Okulun Sonu Mu?

Geçtiğimiz hafta CnnTürk’de Gündem Özel’de eğitim ve öğretim konusu tartışıldı. Programı bulup izlemenizi öneririm. Son derece verimli bir sohbet oldu. Programda Prof. Uğur Batı önümüzdeki 10 yıl içinde okulun bile olmayabileceği gibi bir cümle kurdu ve eğitimci yazar Dr. Özgür Bolat da onayladı. Ben de aynen böyle düşünüyorum. En azından bildiğimiz anlamda okul kavramı geçerliliğini yitirecek.

Bu öngörü pek çok yetkin ağızdan da sıkça duyulmaya başladı. Yıllarını eğitimi anlamaya ve iyileştirmeye adamış İngiliz Dr. Ken Robinson’un dilimize yeni çevrilen kitabı Yaratıcı Öğrenciler de benzer düşünceleri dile getiriyor. Kitap ufuk açıcı kesinlikle. Yazarın YouTube konuşmalarını da izlemenizi öneririm.

Son derece hızlı gelişen teknoloji sayesinde bilgi kolay ulaşılır bir hâle geldi. Okullar ise her ne kadar ciddi bir bütçe ayrılmış olsa da, devletleri zorluyor. Buna insan nüfusunun artışı, iş saat ve koşullarının fazlalığı, şehirleşme, adaletsiz dağılım gibi pek çok sebep bulunabilir. Bilgiye ulaşmanın bir yolu olan okullar da bu işlevlerini layıkıyla yerine getiremez oldular. Bireyin öne çıktığı zamanlardayız. Genele ve ortalamaya hitap eden öğretim ise bunu sağlayamıyor artık. Bu durumda okul devletin ideolojisini empoze etme ve yayma işlevi dışında bir yarar getiriyor mu, sorgulamak gerek.

Okulsuzluğun ve farklı sistemlere sahip butik okulların artmasının bir sebebi de bu olsa gerek. Ancak bizimki gibi kalabalık ve ekonomik olarak pek parlak olmayan ülkelerde bu da kısa vadede bir çözüm gibi durmuyor, her ne kadar örnekleri çoğalmaya başlamış olsa da.

Gözlemlediğim kadarıyla hızlı radikal değişikliklere maruz kalan eğitim sistemimize çözüm olarak bir grup ebeveyn iyi ve ne yazık ki epey pahalı okulları, bir kısım ebeveyn okulsuzluğu veya butik eğitimi, bir diğer grup da ilave eğitim olanaklarını, -kurslar, özel dersler, yaz okulları, ders dışı faaliyetler vs- tercih ediyor. Bu bilinçli ve mecburi seçimler genel anlamda bir çözüm değil elbette. Ama zaten bu sorunun çözümü için yetki sahibi de değiliz biz ebeveynler.

Genele gidecek çözümü tam yetki verilmiş, politikadan arındırılmış, yetkin kanaat önderlerinden oluşmuş bir topluluğun ele alması bir çözüm bence. Ancak zorluğu tartışılmaz.

Gelecek yıllar kişiye özel ve teknoloji yoğun bir eğitim sistemine göz kırpıyor. Deneyime dayalı öğrenmenin önemi düşünüldüğünde eğitim kurumlarının başetmek zorunda kalacakları değişimler çok fazla olacak. Buna okul binalarından, öğretmenlerin eğitimine ve ders saatlerinden içeriğe kadar hemen herşey dahil. Meşakkatli bir yol ve zaman az ne yazık ki!

Çocukların doğuştan sahip oldukları merak ve öğrenme becerilerini okul dışında zaman ve kaynak yaratarak ortaya koymalarına olanak sağlamak gerek. Bunu da kendi adıma okulu mümkün mertebe az zaman harcayacakları bir kurum olarak sınırlandırmakta buldum. Geri kalan zamanı sosyal aktiviteler ve kitap-teknoloji karışımı bir bilgi kaynağını kullanarak ilgi alanlarına yönelik bilgiye ulaşma çabası ile tamamlamaya çalışıyoruz. Henüz ilkokul seviyesinde elimizden gelen bu. Bakalım önümüzde uzanan gençlik çağları bizi neyle sınayacak?

Çağımız hayranlık karışımı bir şaşkınlıkla yaşanıyor. Biz ebeveynler ucunda değil, çocuklarımızla beraber tam içinde olmanın yollarını bulmak zorundayız.

Oyun ve Ödev

Kızım 1. sınıf öğrencisi. Gündüz 8 – 4 arasında okulda. Akşam 8’de de yatıyor. Okul dışında yemek, dinlenme, oyun, banyo ve ödev için 3,5 saati var yani. Ve bu çok yetersiz.

Henüz 6,5 yaşında. Okulda teneffüsler ancak oyunu kurmaya yetiyor. Genelde bir teneffüste oyun kuruluyor, diğerlerinde oynanmaya çalışılıyor. Yoğun bir tempoda eğitim alıyorlar. Çünkü müfredat böyle. Çocuğunuz için her ne kadar az, hızına uygun, merakını besleyecek, oyunla harmanlanmış eğitime heves ederseniz edin; sistemde bunun karşılığı yok. Belki kalabalık devlet okullarında bunu yakalamak mümkün olabilir. Ama özel okullar velilerin paralarının karşılığını daha çok eğitimle verme telaşında. Bu da çocuğu dar kalıplarda boğmaya götüren bir sistem ne yazık ki!

3 yıl okul öncesi eğitim alan, tüm günü okulda ve genelde derste geçen bir 6,5 yaş çocuğunun oyun gereksinimini karşılayabileceği zaman da ödevle bloke edilmiş durumda. Her akşam, en az 2 sayfa olmak üzere ödev yapıyor. Kendi kendine söylense de, genelde oturup yapıyor ödevlerini. Fakat bu arada henüz okula hiç başlamamış 5 yaşındaki kardeşinin oyunlarına da kıskançlıkla baktığını söylemeden geçemeyeceğim.

derssss_odev

Henüz sosyal yaşamı çözmeye çalıştığı bir yaşta iken, okuldaki arkadaşları ile oynayabileceği zaman ve mekandan yoksun. Birlikte oynamak yerine, sıralarda sessizce oturup toplama ve çıkarmanın bin türlü türevini çalışmaları gerekiyor. Birbirleri ile konuştukları için sıraları değiştiriliyor, dikkatsiz ve çok konuşan yaramaz çocuk damgasını yiyorlar. Oysa kızımın söylediğine göre okulda en çok sevdiği şey teneffüsler. Çünkü arkadaşları ile konuşabiliyor ve oyun oynayabiliyor.

Okulsuz eğitim teoride bunun çözümü gibi duruyor. Ancak günümüz şehirli çekirdek aile yaşamında bunu pratiğe dökmek pek kolay değil. Kaldı ki, ne fiziksel, ne de toplumsal olarak biz ebeveynler de yeterli donanıma sahip değiliz. Buna ev, mahalle, doğal ortam, sosyal ortam, zaman gibi pek çok kriter dahil.

acrylic-wash-background

Peki ne yapalım? Kızım için okumalarımla ve el yordamı ile oluşan durum şöyle:

  • Ödev konusunda baskı yok. Yapmak istediği kadar yapıyor. Öğretmeninin vereceği yıldız ve ödüller motive edici oldu.  Genelde ödevlerini yapmaya istekli. Ancak ödülün her zaman evde de ulaşabileceği şeyler olduğunu anlatarak, ödev-ödül ilişkisini zayıflattık. Bu sayede ödevi, içinden gelen bir sorumluluk duygusu ile yapmasını sağlayabildiğimizi umuyorum. Yapmadığında sorun hissetmemesi yeterli benim için.
  • Oyun için yeterli zamana ihtiyacı var. Bunu okul sonrası evde bulabildiğinde, güzel bir gün geçirmiş oluyor. Ancak işin içine televizyon ve telefondan oynanan oyunlar girdiğinde, zihin yorulmaya devam ederken, zamanını da tüketiyor. Bu sebeple o akşam uyku kalitesinde ciddi düşüş gözlemliyorum. Bu durum oğlum için de geçerli. Mümkün mertebe dijital ekranı kısıtlamaya çalışıyoruz.
  • Dilediği kitapları okumasına yönlendirmeye çalışıyorum. Bu sayede okumayı ödevle ilişkilendirmemesini sağlayabilmeyi umuyorum. Okumak, merak ettiği bilgiye ve hoşuna giden dünyaya açılan bir kapı olmalı. Ödev yapmak için gerekli bir araç değil!
  • Yazmak da aynı şekilde. Günlüğüne yazmak, kendi kitabını oluşturmak, yaptığı resimleri yazı ile süslemek; akşam verilen dikte ödevinden daha etkili diye düşünüyorum.
  • Okul hakkındaki gerçek düşüncelerimi yansıtmamaya çalışıyorum. İyi niyetli ve çalışkan bir öğretmeni var. Öğretmen bir anne ve babanın çocuğu olarak, özellikle ilkokul öğretmeni ile güzel bir bağ kurabilmesinin, hayatında olumlu bir etkisi olacağına inanıyorum.
  • Hafta sonları mümkünse doğada, değilse evde uzun zaman boşlukları yaratmaya çalışıyoruz. Bu şekilde kendini dinlemesi ve oyunla geliştirebilmesi için ortam oluşuyor.

Çocuklar büyürken, kendi koşullarını, kendi hayatlarını yaşıyorlar. Kızımın oğluma göre 3 yıl erken okula başlamış olmasına içerliyorum. Kızım adına suçluluk duyuyorum. Bunu önce benim sindirebilmem; ikisinin farklı karakterlerde, farklı koşullarda yaşayan, iki farklı insan olduğunu içselleştirmem gerekli. Bu aşamadan sonra kızımın da okulla ilişkisinin daha verimli olacağını umuyorum.

Keşke okullar çocukların oyun oynayabileceği ve merak ettiklerini nasıl öğrenebileceklerini gösteren yerlerden ibaret olsaydı.

20150524-BMS_-76

“Ödev’e” bakış

Çocuklar okula başlar başlamaz ödev denen gereksizlik de başlıyor. Üstüne proje denen bir meret var ki, hani ödevi tercih edecek insan, o cinsten.

Ben bu konuda oldukça katıyım. Ödevin günümüz okul düzeninde gerekliliğine inanmıyorum. Çocuklar kreşten başlayarak, yani genelde 3 yaş itibariyle, okula tam gün başlıyorlar. İlk 3 yıl, ilkokul öncesi eğitimde oyun zamanının en önemli payı alması gerektiğine inanıyorum. Ama gerek büyük şehirlerdeki alan yetersizliği, gerek çalışan ebeveyn koşulları, gerekse arkadaş sıkıntısı bunu okul dışında mümkün kılmıyor. İlkokul öncesi eğitimlerin artık gerekli hale gelmesindeki en önemli etken bu kanımca. Oysa mahallede arkadaşlarıyla oynayabilen, ağaç, börtü, böcek, çalı çırpı ile haşır neşir olabilen, evde anne ve babası, hatta anane, dede, hala, dayı, teyze ile vakit geçirebilen, günlük hayatın içine bu şekilde doğal olarak adapte olan çocuk okula gerek duymaz. Bilinçli ebevenyler bu konuda zaten çocuğa gerekli ek meziyetleri de sağlayacaklardır. Mesela makas kullanmak, boyama yapmak gibi. Olay bunların olanaksızlığı ise, mevcut koşullara bakmak gerek.

Yani kreş ve anaokulu evet gerekli bu bağlamda. Ancak bu açığı kapatmak üzere kurgulandıklarında gerekli işlevlerine erişebilirler. Bütün gün bir oda içinde, 20 çocukla beraber, sınırlandırılmış bir durumda, planlı aktivite adı altında sürekli boyama yaptırılarak olmaz bütün bunlar. Özellikle de 3 yıl boyunca.

Sonra ilkokula başlayan çocuktan beklenti, oyun zamanını doldurduğu ve yoğun rekabet sebebiyle, pompalanan bilgiyi taze dimağına deyim yerindeyse enjekte etmesi. Hadi buraya kadar elden gelen birşey yok, okula denen mefhum varsa ve mecburi ise, dahasına da imkan elvermiyorsa eyvallah, gidilsin.

Fakat bari evde rahat bırakın çocukları kardeşim. Sabahtan akşam okulda olan çocuğa bir de ev ödevi vermek ne demek? Bitmedi, proje ödevi nedir? Hele hikaye kitabı okutup, bunun ana fikrini ve özetini çıkartmak hangi akla hizmettir? Bu çocuk ilgisi olan alanı nasıl keşfedecek? Kitap okumayı nasıl sevecek? Nasıl sosyalleşecek? Nasıl dinlenecek? Birey olmayı, kendi içselliğini nasıl farkedecek?

Amaç çocuğun bütün zamanını doldurup, birey değil cemaat yetiştirmekse, bu düzen son derece marifetli!

Hele de ailelerin çocuk üzerinden kendi egolarını ve ebeveyliklerini yarıştırmaları yok mu! Zavallı bir durum.

Keşke biraz rahat bırakıp, biraz dinlesek, biraz bizi yönlendirmelerine izin versek çocuklarımızın. Eminim dünya daha güzel bir yer olurdu.

Bu yazıyı bana yazdıran kızımın şu andaki okulu ve öğretmeni değil. Şu ana kadar gayet güzel bir şekilde gidiyor okul maceramız. Bunu daha ziyade çevremde gördüğüm birkaç net örneğe dayanarak yazdım ki, genelleme yapılamayacak kadar az örnekler olması umudumdur. Sadece olaya bakış açımı paylaşmak istedim.

Bir “İlk-Okul” Yazısı

Kızım ilkokula başladı. Eskisi gibi heyecanla başlanılan bir olay değil bu durum. Can sıkıcı değil mi? İlk kez okula başlamanın yeri doldurulamaz hislerini hatırlamayacak ileride. Çünkü ilk kez 3 yaşında iken okula başlamıştı. Şimdi ilkokula başladığı binaya da iki yıldır devam ediyor zaten. Üstelik sınıftaki arkadaşları da aynı. Belki de tek iyi yanı burası durumun, en azından yazın özlediği arkadaşlarına kavuşmanın heyecanını yaşıyor ilk gün. Elbette 1. sınıfa başlamanın “gerçek okul”a başlamak anlamına gelmesi ve bunun ayrı bir büyümenin ispatı heyecanı olmasının da hakkını vermek gerek.

6
Okul yolundaki ilk günler. Çantada sadece su matarası ve yedek kıyafet var. Pantalon giydiği tek gün belki de.

Ancak olaya ilkokul öncesi yıllarca okula gitmek açısından bakınca ne kadar  sevimsiz değil mi? Evet sevimsiz, ancak gerçek. İçinde bulunduğumuz şehir koşulları çocukları okul konusunda erkenden sınıflara tıkmak (evet, “tıkmak” ve hatta “hapsetmek”) konusunda pek maharetli. Sistem de buna göre şekillenmiş ve pek de manidar olmuş. Yani bizim gibi X kuşağı ebeveynleri nasıl ki “okumazsan aç kalırsın, oku da kendini kurtar” mantığı ile yetişmişsek; şimdinin nesli de “okumak o kadar normal ve olması gerekendir ki, zaten olması gereken azami durum buysa, bunu da en iyi, en harika, en birinci… yapmak gerekir” şeklinde yetişiyor. Okulda disipline edilmiş hazır kıtalara müfredat denen, içeriği ve süresi tartışmalı ve üzerinde hala fikir birliğine varılamamasından olsa gerek zırt pırt değişen zırvalığı şırınga etmek öğretim değildir, olmamalı.

3
Hayalim çocukların zaman, beden ve ruh olarak alabildiğine özgürce kendilerini dünleyip anlayabilecekleri bir okul ortamı. Sadece içlerinde varolan bilgiyi ve merakı nasıl geliştirip besleyebileceklerini öğrenecekleri bir müfredat.

“Birşeyler öğrensem okulda, mesela nasıl öğreneceğimi, hoşuma giden şeyler hakkında nasıl kendimi yetiştirebileceğimi, nasıl daha zevkli ve mutlu yaşayacağımı” dediğini duyar gibiyim kızımın. Elbette bu benim iç sesim ve kızımın aslında okula gitmekten mutlu ve tatmin olmadığı anlamına gelmiyor kesinlikle. Yine de eksiklikleri hissediyor. Okula başlayalı 2 hafta oldu. Şimdiden arkadaşları ile hiç oynayamadığını, sohbet edemediğini, hala okuma-yazma yerine yıllardır yaptıkları çizgileri çizdiklerini anlatıyor. Evet okumayı ve yazmayı öğrenmeye çok hevesli. Bir an önce kardeşine kitap okuyabilmek ve günlük tutabilmek için heyecanlanıyor. Fakat öğretmenin 24 tane farklı seviyede, farklı hızda, farklı şekilde öğrenen çocuğun ihtiyaçlarını aynı anda ve aynı şekilde karşılayabilmesi de imkansız.

En sevdiği dersler santranç ve resim. Sanırım kendini en özgür hissettiği alanlar.

2
Bu 4 yaşındaki oğlumun, yazısı. Kendi oluşturdu. Uzun uzun yazıyor ve bize okuyor. Hiç okula gitmedi.

Eğitim ne yazık ki şu sıralar en çok canımı sıkan, elimin kolumun yetersiz kaldığını hissettiğim, ben sinirlendiren bir mevzu. Özel bir okul olması ve kızımın okula severek gidiyor olması teselli ediyor beni. Ancak yetersiz ve sıkıntılı kısımları da görmeden edemiyorum.

Oğlumsa hala evde, özgürce oynayarak, çizerek, resimler yaparak, yazılar yazarak çocukluğunu yaşıyor. İki çocuklu bir annenin doğal ikilemi olan “haksızlık mı yapıyorum” hissi ise içimde ara ara beni bunaltıyor.

5Bu süreci ne şekilde en az zaiyatla ve en çok deneyimle atlatmanın yolunu bulabilecek miyiz bakalım?