Büyülü Gerçekçilik

Bu aralar yine güneş tutulması, ay kayması, yıldız parlaması ve osu busu şusu dönemindeyiz. Ülkede değişimin ayak seslerinin sustuğu bir zaman dilimi olmadığı için sanırım, kişisel olarak da kıpır kıpır içimiz. Anadolu halkıyız ne de olsa, hareketle bereket alın yazımız bir anlamda.

“Güzel günler göreceğiz” ve “her şey çok güzel olacak” söylemleri içimizden taşan yaşam amacı sanki. Bugünden bahsetmek pek revaçta değil her zamanki gibi. Oysa hep umudu diri tutmak bir yana, yaşamı bu andan başlayarak güzelleştirmek esas amaç olmalı. Zira hedefe giden uzun yol da atılacak o ilk, küçük adımla başlıyor. O adım bugün, şimdi atıldığında ancak yola çıkmış oluyoruz.

O zaman evi mi temizlemeli, yolculuğa mı çıkmalı, duş alırken şarkı söylemeye mi başlamalı, bir kitabın sayfalarını çevirmek, bir STK’ya omuz vermek, bitmeyen eteği dikip giymek, yeni bir tarifi denemek, arkadaşla barışmak, o sunumu hazırlamak, müdürle konuşmak, başka işe başvurmak, eşiyle kanayan yaraya neşter atmak, çocukların ne dediğine kulak asmak, yürümek, bir çiçek dikmek, mektup yazmak, bir film izlemek… Bak yapılacaklar bir yana, yapılabilecekler bile uzun bir liste halinde sırada. Başlamak gerek azizim, yol almayınca varılmıyor vuslata zira…

Güzel günleri beklerken, bu günü güzelleştirmeye çalışanlara da selam olsun o halde. Tam da Gabriel Marquez usta gibi, dünyanın bütün kirini görmesine rağmen içindeki anarşist çocuğun rüyasını her biri muhteşem cümlelerle önümüze seren, büyülü gerçekçiliğin diğer ustası Jose Saramago dünyasını yaşarken; ben tam da öyle yapacağım…

Reklamlar

Çocuklar İçin Kitap Önerileri

Çocukların yaşlarına ve sınıflarına göre kitap önerileri bir noktada önemini yitiriyor. Okumayı öğrenen çocukta ilk önce seri okuma alışkanlığı oluşturmak gerek. Bunun için tekrarlı kelimeleri, ilgi çekici resimleri olan kitaplar yardımcı olabilir. Önümüzdeki yıl okumayı öğrenecek çocuklar için bu anlamda önerebileceğim kitaplara örnekler:

1. Çok Çok Büyük Bir Dinazor – Richard Byrne

2. Maskeli Fare – Julia Donaldson

3. Gergedanlar Krep Yemez – Kemp, Ogilvie

4. Karda Ayak İzleri – Mei Matsuoka

5. Feridun Oral kitapları

6. Caroline Jayne Church kitapları

7. Pezzetino – Leo Lionni

8. Sara Şahinkanat kitapları

9. Yalvaç Ural kitapları

10. M. Waddell’in Küçük Ayı kitapları

Çocuklar biraz daha seri okumaya başladığında puntosu büyük, az sayfalı kitaplara geçilebilir. Anne ve babanın okuduğu gibi kitapları okumaya başladığını düşünerek mutlu oluyorlar. Bunlara örnekler ise;

1. 7×9=Eyvah – Claudia Mills

2. Değirmenler Vadisi – Noella Blanco

3. Benim Kırmızı Arabam – Peter Schössow

4. Kaktüs ile Kirpi – Thorvald Steen

5. Meşe Palamudu Macanda – Nilay Özer

6. Akkuzu Karakuzu serisi – Stefano Bordiglioni

7. Can çocuk İlk okuma kitapları ( özellikle İtalyan yazar kitapları)

8. Konuşan Köpek – Michael Rosen ( serinin Garklayan Gamze gibi diğer kitapları da var.)

Biraz daha kalın ama büyük puntolu, kolay anlaşılır hikayelere sahip kitaplar için önerilerim;

1. Bubela serisi – Joe Friedman

2. Büyümek İsteyen Goril, Karıncanın Ne Olduğunu Bilmeyen Karıncayiyen kitapları – Jill Tomlinson

3. Sakar Fareler Ortalığı Karıştırıyor – Sorrel Anderson

4. Benim Komik Ailem Tatilde – Chris Higgins

5. Ella serisi – Timo Parvela (ilk kitap biraz kalın ama sırayla okunmak zorunda değil)

14. Vulgar Viking serisi ( Odin Redbeard)

Sonrasında çocuğunuzun okuma hızı ve okuma sıklığı size nasıl kitaplara geçmeniz gerektiği ile ilgili fikir verebilir.

Kitap seçimi okuma alışkanlığı kazandırmada en önemli unsurlardan biri. İlki elbette ailedeki okuma alışkanlığı. Üzerinde sohbet edebilmek, çocuğa kitap okuma hevesi ve heyecanı veriyor. Bu anlamda bu kitapları sizin de okumuş olmanız ve üzerinde beraber konuşabilmeniz güzel olur.

Kitap seçerken ben fazla didaktik olmaması, imla hatası bulunmaması, güzel bir Türkçe kullanılması, çocuğun hâyâl gücüne katkıda bulunabilecek hikâyeleri olması gibi özelliklere dikkat ediyorum. Ayrıca mümkün olduğu kadar farklı ülke yazarları ile tanıştırmaya çalışıyorum.

Okumanın önemini anlatmaya gerek yok. Okumak, sizin yaşamınızın bir parçası olduğu taktirde, çocuğunuz için de bir gereklilik ve alışkanlık haline gelecektir.

O halde, okuyalım arkadaşlar 📚😉

Okulun Sonu Mu?

Geçtiğimiz hafta CnnTürk’de Gündem Özel’de eğitim ve öğretim konusu tartışıldı. Programı bulup izlemenizi öneririm. Son derece verimli bir sohbet oldu. Programda Prof. Uğur Batı önümüzdeki 10 yıl içinde okulun bile olmayabileceği gibi bir cümle kurdu ve eğitimci yazar Dr. Özgür Bolat da onayladı. Ben de aynen böyle düşünüyorum. En azından bildiğimiz anlamda okul kavramı geçerliliğini yitirecek.

Bu öngörü pek çok yetkin ağızdan da sıkça duyulmaya başladı. Yıllarını eğitimi anlamaya ve iyileştirmeye adamış İngiliz Dr. Ken Robinson’un dilimize yeni çevrilen kitabı Yaratıcı Öğrenciler de benzer düşünceleri dile getiriyor. Kitap ufuk açıcı kesinlikle. Yazarın YouTube konuşmalarını da izlemenizi öneririm.

Son derece hızlı gelişen teknoloji sayesinde bilgi kolay ulaşılır bir hâle geldi. Okullar ise her ne kadar ciddi bir bütçe ayrılmış olsa da, devletleri zorluyor. Buna insan nüfusunun artışı, iş saat ve koşullarının fazlalığı, şehirleşme, adaletsiz dağılım gibi pek çok sebep bulunabilir. Bilgiye ulaşmanın bir yolu olan okullar da bu işlevlerini layıkıyla yerine getiremez oldular. Bireyin öne çıktığı zamanlardayız. Genele ve ortalamaya hitap eden öğretim ise bunu sağlayamıyor artık. Bu durumda okul devletin ideolojisini empoze etme ve yayma işlevi dışında bir yarar getiriyor mu, sorgulamak gerek.

Okulsuzluğun ve farklı sistemlere sahip butik okulların artmasının bir sebebi de bu olsa gerek. Ancak bizimki gibi kalabalık ve ekonomik olarak pek parlak olmayan ülkelerde bu da kısa vadede bir çözüm gibi durmuyor, her ne kadar örnekleri çoğalmaya başlamış olsa da.

Gözlemlediğim kadarıyla hızlı radikal değişikliklere maruz kalan eğitim sistemimize çözüm olarak bir grup ebeveyn iyi ve ne yazık ki epey pahalı okulları, bir kısım ebeveyn okulsuzluğu veya butik eğitimi, bir diğer grup da ilave eğitim olanaklarını, -kurslar, özel dersler, yaz okulları, ders dışı faaliyetler vs- tercih ediyor. Bu bilinçli ve mecburi seçimler genel anlamda bir çözüm değil elbette. Ama zaten bu sorunun çözümü için yetki sahibi de değiliz biz ebeveynler.

Genele gidecek çözümü tam yetki verilmiş, politikadan arındırılmış, yetkin kanaat önderlerinden oluşmuş bir topluluğun ele alması bir çözüm bence. Ancak zorluğu tartışılmaz.

Gelecek yıllar kişiye özel ve teknoloji yoğun bir eğitim sistemine göz kırpıyor. Deneyime dayalı öğrenmenin önemi düşünüldüğünde eğitim kurumlarının başetmek zorunda kalacakları değişimler çok fazla olacak. Buna okul binalarından, öğretmenlerin eğitimine ve ders saatlerinden içeriğe kadar hemen herşey dahil. Meşakkatli bir yol ve zaman az ne yazık ki!

Çocukların doğuştan sahip oldukları merak ve öğrenme becerilerini okul dışında zaman ve kaynak yaratarak ortaya koymalarına olanak sağlamak gerek. Bunu da kendi adıma okulu mümkün mertebe az zaman harcayacakları bir kurum olarak sınırlandırmakta buldum. Geri kalan zamanı sosyal aktiviteler ve kitap-teknoloji karışımı bir bilgi kaynağını kullanarak ilgi alanlarına yönelik bilgiye ulaşma çabası ile tamamlamaya çalışıyoruz. Henüz ilkokul seviyesinde elimizden gelen bu. Bakalım önümüzde uzanan gençlik çağları bizi neyle sınayacak?

Çağımız hayranlık karışımı bir şaşkınlıkla yaşanıyor. Biz ebeveynler ucunda değil, çocuklarımızla beraber tam içinde olmanın yollarını bulmak zorundayız.

Elif Şafak : Havva’nın Üç Kızı

Gündemden kopayım dedikçe, gündem burnumun dibinde bitiyor. Aslında kaçmaya çalışmıyorum, ama ne yalan söyleyeyim, bu aralar pek içimden gelmiyor olan biteni takip etmek. Bakıp geçiyorum ve kendi gündemimdeki minik telaşlarla yaşayıp gidiyorum. Yine de aradan başını uzatan sürprizlerle kafamın içindeki dumanlı dağların tepesinde buluyorum kendimi bazen.

Elif Şafak’ın Havva’nın Üç Kızı romanı işte beni ucu gündeme bağlanan yollara çıkarak sürprizlerden biri oldu. Çok sevdiğim bir abim ve ablam kitabı hediye ettiler bana. Ben de bir çırpıda yuttum elbette. Elif Şafak’ın kişiliğinden bağımsız olarak tarzını seviyorum. Pek çok kitabını okudum. Çağdaş Türkiye romanları arasında beni doyuran ve düşündüren yerleri var hikayelerinin. Anlatım tarzını da gayet başarılı buluyorum doğrusu. Eğer önyargılı bir duruşunuz varsa, buna rağmen bir şans verin derim.

0000000698812-1

Gelelim romana. Günümüz Türkiye’sinde, kafası kelimenin tam anlamı ile çorba bir kadın. Yetiştiği çevre ve ailesi Türkiye mozaiği. Bir roman olmasından mütevellit, tüm renkleri bir arada bulundurabilen bir desen. Annesi tarikata, babası solun derinine dalmış. Abileri bu iki uçtan tam olarak nasibini almış. Kendisi arafta, kararsız bir noktada hayata karşı. Kendini yakın bulduğu babası sebebiyle, varoluş noktasını eğitim olarak belirlemiş. Aynen benim gibi yaşamının bir yerinde İngiltere’de bulunmuş. Tam da şimdi, Türkiye’de, 3 çocuklu, varlıklı bir anne, eş, kadın. Bir akşam davetli olduğu bir yalıda, Türkiye’nin yeni zenginleri, sözümona entellektüelleri, topluma önderlik edebilme potansiyelleri olan ama bunu her an etrafımızda gözlemleyebileceğimiz gibi kendi çıkarları için kullanmayı tercih etmiş kalburüstüleri ile bir yemekte, kocası ve kızıyla beraber. Kitap yemeğe gidişleri ile başlayıp, yemekle beraber son buluyor. Arada Oxford’daki üniversite yıllarına giden düşünceleri ile bize kendini anlatıyor Peri. Bu arada Havva’nın diğer kızları olan dini bütün bir müslüman Mona ve dine tümden küsmüş bir deli fişek Şirin ile tanışıyoruz. Bu üç kızı birbirine bağlayan ve Peri’nin arafını keskin çizgilerle belirleyen profesör Azur ile bir de.

Kitap Tanrı kavramını, günümüz Türkiye’sindeki sosyal ve ailevi olgular çerçevesinde, üstelik bir kadının bakış açısı ile yorumlaması ile oldukça ilgi çekici. Her ne kadar abartılı durumlara kaçmış olsa da, bunlar yaşadıklarımızı keskinleştirmekte epey işe yarıyor. Bence tam da şu günlerde okunması iyi gelecek, bakış açınızı netleştirmekte işe yarayacak, içinde bulunduğunuz toplumu anlamada başka bir pencere daha gösterecek bir roman. Tavsiye ederim…

Tavşanlı Kitaplar

Çocuk kitaplarında hayvanlar bolca kullanılıyor. Ejderhalar, dinazorlar, tavuklar, karıncalar, tırtıllar, sincaplar, en çok da ayılar, tavşanlar ve fareler… Şahsen gerçek hallerine oranla fazlaca sevimli ve insani hale getirilmeleri çocukları nasıl etkiliyor emin olmamakla beraber; bir şeyleri anlatmada epey işe yaradıkları aşikar.

Evdeki tavşanlı kitaplarımızı aldım elime geçen gün. Ardı ardına okumak, aynı hayvan üzerinden farklı durumları resmetmesi açısından güzel oldu. Çocuklar tarafından, insanların da farklı olabilecekleri bir noktada farkedilmiş midir bilmem? Muhtemelen gereksiz bir evham ve beklenti içindeyim 🙂 Neyse kitaplara geçelim:

tavşan

Bizdeki tavşanlı kitaplar yukarıda gördükleriniz. Hepsinden de ayrı keyif aldığımız bir gerçek. Fakat Peter’ın ve Kurabiye’nin yeri ayrı 🙂

Tavşan Peter’ın Bütün Maceraları

Beatrix Potter’ın epey ünlü, sevimli ve tam anlamıyla İngiliz kitabı. Çocukların kitaptan hem biraz korkması, hem de delicesine sevmelerini anlayabiliyorum. Zira İngilizler bu işi çok iyi yapıyorlar düşüncesindeyim. Çocukları hayal dünyasına çekmeyi, biraz korkutup, sonrasında kibarca rahatlatmayı nefis bir İngiliz üslubuyla başarıyorlar.

peter-rabbit

Tavşan Peter serisi bu anlamda tam bir fenomen. Beatrix Potter 1900’lerin başında İngiltere kırsalında yaşayan bir kadın. Hem hikayeler, hem de çizimler ona ait. O dönemin koşullarında, bu dünyayı yaratması değil belki de, bize ulaştırabilmiş olması mucize. Yarattığı o büyülü dünyada, kendinizi haylaz Peter’ın yanında yaramazlık yapıp, zor bir durumdan kurtulmaya çalışırken buluyorsunuz. Sade, sıcacık çizimleri var. Kitabı ilk gördüğümde beni çeken ilk şey bu çizimlerin masalsı dünyası olmuştu. İtiraf ediyorum, çocuklar henüz bu kitabı onlara okuyamayacağım kadar küçüklerken, kendim için almıştım 🙂 İş Bankası‘na hem kitabın muhteşem baskısı, hem de kusursuz Türkçe için ayrıca teşekkürler.

151201-004-47061E94 (1)

Peter, haylazlığı ile kendini sürekli zor durumlarda bulan minik bir tavşan. Etrafı kardeşleri, kuzenleri, çiftçi Bay Yeşilbahçe, tilkiler, kediler ve kuşlarla çevrili. Hikayeleri masalsı. Mutlaka bir göz atın, özellikle de masal sever biriyseniz.

pro_01peter_img

Kurabiye’nin Orman Macerası

Debi Gliori İskoç bir yazar-çizer. Harika bir dünya yaratmayı başarıyor bu kitapla.

hangi-cocuk-kitaplari-kurabiyenin

Oldukça kalabalık, çalışkan ve sevimli bir ailenin, en korkak ve en minik üyesi ile tanıştırıyor bizi, Kurabiye ile.

kurabiye-5

Minik tavşanımız Kurabiye, dünyada sayısını bilemeyeceği kadar olağan ve sıradışı şeylerden oluşan bir korku listesine sahip. Uzayan bu listenin içinde aklınıza ne gelirse var. Hayatı zor. Ağaç trolleri, Ancak en büyük korkusu ile tanışması, listesindeki bazı büyük korkuları ile yüzleşmesini sağlıyor. Sonrasında ne oluyor dersiniz?

Kurabiyenin Orman Macerası

Korkuları olan çocuklar için, sohbeti başlatmak için faydalı; ancak henüz 3 yaş altındaki korku nedir bilmeyen minikler için henüz erken bir kitap olabilir. Biz 5 ve 7 yaşındaki çocuklarımla Kurabiye’nin korkularının taklidini yapıyor, sesleri ile birbirimizi korkutuyor ve sonra Kurabiye’yi sarıp sarmalıyoruz.

Felix Dünya Çocukları ile Birlikte

Pek çok dile çevrilen, benim tesadüfen Migros’un indirimli kitapları arasında keşfettiğim bir kitap. Yazarı Annette Langen, bir Alman.

Letters-from-Felix-series

Bu seferki kahramanımız bir oyuncak tavşan. Sofi’nin en sevdiği oyuncağı. Bir gün denize düşüyor ve derken dünyayı gezmeye başlıyor. Her gittiği yerden de, orayı anlatan bir mektup yazmayı ihmal etmiyor. Kitapta gerçek zarfların içinde Felix’in Sofi’ye yazdığı mektuplar var. Gerçek bir macera ve oldukça başarılı bir dil. Doğrusu epey ilginç ülkeler ve adetler var. Çocuklarla bu konularda sohbet etmek de çok keyifli. Rastlarsanız şans verin derim.felix-dunya-cocuklariyla-birlikte20130923161728

Elif’in Bahar Bayramı

Şurada uzun uzun yazmıştım bu seri ile ilgili. Güzel kitap. Bahar tavşanı başrolde 🙂

ilk-okuma-kitabim-elif-in-bahar-bayrami908c27125881338d98b51633f84a3f25

Zıp Zıp Tavşanın Havuç Rüyası

Hikaye sevimli ve anlatımın güzel bir ritmi var. Fakat çizimler özensiz ve ne yazık ki Türkçe yazım hataları ile dolu. Bu nedenle önereceğim bir kitap değil aslında. Öte yandan çocuklar çok seviyorlar 🙂 Sanırım komik geliyor onlara.

Tavşanlar tatlı hayvanlar, öyle değil mi? 🙂

Abim Deniz

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Sinan Cemgil…

abim-deniz

Bir dönemin idealist, devrimci, cesur, akıllı, bilgili, yürekli ve ne yazık ki vaktinden önce, talihsizce giden gençleri. Yaşasalardı ülkeye ne büyük katkıları olurdu. Yaşamalarına izin verilseydi, o günlerde onları katleden kişilerin bu ülkeye ve insanlığa verdiklerinden çok daha fazlasını katacaklarından emin olduğum kişiler.

Okuyan, araştıran, yazan, paylaşan, emek veren, savaşan, korkusuzca, hayatlarını ortaya koyarak mücadele eden insanlar.

35

Yazılacakların çoğu yazıldı. Tarih onları defalarca ve acı bir şekilde haklı çıkardı. Süreç hala tamamlanmadı. Giderek dünya tarihinin en şiddetli dönemlerinden birine yaklaşıyoruz, hissiyatım budur. Biz anneler, babalar bir yandan evlatlarımızı en iyi nasıl yetiştiririz diye çabalarken, bir yandan dünyanın Ortadoğu’su zembereği boşalmışcasına duvara toslamaya doğru yol alıyor.

Bambaşka coğraflarda olmak, tropik bir adada tavuk yetiştirmek, Yeni Zellanda’da uzaklarda bir çiftlikte koyun yünü kırpmak, Orta Amerika’da komşularımla haftasonu pikniklerine katılmak, Baltık ülkelerinden birinde evimin önündeki karları temizlerken çocukların okuldan gelmesini beklemek, İtalya’nın bir köyünde bahçemde sofralar hazırlamak, Paris’in güneyinde şaraplık üzüm hasadı yapmak, Güney Amerika’da o ülkeden o ülkeye otobüsle geçmek, Londra’da Noel zamanı sokaklarda dolaşmak, bir sahilde çadırı kurup, önünde kamp ateşi yakmak, bir sahil kasabasına yerleşip, herşeyden uzakta çocuklarımla, ailemle gülmek istiyorum. Kendimi güvende ve sevgi dolu hissedeceğim bir hayat, insanların bilgili ve bilinçli olduğu bir toplum hayal ediyorum. Aklın almayacağı kadar saçmalık yaşanırken, bunlar yüzünden ruhumun çaresizlikle boğulmamasını diliyorum.

Ben bunların hayalini kurarken, bundan 45 yıl önce, bu gençler bunların bu coğrafyada gerçekleşebileceği, tam bağımsız bir ülke için mücadele ettiler. Mücadeleyi ve hayatlarını kaybetmiş gibi görünüyorlar belki, ama tarih “iyi”leri asla unutmaz. Bir güzellik başladığı yerde kalmaz. Bir yolunu bulur, insanın en içine dokunur. Zamanı gelince…

Can Dündar’ın, Deniz Gezmiş’in kardeşi Hamdi Gezmiş ile birlikte yazdığı “Abim Deniz” dönemi belgelerle anlatıyor. Bir ailenin bakış açısı ile o günleri ve Deniz’lerin savaşını bize tekrar yaşatıyor.  Kitapta en etkilendiğim bölümlerden biri Hüseyin İnan’ın idamı kesinleştikten sonra bile tarımla ilgili çıkan yasa taslağını avukatından isteyip, inceleyip, yanlarına notlar alması oldu. İnanç ve cesaret örneği.

O dönemi, bu gençleri anlayabilmek ve içinde bulunduğumuz döneme nasıl geldiğimizi bir parça anlamlandırabilmek için okumanızı tavsiye ederim.

deniz-gezmis-idam

Ateş Serisi

Tarihi kurgu romanları okumayı seviyorum.  Genel olarak roman okumayı seviyorum aslında. Bir kaç günde bitiveren, akıcı, kolay okunan ve yormayı bırak, bir süreliğine insanı ortaçağ Avrupa’sına, en çok da İngiltere civarına ışınlayan romanlar okumak ayrıca çok zevkli.

En son okududuklarım, bir arkadaşımın kütüphanesinde gördüğüm ve bir nefeste okuduğum Rita Hunter’ın “ateş” serisi idi. Kitapları okuduktan sonra yazarı hakkında biraz araştırınca, gencecik bir Türk yazarla karşılaştım. “Zeynep Avcı Ataş” Şaşırtıcıydı, çünkü büyük bir ustalıkla yazılmış, döneme ve ilişkilere dair son derece isabetli bilgilerin olduğu, nefis kitaplardı. Bir İngiliz yazar bekliyordum, mutlu oldum açıkçası.

Seri aynı zamanda yakın arkadaş olan 3 lordun yaşadığı aşkları anlatıyor.

Serinin ilk kitabı Isabel ve Adrian’ın hikayesini anlatan “Aşkın Ateşi”.  Kendine güvenen, oldukça öfkeli, cesur, toplumsal kuralları hiçe sayacak kadar gözükara ve ne istediğini bilen, sorumluluğunu da alabilen bir karakter olan kızıl afet Isabel ve güçlü, kendinden emin, koruyucu ve hırslı bir Adrian. Bu kitapla beraber serinin diğer iki karakteriyle de tanışıyoruz.

askin-atesi-ates-dizisi-1_avatar_orj

İkinci kitap Sophie ve Brendan’ın hikayesini okuyacağımız “Ruhun Ateşi”. Serinin en naif, en duygusal, iyilik perisi ve masum karakteri Sophie ile yine serinin iletişime en kapalı, en kendini beğenmiş ve en ciddi karakteri Brendan’ın hikayesi.

16176031-11b0-4068-a85a-426696f56636

Son kitapta İskoç güzeli Davina ve ekibin son bekarı Stephan’ın hikayesini okuyoruz. İskoç ataları gibi toprağına ve ailesine bağlı, İngilizleri pek sevmeyen, kalender, çalışkan, akıllı ve intikam söz konusu olduğunda gözü hiçbir şey görmeyen Davina ve 3 lordun içindeki en sempatik, bence en kalender, ailesini koruyan ve evliliğe, her ne kadar hiçbiri sıcak bakmasa da, en uzak olan karakter.

d15d3c84-f79e-4ce6-b4ec-616094a5e1af

Kitapları ardı ardına okuyunca bu 3 çiftin keşisen hayatlarına dahil oluyorsunuz. Her ne kadar dönem erkek egemenliği hoşuma gitmese de, işin içine aşk ve tutku girince, hayata verilen kısa molalar haline geliyor hikayeler.

Roman okumak güzeldir…

Son Ada – Zülfü Livaneli

s-79d9df4d7558b2efa80f009fad78bef637c22772

Zülfü Livaneli benim hayatıma lise yıllarımda Ahmet Kaya ve Selda Bağcan ile beraber girdi. O dönemlerde Karlı Kayın Ormanı‘ndan, Güneş Topla Benim İçin‘e, Özgürlük‘e kadar şarkıları dilimize pelesenk olmuştu. Selda Bağcan‘ın kendine özgü buğulu sesi, Ahmet Kaya‘nın adam adam tarzı ve Livaneli’nin sakin, konuşurcasına söylediği şarkıları ile ruhumuza müzik dolardı. Ve Livaneli sadece müziği ile vardı. Hala var çok şükür.

Sonra 90’ların sonları, 2000’ler geldi. Siyaset yılları. Milletvekilliği döneminde ve sonrasında kendini paralarcasına milleti uyandırmaya, uyarmaya çalışmasını minnetle takip ettim. 1994 seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanlığı’nı alamayışı ile kahroldum. Ne kadar farklı olabilirdi herşey. Sanatla, kültürle, tarihle dolu, beyefendi bir anlayışa sahip, dünyayı görmüş, evrensel bir insanlık anlayışını Türk kültürü ile harmanlamış bir bilge adamın bu şehri yönetmesi fikri ile içim hem pır pır, hem de cız ediyor. Olmadı. O dönemlerde bir yandan karalama kampanyaları sürerken, bir yandan da milletvekilliği maaşını bağışlaması gibi farklı söylemler vardı ortalıkta. Benimse aklımda hep kendini yaşamdan sorumlu gören ve daha iyisi için çabalayan bir sanatçı kimliği ile varoldu Livaneli.

sc8374

Edebiyatı ile daha sonraları tanıştım. Kardeşimin Hikayesi, Mutluluk, Serenad okuduğum bazı kitapları. En çok Serenad‘dan etkilendim. Hala kitaptaki hikaye aklıma geldikçe kahrolurum.

350703

Sonra bir kardeşim Son Ada’yı verdi bir gün elime. Oku mutlaka dedi. Soluksuz okudum. 2008’de yayınlanan bir kitapla, bugünü, Gezi’yi ve ne yazık ki belki de yarınımızı anlatmış. Sanatın hayatın aynası, bir provası, belki de öngörüsü olduğunu kanıtlayan bir kitap olmuş Son Ada. Yaşar Kemal kitap hakkında şöyle söylemiş:

Edebiyatta görkemli bir söz vardır, Büyük kapıdan girmek. Bu, büyük bir eserin yazarı demek. Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir’

Zülfü_Livaneli-Son_Ada

Kitap varlıklı birinin aldığı, doğanın lütfu bir adada yaşayan 40 haneyi anlatır. Ada’nın doğal güzellikleri, Livaneli’nin sakin ve yalın kelimeleri ile zihinde canlanır. Hemen şimdi o evlerden birinin bahçesinde, yasemin kokuları içinde şarabınızı yudumlamak istersiniz. Her birini yaralayan kaosla örülü şehir yaşamından kaçıp gelmiştir bu insanlar. Bu yüzden de adanın kadim sahibi martılara ve diğer yaşayan varlıklara -insanlar da dahil- saygıda kusur etmezler. O saygıdır ki, insanı da, martıyı da, ağacı da özgürleştiren, aynı zamanda birbiriyle uyum halinde yaşamalarını sağlayan.

Sonra adaya biri gelir. Ve demokrasinin kötü ellerde olunca “cahil, ilgisiz, bananeci, korkak” çocğunluğun eliyle nasıl bir canavara dönüştüğünü okuruz. Aklımıza Gezi gelir. O gelir, bu gelir… Yüzümüz düşer. Bir umut daha sıkı sarılırız romanın sayfalarına. Daha çok anlamaya çalışırız Livaneli’nin ustalıkla kurguladığı alegoriyi.

Okuyun.008c3094-72d7-4235-a1ff-75ebdc386cd0

Garson ve Mutlu – Fulsen Türker

20151004_100010En iyi okullarda okuyorsunuz. Çalışıyorsunuz deliler gibi. Ödevler, projeler, sınavlar… Sonrası güzel olacak. Çocukluk ve gençlik bunun için ödenmesi gerekli minik bir bedel sonuçta. Üniversite esnasında kendi paranızı garsonlukla da olsa bir şekilde kazanmaya bile başlamışsınız. Okullar, okumalar bitiyor ve başarılı geçen öğrenciliğinizin karşılığını alıyorsunuz sonuçta; kurumsal bir şirkette, sabah girişi belli, çıkışı muallak bir mesai ile, gündemin dışına düşmemek için gittiğiniz restoranlarla ve aldığınız etek-ceket takımlarla yaşamaya başlıyorsunuz. Yırttınız artık, geçmişler ola, hayatı yaşamaya başlayabilirsiniz.

Ama o da ne, kurumsal işiniz iliğinizi kemiğinizi sömürürcesine hem fiziksel hem de ruhsal olarak sizi istiyor. Kendinizi ona adamadığınız sürece de, o heyecanı ve motivasyonu kaybettiğiniz ithamları ile başbaşa kalıyorsunuz. Evet tebrikler, kovuldunuz.

Sistemin dışına çıkınca, tekrar dönmek zordur. Hem iş de işte aranır sonuçta, değil mi?

Adamımız Fulsen, herşeyi olması gerektiği gibi yapmış olmasına rağmen sistem dışında, üstelik de meteliğe kurşun atarken bulmuştur kendisini. Karnını doyuran eski dostu garsonluğa göz kırpar biraz da mecburiyetten. Ceketi ile beraber müdavimi olduğu cafede, bu kez garson önlüğü ile boy gösterir. Fena da değildir hani buradan manzara.

Üstelik insan bir kere niyetine girsin, fırsatlar da önüne serilir. Mesela cafenin müdavimlerinden birinin bir yayınevinin editörü olması gibi.

Sistemin dışına çıkınca, içeride dönem dolapların insanın ruhunu ne hale soktuğunu daha net görüyor insan. Artık Datça’da yaşayan ve sistemden sıyrılışı bu denli güzel, net, esprili, akıcı ve özellikle Şişli-Nişantaşı-Kurtuluş üçgenindeki coğrafyadan bildiren Fulsen Türker’in ilk kitabını, özellikle kurumsal beyaz yaka çalışanlarına öneririm. Bi bakın bakalım, göze alınamayacak kadar zor mu “gerçekten yaşamak” 🙂

Bu da blogu: tık

20151004_100037

Kitap Okuyan Çocuklar

Kitap okumak çok önemli benim için. Çocuklarımın da bu alışkanlığı kazanmalarını istiyorum. Çünkü inanıyorum ki kitap okumak insanı geliştirir, farklı dünyaları tanımasını sağlar, eğlendirir, kendini ifade etmesini güçlendirir, muhabbeti güzelleştirir ve ufkunu açar. Bu sebeple de elimden geldiğince kitapla haşır neşir olmalarını sağlıyorum yavruların.

Her akşam yatmadan önce kitap okurum onlara. Bazen kucağımda olurlar ve resimlerine baka baka okuruz. Ama genelde yatarlar ve ben koltukta oturup okurum onlara. Bu önemli bence, çünkü çizimlere göre değil, kendi hayal ettikleriyle canlanıyor sözcükler, hikayeler bu şekilde. Bir süredir şiir de okumaya başladım. Ancak çocuk şiirleri konusunda çok zayıf edebiyatımız. Ben de elimde ne varsa onu okumaya başladım şiir adına.

İkisinin birlikte olduğu kadar ayrı ayrı da kitapları var. Kendi kitaplıklarına koyuyoruz bunları. Bizim de ayrı bir kitaplığımız var elbette. Her akşam birer ikişer kendileri seçer okunacak kitapları, birkaç tane de ben seçerim.

Ela’nın ayrıca çıkartma kitaplarına karşı da bir ilgisi vardı zamanla azalsa da. İş Bankası’nın oldukça güzel kitapları var bu şekilde. Yapıştırmalar bittikten sonra kitap gibi üzerine hikayeler yazarak okumak da mümkün.

Eğlenceli Çıkartmalarla OtomobillerÇıkartmalı Kıyafetleriyle Moda Tasarımcı - Kış KoleksiyonuEğlenceli Çıkartmalarla Oyun EviEğlenceli Çıkartmalarla Tarihi KostümlerÇıkartmalı Kıyafetleriyle Moda Tasarımcı - Yaz KoleksiyonuEğlenceli Çıkartmalarla Dinazorlar

Buna ek olarak çizimlerine hayran olduğum, Ayşegül serisini anımsatan Sarah Kay de favorilerimizden. Yapıştırmalardan sonra elinizde güzel bir kitap oluşuyor.

Bir süredir babalarının neden hiç bizim gibi kitap okumadığını soruyorlardı. Kocam roman okumaktan pek hoşlanmaz. Gerçeklik ve fayda onun için önemlidir. Bu nedenle araştırma kitaplarını, ekonomi kitaplarını okumayı tercih eder. Genelde de okuma kaynağı internettir. Bu sebeple elinde basılı kitap görmek zordur. Çocukların da doğal olarak ilgisini çekmiş bu durum.

Biz de her akşam yatış seromonisi öncesi karar verdiğimiz kitap okuma saatini yapmaya başladık. İlk gün pek verimli geçti denemez. Ege’nin uykusu vardı. Mızıkladı. Ela gayet güzel uyum sağladı. Biz odadan ayrıldığımızda kocam elinde hala kitabı okuyordu 🙂

Çocukların kitapla keşfedecekleri büyüyü öğrenmelerinin en kolay yolu bizi okurken görmeleri. İkincisi kendilerini bu dünyaya ait hissetmeleri, yani kendi kitapları, kendi kitaplıkları olması. Üçüncüsü ise ilgi alanlarına göre kitap seçimi. Sonrası iyilik, güzellik…20150523_124116