sular çocukları çok eğlendirdi. İçindeki balıklara Türkler, sütunlara yabancılar ilgi gösteriyordu genelde. Ela’nın günü en sevdiği bölümü bu olmuş. Gerçekten büyülü bir atmosfer. Ege yukarıdan damlayan suların nasıl oluştuğunu merak etti. Anlattık ve akşam döndüğümüzde bize anlatıyordu: “sular önce buhar olur, yukarıya çıkar, sonra donar, su olur, kafamıza düşer, sonra yine buhar olur”.

Derken bir kebapçıda aldık soluğu. Yedik de yedik. İlk defa Konya pidesi yedim ve çok hoşuma gitti.

Ardından sanki o kebapları götüren biz değilmişcesine çocuklar birer simit ve birpaket bisküvi yediler. Doymuş olmalarına rağmen yemeye devam etmeleri Ela’nın en çok hoşuna giden ikinci şeymiş gün boyunca.

Ayasofya’yı hayranlıkla izledik. Sultanahmet’in bahçesinde, güneşin altında, suların durup durup havaya salınmalarını keyifleseyrettik. Sohbet ettik. Dinlendik. Etrafı seyrettik. Bu arada banklarda maymunluk yapıp durdu çocuklar.

Yine Gülhane’ye yürüdük ve oradan evimize döndük. Ege arabada uyudu. Saat 5:30’du. Sabah 7’de uyandı 🙂 Ela da banyo bile yapamadı ve uykuya geçişi 3 saniye kadar sürdü. Hepimiz çok güzel bir gün olduğu konusunda hemfikir uykuya teslim olduk.

Bahar sona ermeden, sıcaklar bastırmadan bir gününüzü mutlaka ayırın bu rotaya. Çocuklar kadar siz de keyif alacaksınız eminim.

Bozkır, Çiçek ve Deniz

Evet yine bahardan bahsedeceğim. Çünkü resmi olarak bu haftasonu bahar başlıyor. Mart ayına gireceğiz ve okulda öğrendiğimize göre ilkbahar artık 🙂 Hava da öyle söylüyor zaten. Gerçi Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, ama olsun varsın.

Büyük şehrin yüksek binalarından, kalabalık caddelerinden ve arabalarla dolu yollarından sıyrılasım var. Ayvalık’ı özledim. Bozkırı, çiçek tarlalarını.

Bozkırın baharda yavaşça uyanışını özledim. Göz alabildiğine uzun, sessiz, naif, çırılçıplak, derinden oluşunu. İnsana sadeliği verişini. İçinde sakladıklarını. Çabalandığında insana sunduklarını. Sakince uyanışını. Yavaş yavaş minik kır çiçekleri ile donanışını. Gülümseten meltemini. Tek tük ağaçlarını, uzun kavaklarını. Meşe, ceviz, söğüt, elma ağaçlarını. Sarıya çalan yeşilini, rengarenk çiçeklerini. Akşam kızıllığında huzurla uykuya dalışını.

Çiçek tarlalarını özledim. Kendiliğinden müjdeli. Vaad eden, azla yetinen. Umut veren, vakurluğu elden bırakmayan. Hemencecik ve hep olan.

Denizin dalgalanışını özledim. İçindeki cümbüşü. Ayın şavkını koynuna alışını. Huzuruna karışık heyecanını. Uzaklardan da aynı oluşunu, karmakarışık fırtınalardan sonra huzuru buluşunu.