Oyun ve Ödev

Kızım 1. sınıf öğrencisi. Gündüz 8 – 4 arasında okulda. Akşam 8’de de yatıyor. Okul dışında yemek, dinlenme, oyun, banyo ve ödev için 3,5 saati var yani. Ve bu çok yetersiz.

Henüz 6,5 yaşında. Okulda teneffüsler ancak oyunu kurmaya yetiyor. Genelde bir teneffüste oyun kuruluyor, diğerlerinde oynanmaya çalışılıyor. Yoğun bir tempoda eğitim alıyorlar. Çünkü müfredat böyle. Çocuğunuz için her ne kadar az, hızına uygun, merakını besleyecek, oyunla harmanlanmış eğitime heves ederseniz edin; sistemde bunun karşılığı yok. Belki kalabalık devlet okullarında bunu yakalamak mümkün olabilir. Ama özel okullar velilerin paralarının karşılığını daha çok eğitimle verme telaşında. Bu da çocuğu dar kalıplarda boğmaya götüren bir sistem ne yazık ki!

3 yıl okul öncesi eğitim alan, tüm günü okulda ve genelde derste geçen bir 6,5 yaş çocuğunun oyun gereksinimini karşılayabileceği zaman da ödevle bloke edilmiş durumda. Her akşam, en az 2 sayfa olmak üzere ödev yapıyor. Kendi kendine söylense de, genelde oturup yapıyor ödevlerini. Fakat bu arada henüz okula hiç başlamamış 5 yaşındaki kardeşinin oyunlarına da kıskançlıkla baktığını söylemeden geçemeyeceğim.

derssss_odev

Henüz sosyal yaşamı çözmeye çalıştığı bir yaşta iken, okuldaki arkadaşları ile oynayabileceği zaman ve mekandan yoksun. Birlikte oynamak yerine, sıralarda sessizce oturup toplama ve çıkarmanın bin türlü türevini çalışmaları gerekiyor. Birbirleri ile konuştukları için sıraları değiştiriliyor, dikkatsiz ve çok konuşan yaramaz çocuk damgasını yiyorlar. Oysa kızımın söylediğine göre okulda en çok sevdiği şey teneffüsler. Çünkü arkadaşları ile konuşabiliyor ve oyun oynayabiliyor.

Okulsuz eğitim teoride bunun çözümü gibi duruyor. Ancak günümüz şehirli çekirdek aile yaşamında bunu pratiğe dökmek pek kolay değil. Kaldı ki, ne fiziksel, ne de toplumsal olarak biz ebeveynler de yeterli donanıma sahip değiliz. Buna ev, mahalle, doğal ortam, sosyal ortam, zaman gibi pek çok kriter dahil.

acrylic-wash-background

Peki ne yapalım? Kızım için okumalarımla ve el yordamı ile oluşan durum şöyle:

  • Ödev konusunda baskı yok. Yapmak istediği kadar yapıyor. Öğretmeninin vereceği yıldız ve ödüller motive edici oldu.  Genelde ödevlerini yapmaya istekli. Ancak ödülün her zaman evde de ulaşabileceği şeyler olduğunu anlatarak, ödev-ödül ilişkisini zayıflattık. Bu sayede ödevi, içinden gelen bir sorumluluk duygusu ile yapmasını sağlayabildiğimizi umuyorum. Yapmadığında sorun hissetmemesi yeterli benim için.
  • Oyun için yeterli zamana ihtiyacı var. Bunu okul sonrası evde bulabildiğinde, güzel bir gün geçirmiş oluyor. Ancak işin içine televizyon ve telefondan oynanan oyunlar girdiğinde, zihin yorulmaya devam ederken, zamanını da tüketiyor. Bu sebeple o akşam uyku kalitesinde ciddi düşüş gözlemliyorum. Bu durum oğlum için de geçerli. Mümkün mertebe dijital ekranı kısıtlamaya çalışıyoruz.
  • Dilediği kitapları okumasına yönlendirmeye çalışıyorum. Bu sayede okumayı ödevle ilişkilendirmemesini sağlayabilmeyi umuyorum. Okumak, merak ettiği bilgiye ve hoşuna giden dünyaya açılan bir kapı olmalı. Ödev yapmak için gerekli bir araç değil!
  • Yazmak da aynı şekilde. Günlüğüne yazmak, kendi kitabını oluşturmak, yaptığı resimleri yazı ile süslemek; akşam verilen dikte ödevinden daha etkili diye düşünüyorum.
  • Okul hakkındaki gerçek düşüncelerimi yansıtmamaya çalışıyorum. İyi niyetli ve çalışkan bir öğretmeni var. Öğretmen bir anne ve babanın çocuğu olarak, özellikle ilkokul öğretmeni ile güzel bir bağ kurabilmesinin, hayatında olumlu bir etkisi olacağına inanıyorum.
  • Hafta sonları mümkünse doğada, değilse evde uzun zaman boşlukları yaratmaya çalışıyoruz. Bu şekilde kendini dinlemesi ve oyunla geliştirebilmesi için ortam oluşuyor.

Çocuklar büyürken, kendi koşullarını, kendi hayatlarını yaşıyorlar. Kızımın oğluma göre 3 yıl erken okula başlamış olmasına içerliyorum. Kızım adına suçluluk duyuyorum. Bunu önce benim sindirebilmem; ikisinin farklı karakterlerde, farklı koşullarda yaşayan, iki farklı insan olduğunu içselleştirmem gerekli. Bu aşamadan sonra kızımın da okulla ilişkisinin daha verimli olacağını umuyorum.

Keşke okullar çocukların oyun oynayabileceği ve merak ettiklerini nasıl öğrenebileceklerini gösteren yerlerden ibaret olsaydı.

20150524-BMS_-76

“Ödev’e” bakış

Çocuklar okula başlar başlamaz ödev denen gereksizlik de başlıyor. Üstüne proje denen bir meret var ki, hani ödevi tercih edecek insan, o cinsten.

Ben bu konuda oldukça katıyım. Ödevin günümüz okul düzeninde gerekliliğine inanmıyorum. Çocuklar kreşten başlayarak, yani genelde 3 yaş itibariyle, okula tam gün başlıyorlar. İlk 3 yıl, ilkokul öncesi eğitimde oyun zamanının en önemli payı alması gerektiğine inanıyorum. Ama gerek büyük şehirlerdeki alan yetersizliği, gerek çalışan ebeveyn koşulları, gerekse arkadaş sıkıntısı bunu okul dışında mümkün kılmıyor. İlkokul öncesi eğitimlerin artık gerekli hale gelmesindeki en önemli etken bu kanımca. Oysa mahallede arkadaşlarıyla oynayabilen, ağaç, börtü, böcek, çalı çırpı ile haşır neşir olabilen, evde anne ve babası, hatta anane, dede, hala, dayı, teyze ile vakit geçirebilen, günlük hayatın içine bu şekilde doğal olarak adapte olan çocuk okula gerek duymaz. Bilinçli ebevenyler bu konuda zaten çocuğa gerekli ek meziyetleri de sağlayacaklardır. Mesela makas kullanmak, boyama yapmak gibi. Olay bunların olanaksızlığı ise, mevcut koşullara bakmak gerek.

Yani kreş ve anaokulu evet gerekli bu bağlamda. Ancak bu açığı kapatmak üzere kurgulandıklarında gerekli işlevlerine erişebilirler. Bütün gün bir oda içinde, 20 çocukla beraber, sınırlandırılmış bir durumda, planlı aktivite adı altında sürekli boyama yaptırılarak olmaz bütün bunlar. Özellikle de 3 yıl boyunca.

Sonra ilkokula başlayan çocuktan beklenti, oyun zamanını doldurduğu ve yoğun rekabet sebebiyle, pompalanan bilgiyi taze dimağına deyim yerindeyse enjekte etmesi. Hadi buraya kadar elden gelen birşey yok, okula denen mefhum varsa ve mecburi ise, dahasına da imkan elvermiyorsa eyvallah, gidilsin.

Fakat bari evde rahat bırakın çocukları kardeşim. Sabahtan akşam okulda olan çocuğa bir de ev ödevi vermek ne demek? Bitmedi, proje ödevi nedir? Hele hikaye kitabı okutup, bunun ana fikrini ve özetini çıkartmak hangi akla hizmettir? Bu çocuk ilgisi olan alanı nasıl keşfedecek? Kitap okumayı nasıl sevecek? Nasıl sosyalleşecek? Nasıl dinlenecek? Birey olmayı, kendi içselliğini nasıl farkedecek?

Amaç çocuğun bütün zamanını doldurup, birey değil cemaat yetiştirmekse, bu düzen son derece marifetli!

Hele de ailelerin çocuk üzerinden kendi egolarını ve ebeveyliklerini yarıştırmaları yok mu! Zavallı bir durum.

Keşke biraz rahat bırakıp, biraz dinlesek, biraz bizi yönlendirmelerine izin versek çocuklarımızın. Eminim dünya daha güzel bir yer olurdu.

Bu yazıyı bana yazdıran kızımın şu andaki okulu ve öğretmeni değil. Şu ana kadar gayet güzel bir şekilde gidiyor okul maceramız. Bunu daha ziyade çevremde gördüğüm birkaç net örneğe dayanarak yazdım ki, genelleme yapılamayacak kadar az örnekler olması umudumdur. Sadece olaya bakış açımı paylaşmak istedim.