Ânı Yaşamak

Sömür içinde bulunduğun ânı, tüket, içine çek, bitir, yoket, al… Yetmedi mi, yeniden nefes al ve başla. Yeniden tüket, yeniden bitir, yeniden ye, iç, dibine kadar hallet…

Sarhoş ol. Gülümse. Yetmedi mi, kahkaha at. Sırıt anlamsızca. Sendele. Sevdiğin, aşık olduğun, tutkun olduğun saçmalıklara izin ver. Kendini yenile, yeniden yaşa, keşfet, izin ver. Yüreğine dokunan hislere kucak aç. Çav Bella baby.

Tüm duyuların uyansın. Kendini kendine bırak. En son ne zaman denedin bunu? Şimdi zamanı. Sil baştan bebek. Durma, ilerle.

Zamanı yeniden yaratmak elinde. Baştan yaz tarihini. Başka bir dil öğren. Başka bir yetkinlik kazan. Üret. Durma. Yol al. Yola çık. Seyret. İzle. Üret. Durma. Yürü. Yollar açık. Yola çık. Gerekirse içinde yeni yollar, sapaklar aç. İlerle. Üstüne koy. Üstünü altına getir.

Yaşını mı aldın? Kime ne? Sen senden sorumlu tek insansın. Kendini mutlu et. Kendine dön. Kendi içine yürü.

Sesli konuş. Sesli gül. Adına kahkaha denen mucizeyi keşfet. Durma. Yol al.

Filmler seyret. Şarkılar dinle. Avazın çıktığınca bağır. Yüz. Yüreğin ağzından çıkarcasına. Seni delilik kurtaracak. Farkına var. Aldırma. Deli ol.

Yürüyebildiğin tüm yolları, sapabildiğin tüm tabelaları var et. Yüksünme. Yorulma. Erinme. Vazgeçme. Devam et dostum. Yol açık.

Yeni ay doğsun içine. Kapanan yollara, içindeki yaralara, kötümser insanlara, engellere, ülkeye, dünyaya, içine doğduğun yüzyıla ve coğrafyaya inat devam et.

İçin, sonsuz güzellik. Keşfet. Durma. İçine giden yol açık. Yola çık.

İçkiyi fazla kaçır mesela. Sevişmenin sınırını kaldır. Müziği en yüksek seste dinle. Göğe bak. Maviyse gül, siyahsa ağla sonsuz kere sonsuz, içinden geldiğince. Düş ve gül ardından ağız dolusu.

Yaşamak ardında bırakacağın mirassa kalanlara, bırak deliydi biraz desinler. Ama yaşadı hayatı tüm hücrelerine dek. Umursama. Yoksun ki o noktada.

Hayat göz kırpmak kadar kısa ise, hakkını ver dostum. Bırak ne derlerse desinler. Sen ne diyorsun kendine, ona kulak ver. Ve durma… İçine doğru yola çık. Göreceksin bak, yol açık…

Reklamlar

Eldeki Son Kalan

Gökten bilinmeyen büyük bir cisim yaklaşıyor. Biz yine içimizdeki tufanı bastırıp, öylece seyrediyoruz.

Ülkenin tarihi, yapısı, kültürü değişiyor. Günlük hayatımızı etkilemez sandığımız değişiklikler birer kaya ağırlığında içimize çörekleniyor. Taşıyamayacak olduğumuzda yere yıkılacak mıyız diye düşünmeden kafamızı çeviriyoruz.

Geçen hafta antik kentlerde dolaştık. 2500 yıl öncesinin yollarında yürüdük. Geçmişi düşündük. Niceleri yokolmuş ve biz şimdi kalan adlarını bile telaffuz etmekten aciziz. Oysa kocamandılar, yüceydiler, kudretliydiler. Şimdi yoklar. Üstlerine yenileri kurulmuş şehirlerin, ülkelerin. Daha kudretlileri üstelik. Onlar bile kalmış yerin altında zamanla.

Şimdiki zamana vahlanmanın bir yararı yok. İçinde bulunduğumuz coğrafya ve zaman dilimine ağlanmanın anlamı yok. Her insana kendi taşıdığı yük ağır geliyor. Yükü sevmek, kabullenmek ve taşırken o yük olabilmek gerekiyor. Aksi heba edilmiş biricik kıymetli ömür.

O zaman sarılalım hayata. O günlük hayatımızı etkileyen devasa cismin farkında olarak, kendimize nefes alacak alanlar yaratalım. Çocuk neşesine sığınırken, o neşeye bilgi katalım. Zamanı unutturacak bir üretime boğalım iç sıkıntılarımızı. O üretimi paylaşalım, artsın umut. Kocaman yükün bir minik parçasını kaldıralım yerden her seferinde. Belki boğazımızdaki yumrudur o minik parça. Nefes almaya başlarız sayesinde.

İnsanı en son umut terkedermiş. Kaybetmeyi beklemeyelim. Sıkıca sarılalım umuda ama elimizi taşın altına koyarak yapalım bunu da. Yoksa her yük taşıyana, her zorluk yaşayana, her hayat sahibi olduğu insana…

Kamp

Kamptayız. Saat 3. Gecenin körü. Bir saattir öylece oturuyorum karanlığın ve sessizliğin içinde. Çok yıldız, bol sessizlik var. Uyku sarmalına teslim olmuş etraftaki çadır ve karavanlar. Henüz sakin burası.

Kamp hayatı öyle güzel ki, içinden hayat ve neşe fışkırıyor sanki. Beni durduruyor, -ki ihtiyacım olan bu- sarmalıyor, enerjimi sakinleştiriyor, gülümsetiyor, güzelleştiriyor içimi.

Çocuklar yavaş yavaş içinde dalıyorlar kamp ruhunun. Bizden farklı bir süreçleri var. Uyum sağlamak için önce deneyimlemeleri gerekiyor. Hazırlık aşaması kamp süresince gerçekleştiği için, ilk günler sıkılmaya daha fazla zaman ayırıyorlar. Sonra tadına varıyor ve kendi döngülerine uyduruyorlar. Keyif alma dönemi sonra geliyor. Bunu düşünmek ve kampı bu gözle planlamak gerek. Uzun bir kamp veya kısa ama sık kamplar yapmalı.

Kamp hayatına ilk üç gün adaptasyon ile başladık. Bence yarın başka bir alanı keşfe ve ardından antik kentler gezisine başlayabiliriz. Maceralar bizi bekliyor.

Kadîm Bilgi

Hangi günde olduğunu farketmezsin, hangi şehirde veya ülkede; konuştuğun dil değişir, bir Fransızla İngilizce konuşursun Türkiye’de. Mevsimler değişir, kıyafetlerin değişir, yediklerin değişir; umursamazsın. Kendi içine döndüğünde, anlamı kalmaz değişimin. Senin dışındaki tüm değişiklikler basit ve zayıftır. Sen içindeki seni keşfederken tek doğru, güneşin doğuşundaki asalet, tomurcuğun çiçeğe dönüşündeki cümbüş, çocuğun yeni bir şeye bakışındaki merak, bulutun izlediği yoldaki gizemdir. Yolunu gözeten kadîm bilgi karşılar seni her minik ve muhteşem bilmecede.

İnsanın yaşadığı kısıtlı zamanda keşfedeceği en büyük ve görkemli şey kendi içindeki muazzam geçmiş bana kalırsa. Çocuğuna vereceği öğreti, geçmişinde ödeyeceği diyet, dünyaya katacağı, kendini varedeceği o an. Hissettiğiniz gerçek, doğarken kodlanmış olanı anlamaktan ibaret kimi zaman ve çoğu zaman…

Keşke bunu yaşayacak vakti olsa insanın…

His

Ömer Madra’nın söyleşisini dinledik. İklim dedi, son dedi, bilim dedi, kuzey kutbu dedi… Karamsar ve gerçekçi bir tablo çizdi. Dinledim. Çocuklar da dinledi.

Sonra biliyor musunuz ne oldu? Yaz geldi. Hemen her akşam sahilden düğün cümbüşü akıyor eve. Aşina olmadığımız bin türlü melodi doluyor kulaklarımıza. Bu toplumun bir bireyi olarak aşina olmalıyız belki, kimbilir! Angara’nın bağlarına bağlanıyor ve rahatlıyoruz nihayetinde.

Bir yandan kamp atacağız yakında, arkeolojik kalıntılar peşinde koşacağız yine; bir yandan seçimdi, politikaydı, tüm bunlardan uzaklaşmaya çabalıyoruz. Kütüphane gönüllüsü olmak ruhuma şifa kaynağı bu süreçte.

Günler her zamanki gibi ülkemde. Biraz sisler içinde yolunu bulmak, biraz kurtlarla koşan kadın olmak, kadîm ruhun dinginliğinde serinlemek.

Ben insan olmayı, kadın olmayı, anne olmayı, her koşulda yılmadan yaşamayı ve inanmazsınız ama ağız dolusu kahkahayı seçiyorum.

Ah be ülkem, ah be zaman..

İyi ki çocuklar…

Gün Aydın Olsun

Bu sabah yine doğdu güneş inanır mısınız? Hem öyle böyle değil, pek güzel, pek nazlı, parlak sarı… Bulutlar üşüştü hatta anında, buyur etmeye yeryüzüne.

Dün varolan umudum bir süreliğine rafta. Öte yandan biz anneyiz, Atatürk’ün ülkesindeyiz, bize yılmak, yorulmak yok. İnsan yine de bir buruk oluyor elbette, ama geçer, geçecek.

Şimdi artık yaz hakkında, güneş hakkında, kitaplar, kütüphaneler, atölyeler; çocuklar, eğitim ve gelecek; filmler, müzikler ve hasatlar, dikişler, seramikler, oyunlar ve doğa hakkında konuşabilir miyiz biraz daha?

Günaydın ahali, gün hep aydınlık olsun…

Seçim ve Umut

Sosyal medyada seçimin öncesini takip ediyorum. Bir yandan hasret kaldığımız umut, bir yandan içimize işlemiş kaygı, bir yandan alıştırıldığımız korku… Bir gülüyorum sebepsiz, içime bir heyecan oturuyor, enerji doluyorum. Bir ağlıyorum sebebi belli, kabuğuma sığınıyorum. Yıllar var ki siyaseti ve siyasetçiyi yaşamımızın en olmadık hücrelerine işleten sistem kırılmak üzere. Vakti gelmişti umut edebilmenin. Ülkede eğer çaba gösterir, azmeder, sabredersek; bedelini ödemeye razı olur, vazgeçmezsek iyi şeyler olacağına inanmanın vakti gelmişti.

Yarın büyük gün olsun, gündönümü olsun, yeni ay doğsun, güneş gibi ümit parlasın içimizde. Pazartesi yeni bir ülkeye uyanalım inşallah.

Hadi #baskanince bitir şu işi… Herkes sandığa, oylar Muharrem İnce’ye…

Zamanın, tarihin birinde bu yaşanan günler ve sıradan halkın bir insanının yaşadığımız duygu karmaşası olarak düşsün bu not günlere…

Ha Gayret

Seçimin harareti ile beynim kımıl kımılken, yaz rehaveti bedenime bir uyuşukluk saldı. Okunacak kitaplara canım gidiyor, elim gitmiyor. Dikiş için fikirler dans ediyor kafamda, ellerim çalışmıyor. Nasılsa bir reçel kaynattım, zamanı geçiyor diye o da, aceleden.

Rüzgar yeldir yeldir kaç gündür. Gözümün önünü kapamasından mütevellit saçlarımın, buğulu bir görüntü var önümde. Seçim sonucunu umutla ve epey de kaygıyla bekliyoruz. Sanki büyülü bir değnek dokunacak ülkenin üstündeki kara bulutlara. Oysa hemence, kolayca dağılmayacak denli yoğunlar kaç zamandır. Verilecek epey emek var. Oyların hemen ardından daha da çok özveri, daha da çok çaba gerek. Yine de eminim bizden adam olacağına, çocuklara daha parlak bir gelecek sunacağımıza. Yoksa nasıl nefes alır ki insan?!

Böyle böyle ömür binmiş ata, dörtnala koşturuyor zamanın içinde. Ağız dolusu gülmek gerek. İşi gücü bazen serip, koyvermek gerek. Oy verip, heyecanla beklemek gerek. Umut edip, ter içinde çalışmak ve sonra elinin tersine sildiğin alnının açıklığı ile övünmek gerek.

Yaşamak gerek velhasıl usta, dibine kadar…

Çocuklar İçin Kitap Önerileri

Çocukların yaşlarına ve sınıflarına göre kitap önerileri bir noktada önemini yitiriyor. Okumayı öğrenen çocukta ilk önce seri okuma alışkanlığı oluşturmak gerek. Bunun için tekrarlı kelimeleri, ilgi çekici resimleri olan kitaplar yardımcı olabilir. Önümüzdeki yıl okumayı öğrenecek çocuklar için bu anlamda önerebileceğim kitaplara örnekler:

1. Çok Çok Büyük Bir Dinazor – Richard Byrne

2. Maskeli Fare – Julia Donaldson

3. Gergedanlar Krep Yemez – Kemp, Ogilvie

4. Karda Ayak İzleri – Mei Matsuoka

5. Feridun Oral kitapları

6. Caroline Jayne Church kitapları

7. Pezzetino – Leo Lionni

8. Sara Şahinkanat kitapları

9. Yalvaç Ural kitapları

10. M. Waddell’in Küçük Ayı kitapları

Çocuklar biraz daha seri okumaya başladığında puntosu büyük, az sayfalı kitaplara geçilebilir. Anne ve babanın okuduğu gibi kitapları okumaya başladığını düşünerek mutlu oluyorlar. Bunlara örnekler ise;

1. 7×9=Eyvah – Claudia Mills

2. Değirmenler Vadisi – Noella Blanco

3. Benim Kırmızı Arabam – Peter Schössow

4. Kaktüs ile Kirpi – Thorvald Steen

5. Meşe Palamudu Macanda – Nilay Özer

6. Akkuzu Karakuzu serisi – Stefano Bordiglioni

7. Can çocuk İlk okuma kitapları ( özellikle İtalyan yazar kitapları)

8. Konuşan Köpek – Michael Rosen ( serinin Garklayan Gamze gibi diğer kitapları da var.)

Biraz daha kalın ama büyük puntolu, kolay anlaşılır hikayelere sahip kitaplar için önerilerim;

1. Bubela serisi – Joe Friedman

2. Büyümek İsteyen Goril, Karıncanın Ne Olduğunu Bilmeyen Karıncayiyen kitapları – Jill Tomlinson

3. Sakar Fareler Ortalığı Karıştırıyor – Sorrel Anderson

4. Benim Komik Ailem Tatilde – Chris Higgins

5. Ella serisi – Timo Parvela (ilk kitap biraz kalın ama sırayla okunmak zorunda değil)

14. Vulgar Viking serisi ( Odin Redbeard)

Sonrasında çocuğunuzun okuma hızı ve okuma sıklığı size nasıl kitaplara geçmeniz gerektiği ile ilgili fikir verebilir.

Kitap seçimi okuma alışkanlığı kazandırmada en önemli unsurlardan biri. İlki elbette ailedeki okuma alışkanlığı. Üzerinde sohbet edebilmek, çocuğa kitap okuma hevesi ve heyecanı veriyor. Bu anlamda bu kitapları sizin de okumuş olmanız ve üzerinde beraber konuşabilmeniz güzel olur.

Kitap seçerken ben fazla didaktik olmaması, imla hatası bulunmaması, güzel bir Türkçe kullanılması, çocuğun hâyâl gücüne katkıda bulunabilecek hikâyeleri olması gibi özelliklere dikkat ediyorum. Ayrıca mümkün olduğu kadar farklı ülke yazarları ile tanıştırmaya çalışıyorum.

Okumanın önemini anlatmaya gerek yok. Okumak, sizin yaşamınızın bir parçası olduğu taktirde, çocuğunuz için de bir gereklilik ve alışkanlık haline gelecektir.

O halde, okuyalım arkadaşlar 📚😉

Sabahın Köründe Olana Bak Sen!

“Ne zamandır buralara uğramaz oldun” dedi. “Bak daha parlak, daha sıcak, daha büyüğüm bir süredir” dedi. ‘Sadece ışık değil, umut, güzel hisler, sıcaklık, yeri gelir şifa ve güzellik de veririm hem” dedi. “Biliyorum beni özlediğini, yerimin farklı ve özel olduğunu; bekliyordum doğrusu” dedi.

Sabah uykunun en kuytu derininde dürtüp uyandırmış gibi, ayağa kalkıp koşarak pencereye gidivermem gibi, henüz gelmediğini görüp karşısındaki koltuğa yerleşivermem gibi garip olaylar ve ardından beni sıcacık bir gülümseme, huzur ve şaşkınlığa bırakan turuncusuyla selamlayan güneşin doğuşu gerçekleşti. Bana seyirci olmak, keyfini sürmek, düşündürdükleri ile hissettirdiklerini harmanlayıp, yazıya dökmek kaldı. Batarken ayrı, doğarken ayrı güzel bu biricik meret be…