Selam

Bugün bir garipti hava. Seyretmeye doyamadığım cümbüşünü bıraktı ruhuma. Sabah güneşin doğuşuna bir kala sakin bir gülümseme ile selamladı bizi. Henüz çözülememiş bir fizik teoremi gibi hınzır. Havada birkaç bulut, altı kapkara, üstü beyaza çalan gümüş.

Sonra geldi rüzgâr. Sakince, acelesiz, kalender. Şöyle bir yokladı, okşadı, serinletti. Sevdirdi hani kendini, öyle masum. Ardından sökün etti var gücüyle. Anlayamadan saçlar karıştı, ruh karıştı, akıl karıştı. Sildi süpürdü geçmişi, kattı önüne doludizgin. Sanırsın birazdan bir muhabere olacak, atlılar dörtnala koşuyor cepheye.

Ve gök yarıldı. Damla damla değil, tane tane hiç değil. Okçuların hepsi aynı anda bıraktı yaylarını sanırsın, öyle şiddetli. Her biri hiddetle düştüler yeryüzüne. Arada bir kılıç ışıltısı çaktı kiminde, kimi sadece öfkesini kustu şiddetle.

İşte tam o anda gördüm gökyüzünün barış kurdelesini. Rengarenk parlıyordu gökte. Tamamını göremedim, sakladı bulutlar. Ama Ege’nin lacivert suları da gördü ve çekti aldı içine. Ondan mıdır bugün deniz bir havalı, bir şenlikli, bir coşkulu.

Ve bir anda, aniden, yok yere durdu o hiddet. Kalp atışı kadar bile sürmedi. Görmeyenler inanmadı, bilemedi.

Güneş kıyıdan parladı bir an gözüme. Sanırsın gelinlik kız, öyle mahçup. Yok, sahnenin kıyısından salonu kesen bir dansöz kıvamında daha çok, -selam olsun Düğümlere Üfleyen Kadınlar’ın Amira’sına-, hınzır, işveli, cazibeli, görmüş geçirmiş ama hâlâ masum.

Gece, günün kepengini indirirken işte o dansı izliyordum Ege’nin sularının karşı kıyısında.

Ah be ne gündü. Şükürler olsun… Görene, duyana, farkedene, yaşayana, hissedene selam olsun…

Reklamlar

Yine Çek Pampa 😜

Yeni bir yıl geliyor. Şimdi Avrupa’da ve Amerika’da nasıl da şenlikli, rengarenk, cıvıl cıvıldır ortalık! Sokaklar, caddeler panayır yerlerine dönmüştür. Mağazalardan insanın içini sevgi ve hoşgörü ile dolduran Noel ezgileri yayılıyordur. İnsanların yüzlerinde gülümseme dolaşıyorlardır etrafta. Yılbaşı ve Noel için planlar yapılıyordur.

Kışın soğuğuna inat, insanın içini ısıtan sahneler değil mi? Olayı din ve kapitalizm çerçevesinden çıkarıp, toplumsal bir birliktelik, kültürel bir kutlama olarak düşünmeyi tercih ediyorum. Aksi durumda elle tutulur yanı kalmıyor bu neşeli zamanların.

Bizde de bayramların bu coşkuyla kutlandığı zamanlar varmış elbette. Ne yazıktır ki coğrafyanın ve aklı başka türlü çalışan yöneticilerin sayesinde geçmişe gömüldüler. Toplumu hoşgörü ve sevgi çemberine alan, kültürün devamını sağlayan bu özel olaylar çok önemli oysa. Bu sebeple içleri bu denli boşaltıldı zamanın az gerisinde kalan ülkelerde sanırım. İpi göğüslemeye yakın olanlarla arayı açmanın en mis yolu sonuçta! Fakat elimiz armut toplamasa ve Atatürk ışığını takip etme başarısını göstermiş olsa idik… Neyse, önümüze bakacağız artık…

Bak, laf nerelere gitti? Oysa yılbaşı ağacı kurma vakti diyecektim ben. Evi süsleme, parti planları yapma, güzel müzikler dinleme, eğlenceli kitaplar okuma, Noel filmleri izleme zamanı.

Hazır ülkenin köküne çiviyi çakmış, kanırtıyorken birileri; hazır ölü toprağı ile pek mesut, antidepresan ve intihar aralığında halimizden memnun nefes alıyorken; hazır elimizde çekirdek heyecanla bu aksiyon dolu filmi izler ve film bitince çekirdeği toplayıp sakince kalkacakmış yanılsaması ile keyif alırken… Sen çek yine pampa, çek Noel coşkusu ile bizi; yüzümüzde konfeti yağmuru altındaki o coşkulu huzur gözüksün bari 😎

Ayvalık Kitap Kulübü

Eğer bir sanat eserine gereken zamanı ve ilgiyi veriyorsanız, ondan bir an almamanız mümkün değil. Mutlaka size dokunan bir duygu veya içinizde tetiklenen bir düşünce oluşur ve o sanat eseri artık size ait olan ‘o an’a dönüşür. Üretenden bağımsızdır ve sizin zihninizde yaşamaya başlamıştır. Yeri ve zamanı geldiğinde döner döner yine gelir… Sanat öyle harikadır işte.

Ben en fazla ilişkim olan kitaplardan bahsedeceğim. Resim, heykel bende bir yere kadar ne yazık ki. Ama çocuklarımda yerleri geniş olsun diye uğraşıyorum elbette. Benim bilebildiğimden bir adım ileriye, benim dimağımın alamadığından fersah fersah öteye 😉 Cibran ne demiş, ‘onlar ok, biz yayız’ 💜👍

Bilgiyi süzüp de veren kitapların yeri başka. Onlar baştacımız elbette. Benim, içinde kendimi kaybettiklerim romanlar. Her biri başka bir alem, her biri ayrı ayrı başımın tacı.

Roman okurken her insan bir karakteri kendine yakın hisseder. Birini anlar, ona hak verir, acısını hisseder, onunla heyecanlanır, o mutlu olsun ister. Ana karakter olmak zorunda değildir o. Çünkü okuyan insanın hayatından bir duygu, bir an, bir fikir vardır onda. Onu alır, kendine döner, kendi hayatını evire çevire okur kitapta. İşte o kitaplar insanda başka bir yere sahiptir. Biraz iddialı olacak ama; eğer bu tarz, bu yazar, bu kitap bana hitap etmiyor diyorsanız, henüz o kitaptaki hiçbir duygu ve düşünceyi deneyimlememişsiniz demek bence. Konudan, olayın geçtiği zamandan ve mekandan bağımsız olarak hissedilen duygular ve tetiklenen düşünceler… Yaşamanızı zenginleştirmenin en kolay ve ucuz yolu, romanlarda kendinizi kaybetmek, yeniden bulmak, yoğurmak, anlatmak, paylaşmak, irdelemek, düşünmek…

İşte bu yüzden kurduk kitap kulübünü. İlk kitap Ece Temelkuran’ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar. 13 Aralık Ayvalık Kütüphanesi’de o kadınları, o yaşamları, o duyguları, o olayları konuşmak için biraya geliyoruz. Kendi içimize bakıyoruz. Bekleriz 😉📚💝

Barcelona’da Yağmur

Yıllar önce bir eylül ayıydı. Barcelona’nın düzgün sokaklarında karşımıza çıkıp duran binalardan büyülenmiş geziyorduk. Bir yanımız alabildiğine deniz, bir yanımız alabildiğine tarih. Yüzümüzdeki gülümseme yanaklarımızı zorluyor, içimiz kıpır kıpır havalara uçma isteğiyle başetmeye çalışıyorduk. Mutluluk akıyordu üstümüzden, görenlere bulaşıyor, etrafı neşeyle dolduruyorduk.

Yağmur öyle şiddetli yağıyordu ki, yeryüzünde ne varsa silip, yenisini çizecekmiş gibi bir beklentiye giriyordu insanlar. Daha iyisi, daha şahanesi… Doğanın müziğine eşlik ediyordu ruhumuzun ritmi.

Gerçekten yaşadım bu filmlere, kitaplara konu olabilecek muhteşem ânı.

Sonra gerçeğe döndük tabii. Paraya kıyıp o gün aldığım kıpkırmızı keten eteğin o yağmurda içindeki tüm kırmızı renk pigmentlerini salacağını ve onların da bacaklarımdan süzülmeyi seçeceklerini ne bileyim? 😂 Garip kollarını kaldırınca davul patlarmış ya, işte o hesap 😄

Siz siz olun; kırmızı keten etekle yağmurda gezmeyin. Doğanın müziği Alice Cooper şarkısına dönüyor sonra 👍😭

Yağmurun nefis sesiyle merhaba Ayvalık’tan 💜

Öğretmenler Günü

Özel günlerde hediyeleşme pek de sevdiğim birşey değil. Hediye içten geldiğinde, onu hatırlattığında, özel olduğunda güzel. Bu günleri normalden biraz farklı yaşamaya çalışırız o kadar. Daha çok sarılırız birbirimize, sevdiğimiz şeyleri yapmaya çalışırız, mesela yürüyüşe çıkarız ormanda veya şelaleye yüzmeye gideriz 😉 30’lardan önce şenliklerle kutlardım aslında. Sonra saçmalığı farkettim. Oluyor bazen 😂

Çocukların doğumgünlerini de daha küçüklerken temalı filan kutlamışlığımız var. Birer anı olarak kaldılar. Çünkü 6 yaş itibariyle çocuklar da kutlama istemediler. Bir pasta ve sadece ailece olacağımız bir aktivite istiyorlar genelde. Bence gayet makul😉😎

Hele de sevgililer günü, yılbaşı, öğretmenler günü hediyeleri… Ne diyeyim bilmem. Öğretmenlere mutlaka birşey almamız gerekiyorsa kitap alalım diye yırtınıyorum ama olmuyor. Çocuklar resim yapsa, sürpriz bir şarkı öğrenseler, bir minik oyun hazırlasalar mesela. Yok illa sehpaya bir süs, koluna bir saat, bir kazak… Çocuklardan bağımsız üstelik. Ah anneler, ah wats-up 😏

Öğretmenler, öncesinde ‘hediye kabul etmeyeceğim, çocuklar birşey hazırlarsa sevinirim, biz çocuklarla kendi aramızda kutlayacağız’ dese keşke. Anlayamıyorum gerçekten bu durumu.

Bu arada bizim sülalede öğretmen boldur. Hiç bu hediye olayının konu olduğunu hatırlamam. Acaba yeni nesil bir coşmuş uygulama olmasından mı?

Her günümüz özel, bazıları daha güzel, kimisi somurtkan ama sonuçta hepsi bizim ve biricik değil mi? Hediye aranmaz, karşına çıktığında aklına bazı insanı veya olayı getiren şeyi alır, o insana verirsin değil mi? Bir şey yaparsın, sonra biri onu çok beğenir, sen de hediye edersin değil mi? Ya da birinin en sevdiği yemeği yapar, onu çağırır veya bir tabak götürürsün değil mi? Veya biri bir şeyi çok istiyordur, alır sürpriz yaparsın değil mi?

Ben mi anlayamadım acaba bu işi?

Peki Kasabaya Taşınınca Ne Oluyor?

İnsanlar İstanbul’dan kasabaya taşınmakta ilgili sorular soruyorlar bana. Elimden geldiğince anlatayım neler olup bittiğini.

İstanbul’dan taşındığımızda epey şaşkın bir haldeydik. Burada olduğumuza inanamıyorduk. Öncesinde buraya adapte olmak konusu hiç dikkatimizi bile çekmemişti. Sadece gelmeye odaklanmıştık. 😊 Sudan çıkmış balık tabiri biraz fazla, fakat yakın 😂

Kasabada yaşamaya başladığımızda elbette en önce mutlak gereklilikler geldi; Okul, okula yakın ev, evin durumu, ısınma, konu komşu…

Civardaki yaşam önemli. Malum yazlık mekan, bazı evler uzun süre boş kalıyor. Bunu gözönünde bulundurmak gerekli. Zira kış fazla sakin geçebilir 😏 Bu konuda tek söyleyebileceğim, sakın ev alıp gelmeyin. Önce yaşayarak fikir edinmek gerçekten önemli. Biz yazın taşındık ve aralık ayının sonunda tekrar taşınmamız gerekti mesela. Önce kiralayıp biraz yaşayın.

Okul araştırmak İstanbul’da gayet önemli bir mevzu. Çocuk kreş çağına gelince ebeveynler okul bakınmaya başlar. Küçük yerlerde ise üç aşağı beş yukarı bellidir iyi ve kötü okullar. Ama öğretmen konusu zor. Çünkü okul çağında çocuğu olan tanıdık bulmanız gerek fikir almak için. Aileyi tanımadan fikirlerinin sizin önceliklerinize ne derece uyduğunu da bilemezsiniz. Tavsiyem gidip okulu görün. Fiziksel koşullar size eğitimcilerin çalışkanlığı ve o okulu sahiplendiği ile ilgili fikir verecektir. Genelde yakında oturanların çocukları o okulda okuduğu için, evlerin ve sokakların durumu bile fikir sahibi olmanızı sağlar. Fırsat bulursanız idarecilerle konuşun. Ayrıca okulların sosyal medya hesapları da bilgi edinmek için güzel bir kaynak. Bu konuda eğitim kurumlarımız gayet başarılı bence.

Evi ve okulu hallettiğinizde işiniz çok kolaylaşıyor. Şimdi sırada kasaba veya küçük şehir yaşamının temposuna ayak uydurmak var. İstanbul’da ne kadar yoğun ve hızlı bir yaşam tempomuzun olduğunu buraya geldikten 6 ay sonra net olarak farkettim. Her an yetişmesi gerekli bir şeyler vardı. Ulaşım ciddi bir dert elbette. Bu yüzden hızlı yaşamak gerekliydi. Kaşların çatık, yüzlerin asık olmasının en önemli nedenlerinden biri ! Trafik gündemden çıkınca, zaman bir anda genişleyiveriyor. İçine alacağı yaşam çoğalıyor. Aceleye gerek kalmıyor. Sakince bir sürü şey yapmak mümkün hale geliyor. Başka bir yazıda, insanın meğer yapacağı ne kadar fazla harika şey olduğunu ve bu bol zamanın bile göze az geldiğini anlatırım.

Çalışan bir anne olarak günümü, haftamı ve hatta yılımı planlı yaşamam gerekli ve anlaşılır bir şeydi. İşe gitmemenin en güzel yanı canının istediğini, istediğin zamanda yapabilmek olmalı sanırım. Yağmur yağarken battaniyenin altında kahve içip, film izlemek, sabah sahilde uzun bir yürüyüşe çıkmak, günün herhangi bir saatinde kitap okumak, öğlen uykusu… Yazmakla bitmez. Ben erken kalkan biri olduğumdan sabah uykularına değinmiyorum, ama alıcısı çoktur eminim 😉 Çocuklu bir hayat, üstelik de verimli olsun derseniz bu zamanı planlama olayına devam etmenizi öneririm. En önemli fark ise değişikliğe açık planlar ve geniş zamanlar olması. Her bir parçanın yerinin belli olduğu bir puzzle yerine, parçaların her yere uyumlu olduğu lego yapmak gibi biraz. Umarım anlatabildim😀

Yılların yorgunluğunun çıkması kolay değil. Uzun süre durdum ben de bu yüzden. Sonra aklımdakileri ve kalbimdekileri yavaş yavaş hayata geçirmeye başladım. Tavsiyem ertelediklerinize saldırmayın. Yoksa sabır ve itina isteyen, zevk almak için zaman ve emek vermeniz gereken o ‘özlemler’ birer hayal kırıklığı olabilir. Ağırdan alın yaşamı ve getirdiklerini. Teker teker ve sakince. Güzellik güzelliği, umut umudu, hayal bir başka hayali tetikliyor. Yeter ki zaman ve emek verin. Yeterince sulanan ve güneş ışığı alan bir bitki gibi, zamanı geldiğinde çiçek fışkıracak her bir yerinden.

Ve lütfen şunu unutmayın; güzel ve anlamlı yaşamak için bir şeyleri beklemek sadece ömrünüzün bir gününü daha heba etmeniz demek. Mutluluk koşullarda değil, içimizde.

Kış kapıda. Umarım o iliklere işleyen soğuk, kasvetli ve karanlık, aynı zamanda dirilten, gülümseten, yaşadığımızı hissettiren nefis hava, size huzur ve sükunet versin. Hayat zor ve bir o kadar da muhteşem…

Yenilikler

Bugün yoğurt mayalarken keşfettiğim bir şeyi sizinle de paylaşayım. Eğer meyve suyu şişelerine yarım olarak yoğurt mayalarsam, üzerine su doldurup ayran yapabilirim doğrudan. Ne güzel değil mi? Zamandan, yerden, bulaşıktan tasarruf 😉

Bir süredir zeytinle çok haşır neşir olduk. Bidon bidon zeytinlerimiz, şişe şişe yağlarımız var artık. Zeytin çok hummalı bir çalışma gerektiriyor. Çocuklara sorsan çok eğlenceli. Gerçi zeytinleri toplarken ve kırarken gerçekten eğlendik. Çocuklar haklı galiba 😁.

Zeytinyağı çok nefis. Biz de madem dahasına ulaşabiliyoruz, o halde isteyene gönderelim dedik. Sosyal medyaya yazdım. Gerçekten isteyenler varmış. Gönderdik, afiyetle yemeler diledik 👍 Bak biz duymadık demeyin, dilerseniz size de göndeririz. Instagramda var detaylar.

Dikişte overlok makinesinin türlü türlü iğnesine ip geçirmeyi ve overlok çekmeyi öğrendim bir de. Bak bu epey heyecanlı 👍.

Bir yeni heyecan da kitap kulübü kurma konusunda. Kütüphanemizin gönüllüsü olarak hep aklımda olan bir fikirdi bu. Nereye kadar yol alırız bilemiyorum henüz. Fakat beni çok heyecanlandırıyor düşüncesi bile. Kadınlar okusak, tartışsak, paylaşsak nasıl da güzel olur, değil mi? Umarım örneklerine iç çekerek baktığım ve en imrendiğim şeylerin başında gelen bu oluşum hakkıyla gerçekleşir. Hayırlısı artık.

Var birkaç güzel yenilik daha ama onlar da kalsın bana. Başka bir hayat mümkün. Bunun bir dolu örneği var çevremde artık. Siz de evrene gönderin dilekleri ve bakın içinize, nedir sizin mümkün olan başka hayatınız? Belki de onu yaşıyor ama farkına varmıyorsunuz, kimbilir 😉😊👋

Ayvalık’ın Sonbaharı

Bu tatlı sahil kasabasında tam anlamıyla ilk sonbaharımız. Burada olmanın şahaneliğini ve İstanbul’da olmamanın keyfini bir arada yaşıyoruz. Sonuçta herşey karşıtı ile varoluyor bir anlamda.

Gerçek bir sakinlik hüküm sürüyor. Henüz havalar soğumadı. İnce bir kazakla idare ediliyor. Hasat zamanı olduğu için müthiş bir zeytin mevzusu, kokusu, yağı, şenliği sözkonusu. Payımıza düşeni dalından zeytin toplayarak, kırma yapıp kavanozlayarak, yağını sıktırıp ekmek banarak, şenliğine katılıp eğlenerek ve dahası akşamları fabrikalardan yayılan kokusundan zevk alarak yaşıyoruz. Zeytinin gerçek bir mucize olduğunu daha net anladık bu sayede. Keşke bu ülkenin ciddi bir zeytin, hatta tarım politikası olsa. Bu kadar önemli ve şahane bir şeyden gerektiğince yararlanamamak için aptal veya kötü niyetli olmak gerekir diye düşünüyorum. Ama biz ne biliriz ki, değil mi?

Günler, buraya taşınmadan önce tahmin etmediğim kadar yoğun geçiyor. Ulaşımın kolay olması ve işin zamanımıza şerh koymaması sayesinde güzelliklere erişimimiz çok fazla. Yine de aklımızın kaldığı çok şey var. Zaman hâlâ yetmiyor 😉

Evde yiyecek üretimimiz epey arttı. Bu konu azımsanmayacak derecede geniş, derin ve önemliymiş. İşin içine girince daha iyi anlıyor insan. Kendi yiyeceğini üretebilmek ve eldekileri dönüştürmek çok keyifli. İnanılmaz bir tatmin ve coşku veriyor. Kendimi yaşama daha dahil ve doğanın döngüsünün daha içinde hissetmemi sağlıyor bu durum. Üstelik daha sadece yolun başındayım. Sonsuz bir macera 😄

Dikiş öğrenmek hedeflerimden biriydi. Şu an gerçekleşiyor 😝 Öğrendikçe nakışa, örgüye, oyaya dalasım geliyor. Müthiş bir terapi. Müthiş 👌

Okumalara doyamıyorum bir de. Kütüphaneye yeni kitaplar gelmiş üstelik. 🙌Her ayki kitap alma alışkanlığımızı bir süredir çocuk kitaplarına ayırıyoruz. Çocuklar büyüdükçe farklı yazarlarla tanışıyorlar. Onların bu heyecanları çok keyif veriyor. Çocuk edebiyatı önem verilmesi gereken bir konu. Bu sayede okumayı ve sayesinde sorgulamayı seven bir nesil yetiştirebiliz. Bazı güzel projeler için yavaş yavaş çalışmaya da başladık bu konuda. Bakalım gelecek ne gösterecek 🙏

Yoğunluğunuzun sebeplerinin hep güzellikler ve hayal ettikleriniz olmasını diliyorum. Gündeminiz pırıl pırıl bir gelecek, neşeli bir bugün olsun. Bugününüz yarınınızın diyetine dönüşmesin. Sonbahar biraz içe kapanma, derine inme, biraz da ha gayret planları hayata geçirme zamanı. Gayretiniz güçlü ve sonuçlu olsun dilerim.

Bulaşıktan Sadeliğe

Son zamanlarda okuduğum dönem kitaplarında çamaşır ve bulaşık yıkamanın kadınların hayatında oldukça önemli bir yer tuttuğu dikkatimi çekti. Günümüzde makineler ve yardımcılar sayesinde pek de umurumuzda olmayan bir mevzu oysa değil mi?

Şimdi nereden çıktı bu diyeceksiniz elbette. Bizim bulaşık makinesi bozulmuş üstünüze afiyet, önümde dağ gibi bulaşıkla kalakaldım da! Onları yavaş ve emin ellerle yıkarken, bu işin ne derece ciddi bir terapi olduğunu unuttuğumu farkettim. Kafamda olan biten, geçmişe karışmış gelecek, umuda sarınmış endişe derken baktım ki benim dağ yola girmiş bile. Bilmem bulaşığın bitmesinden, bilmem aklıma üşüşenlerden ağzım kulaklarımda gülüyordum.

Özümüzdeki hissiyatın bizi götüreceğini umduğumuz nefis mutluluk diyarı yolculuğuna sadeleşmenin ardından, hatırlayabildiğimiz veya önsezilerimizle hissedebildiğimiz kadar geriye giderek başlayabiliriz. Yani öncelikle eşyaları, ardından hayatımızdaki fazlalıkları, hobileri, zorunlulukları, en sonunda da insanları azaltabiliriz. Her gün daha da çok tüketin, alın, satın, yine de doymayın devam edin, insan biriktirin, network edinin, çevrenizi insan doldurun diyen sisteme inat, az olsun, öz olsun, sizin olsun herşeyiniz. Epey zor bu iş, bir çırpıda okunduğu kadar kolay değil inanın. Sonra da en basit uygulamalarla günlük hayatı devam ettirme çabasına başlamak gerek. Az çeşitli ve kolay öğünler mesela. Benzer renklerde kıyafetler ile basit bir dolap oluşturmak, yapılacaklar listesinden sadece en gerekli olanları yapmak, gerçekten istediğimiz insanlarla görüşmek, böylece bol vakte kavuşmak ve bu vakti de dilediğimiz ve bizi en mutlu eden şeylere harcamak. Hayatın tadının daha fazla çıkacağını düşünüyorum bu şekilde. Aslında bunu denedim ve bu şekilde işlediğine eminim de diyebiliriz.

Şimdi bakınca pinçik pinçik el işlerine saatler harcamaya✍ veya bahçede mevsimine uydurmaya çalışıp ha babam onu bunu🌱🌸🌾 ekip biçmeye, gezmeden önce cıncık cıncık araştırma 📖📚 yapmaya, bir somun ekmek🍞 pişirebilmek için tüm gün uğraşmaya sadeleşmek denir mi bilmem. Fakat yapmak zorunda olmadığımız halde istediğimiz için yaptığımız her türlü alengirli iş eğlencedir benim lügatimde, ne yapalım? Bi deneyin, billa pişman olmazsınız. Hatta bu akşam bulaşıkları elde yıkayarak başlayabilirsiniz 😂😉

Yarın Cumhuriyet Bayramı. Dün okulu ve sınıfları süsledik. Heyecanla yarınki törenleri, akşamki bayrak alayını bekliyoruz. Kasabada olmanın, üstelik Ata’nın yolunda pek çok insanın bir arada yaşadığı bir kasabada olmanın, hele de okul çağında çocuklarının olması çok güzel. Bize en büyük bayramımızı kutlamak, coşkuyla katılmak, şükretmek, çocuklarımıza bu duyguyu vermek kalıyor.🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Bayramımız, Cumhuriyet’imiz kutlu ve daim olsun. Ata’nın izinde, onu anlayarak ve yaşatarak aydınlık yarınlara…🇹🇷🇹🇷🇹🇷

İyi Çek Pampa

Bir banktayım. Etrafımda nefis sonbahar çiçekleri, renkleri, kokuları. Arılar vızır vızır ve çifter çifter kelebek dolu ortalık. Uzakta denizin üstünde güneş parlıyor. Son derece muhteşem bir görüntü bu. Verdiği his de öyle ya!

Parkta oturmuş kitabımı yudumluyorum. Çocuklar koşturup oynuyorlar. Arada bir gelip önümdeki tulumbadan su çekiyorlar. Akşam sıcacık hissettiriyor kendini ve suyun serinliğine teslim oluyor.

Sanki müftülerin evlendirme yetkilerini onaylayan yasa meclisten geçmemiş gibi. Sanki eğitim sistemi her geçen gün daha da çökmüyormuş gibi. Ülke siyasetin zavallı oyunlarına teslim olmamış, insanlarında umut ve yaşama sevinci kalmış gibi.

Bu anın fotoğrafını iyi çek pampa, ileride çok ihtiyaç olacak gibi….