Hayatını Sahiplenenler

Hayata şevkle saldıranlara, keyfini çıkaranlara, yaşadıkları anın farkında olanlara nasıl da gıpta ediyorum. Bir hedefe odaklanıp kendini kaybetmektense, hayatla uyum içinde, kendini akışa bırakabilenlere imreniyorum. Hele de akarken zamanın içinde, bundaki güzelliği keşfedebilmişlere…

Mesela bahçesindeki tandırda ekmek pişiren kadının, bir yandan şarkı söylemesi. Yoğurduğu o hamura elinin hamaratını, içinin neşesini katabilmesi. Yazmasının ucuyla alnını silip, yan komşuya laf yetiştirebilmesi.

Joyful Praise oil angel painting art colorful woman in white dress by Laura Walker
Joyful Praise by Laura Walker

Veya bir çocukla saatlerce oynayabilenler. Kuma oturmuş, sohbeti koyultmuş, öğrenmeye, çocuğu konuşturup eğlenmeye çalışanlar değil de, kumların üzerindeki minik karmaşık yola odaklanabilenler. Çocuğun hayal dünyasında o anlığına yaşayabilenler, varolabilenler.

Playing With Dad Art Print, dad son and daughter wall art, kids art, father, brother sister, spinning, wall decor, Vickie Wade art
Playing with Dad by Vickie Wade

Ya da bozuk bir musluğu tamir etmek için, sırtından ter damlayana dek çabalayanlar. Bir yandan sövüp sayarken, bir yandan da sorunu anlamaya çalışıp kafasını kaşıyanlar. O musluk tamir edilip, vana açılınca, “koy bi çay yahu, bittim billa” demenin gururunu yaşayanlar.

Women of Church History by Lynde Mott
Women of Church History by Lynde Mott

Hiç neden yokken, akşama dolma sarıp, iki çeşit zeytinyağlı hazırlayıp, sofrayı donatanlar. Komşuyu çağırıp iki lafın belini kıranlar. Bu arada kahkaha ile göbeklerini oynatabilenler.

Öğle tatilinde kendini kitaba kaptırabilenler.

Uğraşa didine evden, ordan, burdan eşya toparlayıp, ihtiyacı olan birini bulup, ona götürebilenler. O evin kapısında elinde poşetler beklerken, bir an önce oradan uzaklaşıp, mahçup olmamalarını dileyenler.

Minicuadro - David Fernandez Saez
Minicuadro by David Fernandez Saez

 

Bazı balkonlardaki kahkahalar mesela, sizi gülümsetmez mi? Ya da annesinin elinden tutmuş heyecanla konuşan bir çocuk ilginizi çekmez mi? İki kadının mutfak muhabbetindeki şen tını içinizi coşturmaz mı? Veya birbirinin omzunu iteleye iteleye gülüşen iki delikanlı?

Bazıları “hayat zor” demez. “Benim hayatım bu” der. Onu sever. Korur. Daha iyisi olsun diye uğraşırken, yermez; hakkını verir. Her anının kıymetini dirhem dirhem öder. İçinde ona ait olan bu hayatın sevinci ile geçirir ömrünü. Çok imrenirim işte bu insanlara. O neşeye dahil olabilmek için bendeki bu çaba. Bu sahipleniş. Bu uğraş.

Laughing Himba Woman by Diana Lee
Laughing Himba Women by Diana Lee

 

Öze Doğru Bir Yolculuk

İnsan, hayatın ne kadar kısa olduğunu belli bir süre sonra farkediyor. Oysa bu kadar net bilinen “her canlının bir gün öleceği” gerçeği kabak gibi ortada. Yine de belli ki hayattan keyif alabilmek için 10 yaşında birine 20’li yaşların, 20’lerindeki birine 35 sonrasının, 35’lerde ise 60’lı yaşların sonsuzluk kadar uzak gelmesi gerekli. Bu sayede elimizi ağırdan mı alıyoruz acaba?

Ben anne olduktan sonra insanın istediği hayatı yaşayabilmesinin önemini daha net kavradım. Öncesinde ertelemek, ilerideki bir zamanı hedeflemek olağan geliyordu. Oysa varoluştan getirdiğimiz, yaşamın ilk 7 yılında oluşturduğumuz benliğimiz, beslenmeyi, pamuklara sarılmayı, sevilmeyi ve gelişmeyi hakediyor. İçimizden geldiği gibi yaşamak, herşeye boşvermek demek değil. Hala kazanılması gereken paralar, yapılması gereken işler, toplumun uyulması gereken kurallar silsilesi orada. Tüm bunların hayatında ne kadar yer kaplayacağı ve önem sırası ise insanın elinde. İşte çocuklardan sonra yapmaya çalıştığım tam da bu.

Maternal Instinct by Pino Daeni

Ruhumun derinlerinde kalmış o çocuğun benliğini yeniden keşfetmeye çalışıyorum. Ben kimdim? Ne yaparsam mutlu olurdum? Sevinçlerim neydi? Üzüntümün kaynağı nerede idi? Beni sıkıştıran zincirler var mıydı? Nasıl bir yoldu yüremeyi seçtiğim? Alternatiflerim neydi? Beni nereye götürsünler isterdim? Çocukken ne hayal ederdim? Unuttuklarımı hatırlamaya başladım. Kendimi yeniden tanımaya başladım. Çocuklarımın hayatı tanıdıkları bu ilk çağlarında, ben de 40’larını süren bu kadının içindeki çocuğun gözünden bakmaya başladım hayata ve yeniden tanımladım kendimi. Fırtınamı yarattım ve kurtulacağımı bilerek mücadeleye başladım.

Thomas Moran – Sunset Painting

Bu bir süreç. Ha deyince olmuyor. Farkına varmakla başlıyor herşey. Kıvırmadan gerçekleri kabul etmek gerekiyor. Bu süreçte hırpalanıyor insan. İçi acıyor bazen giden zamana, bazen de sevinçle farkına varıyor aslında ne de iyi olduklarını zamanın getirdiklerinin. İlk zamanların heyecanı, tezcanlılığı, ürkekliği geçiyor bir süre sonra. Yavaş yavaş demleniyor insan. Aynen çocukların yürümeyi, konuşmayı, bisiklet sürmeyi, bir ipten boncuk geçirmeyi öğrenmeleri gibi. Derin bir merak, ürkeklik, korku belki, hırs ve keşfettikçe artan bir keyifle hayatını yeniden tanımlıyor. Birbirine dolanmış bir ipi çözerken hani her bir düğümde biraz daha rahatlatan, hızlandıran, sevindiren bir his vardır ya, işte ona benziyor biraz.

İnsan zamanla süreçten keyif almayı, giderek daha da doymayı, tatmin olmayı öğreniyor. Özünü tanıyıp, yaralarını sardıkça, sistemi sorgulayıp, dışına çıktıkça daha da mutlu oluyor. Bitmesini istemediği o nefis kitabın sayfalarını çevirir gibi daha yavaş, daha sakin, daha keyifle yaşıyor. Sonunu hem merakla bekliyor, hem de bitmesin diye yavaştan alıyor.

Ben çocuklarımla birlikte özgürleştim. Çıktığım bu yolculuk, şimdiye kadarkilerin içinde beni en mutlu eden, en gerçek yolculuğum. Keyifle ve özgürce…