Amsterdam’da Kamp

Yıllar önceydi. Uzun yıllar önce… Sevgilimle Londra’da ikamet ettiğimiz zamanlar. Gençtik, ama çok değil. Cesurduk ve epey temkinli. Çulsuz olduğumuzdan sanırım, yeteri kadar da çalışkan ve hatta şanslı, biraz da azimli… Yani ‘şu İngilizce’nin belini iyiden iyiye kıralım’ ile ‘gezelim biraz, sonra Türkiye’ye dönünce nasılsa özel sektör iliğimizi sömürecek’ kafası arasında bir çalışıp, beş gezerek; okula da vize evrakları almak dışında neredeyse hiç uğramayarak geçirilen yıllardan bahsediyorum. Ülkede müdür, gurbette kasiyer olunan yıllar… Milattan bir sonrası yani 😉

İşte o zamanların birinde Amsterdam’a bilet bulduk üç kuruş beş paraya. Biletleri, işyerinden izinleri, vizeyi, ayrıca bir çadır, iki uyku tulumu ve iki de sağlam sırt çantasını aldık. İlk kez gideceğimiz şehrin içinde, kanalın dibinde bir minnak kamp alanı olduğunu öğrenmiştik çünkü. Gitmesek olmazdı…

Mümkün mertebe hafif olmasına çalışılsa da, gayet bel büken cinsinden çantalarımızla kendimizi tramdan inmek üzere bulduk bir anda. Güç bela tarif ve şansın yardımıyla kamp alanına ulaştık. Bak milattan bir sonrası diyorum; navigasyon kelimesi bile henüz icat olmamış, internet hücrelerimize işlememiş, blog veya Google denen mucizeler ise henüz günlük hayata dahil olmamıştı. El yordamı, insan tarifi bulunurdu o zamanlar gidilecek yerler… Neyse, bulduk işte. Kurduk çadırı, serdik tulumları. Önümüzde kanal, etrafımızda ağaçlar, bizim gibi bir dolu çadır ve gençler, karşımızda da güneş, tabak gibi üstelik, batmaya yakın… Renk cümbüşü, cıvıl cıvıl gezgin sesleriyle yarışıyordu. Ne şans ama! 

Çok maceralar atlattık o kısacık kampta. Bir gece az kalsın kaybolduk, bulamadık kamp alanını. Bir gece ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğumuz demir köprüden geçemeyeyazdık. Bir gece çadırını karıştıran bir genci hırsız sandık. Fermuarı açması ile üstüne atlamamız bir oldu. Bir gece aç kaldık, yemek bulamadık. Bol su da yemek yerine geçermiş, öğrendik. 

O gezideki tüm tatlı ve anılası yaşanmışlıklar çadır ve bir de araya sora bulduğumuz bit pazarı ile ilgili 😊 Oysa biz eni konu şehir turu atacak, altını üstüne katacaktık Amsterdam’ın. 😂

O zamanlar müze denen şahaneli binaların kıymeti harbiyesi beş kuruşu geçmediğinden cahil bünyemizde, o sokak senin, bu bank benim, dere tepe tabana kuvvet gezmelerdi yaşayabildiğimiz. İyi ki öyleymiş. Baksana üstüne koca bir milat geçti, hâlâ aklımda sürünerek girdiğimiz çadır ve kanaldan batan güneş var. Ha bir de tüm günümüzü geçirdiğimiz bit pazarı. Uğramadan dönmeyin 😂

Reklamlar

Matematik

Bugünü matematiğe ayırdık. Önce üşenmedik Aydın’a gittik. Tales Matematik Müzesi’ni ziyaret ettik.

Harika bir yer yapmışlar. Çocuklar ancak birkaç düzenekle ilgilendiler. Daha ziyade bahçedeki büyük oyuncaklarla vakit geçirdiler. Onlar da gayet matematiğe dayalı ve fiziksel olarak da, zihinsel olarak da çocukları uğraştıran oyuncaklardı. Neden belediyeler bu basit ama son derece etkili, üstelik daha düşük maliyetli ve daha dayanıklı park oyuncaklarını tercih etmez, hiç anlamıyorum.

Biz bayıldık elbette müzeye. Okulda ezberlediğimiz pek çok formülün mantığını anlamış olduk. Matematiğin aslında ne kadar hayatın içinde, zevkli ve basit olduğunu da bir kez daha keşfetmiş olduk.

Sonra rotayı Nesin Matematik Köyü’ne çevirdik. Bir ülkede böyle aydınlar olduğu sürece hâlâ gelecek için müthiş umut olmalı diye düşündüm. Gençler, çocuklar, aydınlar, eğitmenler… Nasıl anlatsam?! Mimarînin insan hayatına nasıl etki edebileceği, bir eğitim ortamının nasıl olması gerektiği… Öğrenme aşkıyla doldum, müthiş mutlu oldum. 

Kızım bir an önce kamplara katılmak için sabırsızlandı. Amfilerde, salonlarda, sınıflarda, bahçedeki dersliklerde oturduk. Havayı içimize çektik. Matematik ve felsefe soluduk. Bazı noktalarda oturup saatlerce kitap okumak, bazılarında günlerce sohbet etmek, bazılarında ise dinleyip, öğrenmek isteği doldu içime. 

Soluklanmak için kuleden etrafı seyrettik. Vadinin manzarası kadar, köyün manzarası da etkiledi beni.

 Çok keyifliydi. Çok…

Sonraki durak Şirince Köyü idi. Minik, şirin, cıvıl cıvıl bir yer. Tepede restore edilmiş bir kilise var. Bu ülkenin geçmişindeki Hristiyanlar ülkemize çok değerli yapılar hediye etmişler. Umarım kıymetini bilir ve koruruz onları. Basit ve etkileyici bir kilise.

Kampa döndüğümüz şu dakikalarda, çocuklar arkadaşları ile oynuyor, biz çay içiyoruz, bir kız çocuğu gülle atma antremanları yapıyor, birisi projeksiyondan yansıttığı bir filmi izliyor perdede, birileri de sohbette…

Biraz kitap okuyup, dalgaların sesine yatırmalı uykuyu, hazır yıldızlar da şölen yaparken gökte 😊

Efes

Enfes… Görmediyseniz bi zahmet yapın planlarınızı, gelin dünya gözüyle bir görün. Muhteşem bir ortam, harika bir tarih dokusu… 

Çocuklarla 2 gün ayırdık. Bir aşağı kapıdan, bir yukarı kapıdan gezdik. Her bir taşına basamadık yine de, öyle geniş bir alan. Uzun uzun anlatmayacağım, kendiniz hissedin gidip. İnternet sağolsun, resimleri bol zaten. Ama orada hissedilenleri anlatmak zor. 

Gözümde binlerce yıl önce, ayağında deri sandaletleri, keten elbisesi ile omzunda su testisi taşıyan kadınlar canlandı. Mermer yolun iki yanına sıralanmış, geçen kralı selamlayan halk duydum bir an. Bir taşa sabahtan akşama ve defalarca yeniden bir cümle işleyen yazıcıların terini sildim sanki alnımdan. Hele o kütüphane, o kralın oğlunun, yapı tamamlandığı ilk an hissettiği gurura tanık oldum. Çok güzeldi…

Çocuklar taşlara tırmandı, izledi etrafı, turist kafilelerini ve bin türlü değişik dil konuşan rehberleri dinledi, merak etti, bazen sıkıldı, bazen hayrete düştü… Zihinlerinde neler olup bitti bilemiyorum elbette, ama gelecekte bu aile gezisi, bu harika kamplar şahane birer his eşliğinde canlanacak dimağlarında eminim. Daha ne isterim ki 😊

Bu arada Selçuk’un içini de gezmeye fırsat bulduk. Ne şirin bir yermiş meğer. Henüz ne kalesini, ne de müzesini gezemedik. Yavaş, yorulmadan, sıkılmadan, keyfini çıkara çıkara…

Yarın Şirince 💒

Kamp da bir güzel ki, ayrılası gelmiyor insanın bu arada ⛺🌄🌅

Kamp Hissi

Ben seviyorum ya bu kamp işini, ondan sebep sanırım işimizin yaver gitmesi 😉 Yoksa bakarsan, epey de sıkıntı esasında 😂

Çıktık yola. Araba yüklü, biz heyecanlı… Pek de öyle ahım şahım hazırlanmadık ne yalan söyleyeyim. Olduğu kadar işte. Maksat kamp olsun. Aslında amacımız Efes Antik Şehri’ni gezmekti. Bu yüzden Selçuk civarında bulduğumuz ilk kamp yerine konuşlandık. Şansımıza şahaneli bir kamp yeriymiş bu Dereli. Bizim beklentimiz az olduğundan mıdır bilemem ama bildiğin mutluyuz an itibariyle…

3 gün sıcakların bitmesini bekledik. Gelmeden Bergama Antik Kenti’ni gezip, tarih depolanmıştık neyse ki. Bu arada minik bir Kuşadası turu yapıp, Kuşadası Kalesi’ni gezdik. Sahilden güneşi batırdık. İyi geldi.

Kamp alanı kocaman ağaçların altında, upuzun ve bakîr kumsalı, sıcak ve sığ denizi, püfür püfür esen rüzgarı, sıcak suyu ve az ama öz sakinleri ile nefis. Dingin, sessiz… Daha ne olsun be annem 😇 

Dalgaların sesi vuruyor, ay ve yıldızlar birbiri ile yarışıyor parlaklıkta, ağaç siluetleri ile gökyüzü muhteşem bir görüntü sunuyor…

Çocuklar mutlu, biz mutlu…

Bir yandan ülke her zamanki gibi kazan. Ruhum inançlı oysa. Ne de olsa umut ve mutluluk, içinde insanın. Direne direne, yaşaya yaşaya yeşerteceğiz yeniden yarına dair inancımızı. İnadına mutluluk, inadına sevgi…

Gündemimiz tarih bu aralar. Geleceğe umutla bakmak için daha güzel bir yöntem düşünemiyorum. Tavsiye ederim 😉😊

Bavul

Aslında hep bir yerlere gitmek için bavulumu hazır tuttum. Sık sık da yeniden hazırlamam gerekti zaten. İlkokulu 4 ayrı okulda okudum. Sonra okul çantamda kitapları okula, kıyafetleri eve taşıdığım yıllar geçti. Yurt çocuğu olmak, çantanı her daim gitmelere hazır etmek, bir anlamda yuvan bellemek demek ne de olsa! İş için başka şehre taşınmak zorunda olan yeni çağın insanıydım. Babadan oğula geçen yaşamlar geride kalmıştı ben büyüdüğümde çünkü. Sonra da içime işledi elbette gitmeler… Evden gitmek istemedim çok şükür… Yuvalarım hep sıcacıktı 🙂 Ben de yuvalarımı sırtlandım. Bir oraya, bir buraya… En olmadı hayalini kurdum, bir nevi gitmek adına 🙂

Bugün bavul alacağız kendimize. Çünkü bunca yolculuğa rağmen tek büyük bavulumuz İngiltere yolunda yük kısıtından sebep boyumuzu aşan genişliktekiler oldu. Haliyle işlevlerini dolap üstü, yorgan hurcu kıvamında sürdürmeye mahkum oldular. Diğerleri hep minikmiş, ki yeni farkına vardık. 4 kişilik çocuklu aile bavulumuz olmamış şimdiye kadar. Onca yolculuğa, onca kampa… Minik sırt çantalarına, kabin boyu tek valize sığmışız bunca zaman. Sığabilmişiz öte yandan, güzel… Zamanı geldiğine kanaat getirmiş olmalıyız ki ihtiyaç hissettik bir anda. Şöyle derli toplu mu olsun istedik sanki?!

İçimden bir ses büyümek güzel diyor. Her anlamda 🙂 Ama sadece, sakince, kalıbına göre, fazlalıklar olmadan, sırasında, hem gelişine hem de geldikleriyle… Büyümek… Her anlamda…

Güneşi Selamlamak

Bu sabah işe tarihi yarımada üzerinden geldim. Çok keyifliydi. Çünkü keyifle işe gitmeye karar vermiştim. Gördüğüm bazı şeyler de ayrıca mutlu etti beni.

Tramvay ve metro hemen geliveriyor. Kalabalıksa diğerini beklemek sorun değil. Her halükarda uzun bir yolculuk olacağı düşünülürse, insanı epey mutlu ediyor bu durum.

Sıcak simit ve yanında taze karper buldum. Kokusuna dayanamayıp minik minik tırtıklayarak işe gelene kadar bitirdim.

Ayasofya, Gülhane, camiler, çarşı-pazar, çeşmeler, duvarlar, Yerebatan… Eski zaman binaları, eski zaman duyguları, tarih hissi… Sardı sarmaladı. Sonra halıcılar, restoranlar, kafeler, oteller… Turist gözüyle otantik olan ülkem. Gezme isteği canlandı içimde delicesine… Çocuklarla İstanbul’da bulunduğumuz ilk tarihte uzun bir tarihi yarımada gezisi yapalım dedim. Biraz daha büyüdüklerine göre hakkını teslim edebiliriz sanırım bu gezinin artık.

Eminönü’ne gelince vapurları, Galata Kulesi’ni, denizi, köprüyü ve balıkçıları gördüm. Güneşin yükselmeye başladığı zamanlardı ve günü selamlıyordu sanki insanlar.

20161123_085601-effects

Avrupa’nın metroları çok eski, kokulu, boğuk olsa da, bana modern çağın mucizeleri gibi geliyorlar. İlk gördüğüm zamanlardan kalan bir his sanırım. İstanbul’da bana bu hissi sadece Taksim-Kabataş finiküleri veriyor. Avrupa’nın bir güzel şehrindeymişim hissi.

Metroda kitap okuyan bir kızın önünde ayakta duruyordum. O inince ben oturdum ve kitabımı okumaya başladım. Durağa gelince yerimden kalktım ve benim yerine oturan kızın da kitabını açtığını gördüm. Harikaydı. Sanki kitap okuma koltuğu yapmışlar gibi hissettim.

Harika bir sabah yolculuğu oldu. Ha diğer açıdan bir gezi değil bu. Her sabah ve akşam gerekli midir, olmalı mıdır gibi soruların da ucu açık!

Sonra… İşe geldim…

Yolda Olmak

Sürekli olarak uzun yolculuklar yapıyorum bu sıralar. Düzenli bir ritim tutturdum. Deniz ulaşımı dışında hemen her türlü aracı kullanıyorum ve genelde aynı rotayı, benzer zamanlarda tekrarlıyorum. Hayır deli değilim 🙂 Şimdilik bu şekilde yaşıyorum sadece. Ayvalık’tan İstanbul’a işe gidip geliyorum ! Bunu yapan başka biri daha var mı acaba? Gerçi mutlaka bir noktada karşılaşırdık 🙂 İnsan yola, yolculuğa ve insanlara aşina oluyor bir süre sonra.

Bu yolculuklar sırasında bazı şeyler dikkatimi çekiyor elbette. İlginç bir yaşam süregeliyor geceleri yollarda. Aslında yolculuğun gidilecek yerden daha keyifli duygular ve deneyimler verdiğini düşünürüm. Çocuklarla pek çok yolculuk yaptık. Gündüz yolculuklarının ciddi bir avantajı var yeni yerler görmek, yolculuğu dilediğince uzatmak anlamında. Fakat bu sıralar geceleri ve yalnız yoldayım. Bu yüzden bol bol dinlemeye, izlemeye, görmeye, düşünmeye vakit bulabiliyorum.

Geceleri çalışan bir dolu insan olduğunun farkındayım elbette ama gözümle de gördüm mesela. Şoförler, hostesler, güvenlik görevlileri, garsonlar, temizlik işçileri, acenteler gibi. Hele de havalimanında her yer gayet gündüzmüşcesine hareketli. Üstelik ışık bombardımanı altında, dışarıyı görmeden, gündüz sanarak yaşanabilir bile. Her ne kadar insanı uğultu, geniş alan ve parlaklık deli gibi yorsa da! Bu çalışan insanların genelde aynı kadro oluşu da, onlar hakkında yığınla hikaye kurgulamama sebep oldu haliyle. Bu insanlar biz yaşarken uyuyor, biz uyurken bambaşka bir dünya oluşturuyor. Kendi dünyalarını. Görmediğimiz yerlerde gece yaşayan insanların sanal alemdeki dünyayı sabote ederek, gerilla gibi yeraltına çekilen bir gerçek dünyayı kurguladıklarını hayal ediyorum mesela izlediğim filmlere, okuduğum kitaplara atfen 🙂

Dünyada bunca insanın kalabalık oluşturmaktansa, gündüzü ve geceyi bölüşüp, mekanı ve zamanı paylaşarak, daha rahat yaşaması mümkün olabilir mi? Mülkiyetin hayatın hakimiyetini bu kadar ele geçirdiğini gözardı edip, ortak paylaşımı düşünebilir mi insanoğlu? Teknolojinin geceyi gündüz yapma olanağını insanlık yararına kullanabilir miyiz? Yani gecelere sarkan fazla mesai yerine, bazı işlerin geceye bilinçli kalması sayesinde gündüzün yükünü azaltması gibi. Geceyi seven bünyelere, zamanı özgürce yaşamak isteyen ruhlara kendini dışlanmış hissettirmeden bu şansı verebilir mi günümüz? Kimbilir!!!

İnsan öyle bir makina ki; kurgusu ne şekilde olursa olsun, kendi ritmini yaşamın içine enjekte etme konusunda eşsiz. Değişen kurgumuzun içinde ailece yeni bir düzen oluşturduk, yuvarlanıp gidiyoruz. Zorunluluğun getirdiği ruh sıkışması, tekrarlarının verdiği yorgunluklar ve özlemin kavurucu sıcaklığını saymazsak, güzelliklerini bile görebiliyoruz zaman zaman. Bazen insan hiç ummadığı sıkıntılarla çözüyor bir gizemi. Bazen insan kendi sabrını bile öğrenebiliyor zorluğun içinde. Ve her zaman bir yolunu buluyor nefes almanın. Benim derdimse o nefesin gülümseme getirmesi hayatımıza 🙂

Kamp Huzuru

Vermiş dallarını rüzgarın ritmine, oynaşıyor ağaçlar. Uzun eteklerini denizin ağırlaştırdığı elbisemle, saçlarımı dalgaların iyotuna kaptırmış, yıldız yağmuru altında, çıplak ayaklı dansediyor romantikliğindeyim. Bir senfoni ahengiyle birbirine uyum sağlıyor doğanın sesleri. Kayan yıldızın sesi sanırım, şu arada şen şakrak kahkahası yankılanan? Az ötemde çocuklarım cıvıldaşıyor. Kocam kadehini ailesinin neşesine kaldırıyor. Dostlar sofrasında olacağım birazdan. Muştulu yarınların muhabbeti saracak masamızı. Ruhum dingin, ruhum serin. Kafamdaki duman bile rüzgara kaptırmış kendini, savruluyor ayın şavkında, kumların köpüğünde…

20160811_082341

Gerçekse, sessiz ve huzur dolu evimde oturdum yazıyorum. Miniklerimin uyku mırıltıları geliyor bir yandan. Kocam tatlı bir yorgunlukla esniyor. Uykuyla cilveleşiyor. Rüzgarın sesi, zeytin ve çam ağaçlarını katmış önüne, sanki kadim zamanların en bilinen yıldız hikayesini anlatıyor. Meteor yağmurunu seyredebildiniz mi? Tek bir kayan yıldıza şahidim dün geceden 🙂

Kamptan döndük. Giderken hazırlanmak kadar, dönünce evin konforuna kavuşmak da ayrı bir zevk. Kampa veda etmeden etrafı toplamak, çadırı sökerken giderek daha fazla yayılıvermek o ağacın altına, arabayı paketlemek, çocukları toparlayıp, kamptaki kalanlara veda etmek… Yarın sabah kalkınca çadırın fermuar sesi olmayacak kulaklarımızda, ama son 5 günün keyifli huzurunu anımsatacak bir konfor sanırım mevzuyu yumuşatır 🙂

Son anda karar verip gidiverdik kampa. Artık Ayvalık’ta yaşıyor ve zamana patronluk yapıyorsak tatil de mi yapmayak! Tam da bu yüzden hemencecik karar verip, hızlıca toparlanıp, kendimizi çadırın kazıklarını çakarken buluverdik. Ne şanslıyız ki bizimle aynı kafada dostlar var etrafımızda ve soframız aynı çılgınlık pırıltısını gözlerinde yaşatanlarla şenlendi 🙂

20160813_190851

Bu sefer daha önceden bir kaç kez yer bulamadığımız için gidemediğimiz, merak da ettiğimiz Gargara Camping’de aldık soluğu. Küçükkuyu’ya yakın, sahildeki pek çok kamp yerinden biri. İşletenler, 6 yıl önce İstanbul’dan kaçan, şimdilerde 3 aylık ve 4,5 yaşındaki kızlarını büyütürken, bir yandan da kamp işleten bir çift; Semra ve Burçak. Oldukça şirin, temiz, Türkiye’deki bir kamp alanı beklentilerini bir hayli karşılayan, üstelik çocukla veya evcil hayvanla kamp yapacak olanlara rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir kamp yeri burası. Zeytin ve incir ağaçlarının altında çadırınızı kurup, çardaklarda serinleyip, dibinizdeki denizin keyfini sürebilirsiniz. Rüzgarlı geçen son bir kaç gün bile kuytuda kaldığı için sorun olmadı. Denizin altı çakıl, ama çocukların kum yerine taşlarla oynaması da güzel. Orada göreceğiniz renkli taşların bir kısmı da bizim çocukların fırçasından çıkma 🙂

20160811_164133_001

Yemek ile uğraşmak istemiyorsanız, kamptaki sevimli restoranda yapılan yemeklerden yiyebilirsiniz. Ama kampın anlamını biraz da o derme çatma yemek keyflerinde bulan insanlar olarak, mükellef sofralarımızın aşçı, garson ve bulaşıkçısı kendimizdik biz. Bu nedenle restoranın Michellin yıldızı konusunda fikrim yok 🙂

Giderseniz kampın kapısında bir minik dükkan göreceksiniz. Önünde dünya tatlısı iki kadının oturduğu, tarot falı ve şahane muhabbetleri ile alternatif bir ortamdan sorumlu bu kadınlara, Yeşim ve Halet’e merhaba demeyi ihmal etmeyin. Sebeplenin harika enerjilerinden.

Kampta elinde kitapla gençleri, anne ve babaları görünce sevindim. Kampa yalnız gelmiş, kitabını alıp sahile yayılmış kadınlar, sevgilisiyle birasını içerken muhabbet eden gençler, birkaç çift gelip kahkahanın dibine vuran arkadaşlar, çocuklarını özgürce dallara tırmanırken izleyen anne ve babalar… Ortam özellikle kalabalığın daha az olduğu haftaiçi zamanlarda çok keyifliydi.

Birinin elinde Kurtlarla Danseden Kadınlar’ı görünce nasıl da mutlu oldum. Clarissa Estes bu  kadar çok kadının ruhuna dokunduğunun farkında mıdır acaba?

kurtlarla koşan kadınlar

Ve bir diğer harika kadın Judith Liberman’ın Masal Terapi’sini kampın sahiplerinden Semra okuyordu. Harika değil mi? Eğer hala yolunuz çakışmadıysa, bu iki kitabı da tavsiye ederim. Emin olun başkalaşacaksınız 🙂

55eb0e5ff018fbb8f8a82e00

Bir gününüzü etrafı gezmeye ayırmanızı tavsiye ederim. Adatepe Köyü var yakınlarda. İstanbul’dan taşınan ve taş evleri restore ederek, köyün farklı bir çehreye bürünmesini sağlayan 200’ün üzerinde haneye,  köyde yaşamaya hala devam eden 17 gerçek köylünün hanesi eşlik ediyor. Farklı bir havası ve nefis bir manzarası var köyün. Gitmişken ağaçlardan badem tatmayı ve biraz da kış için eve almayı ihmal etmeyin.

20160813_162902

Sahilden devam ederseniz biraz ilerideki Kumbağ’a uğramadan geçmeyin. Yamacın yukarısındaki bir köye ait olan güzel bir işletme. Çalışanlar da köylüler. Bu civarda plajı kum olan nadir işletmelerden sanırım. Girişteki zeytin bahçesinde, kendimi İspanya’nın bir çiftlik evine giriyormuş gibi hissettim. Uzakta patates soyarken muhabbet eden iki de aşçı vardı. Zamanda ve mekanda keyfili bir yolculuk yaptım sayelerinde. Sanırsın varendada aniden bir düşes belirip, uşağına bize yolu göstermesini söyleyecek. İspanyol mimarisinin kafamdaki mini bir yansıması oldu bu mekan. Açık büfe yemekleri nefis görünüyordu. Yolunuz o tarafa düşerse gece kalmasanız bile, yemeklerini denemenizi tavsiye ediyorum.

20160813_180335

Bir kez daha kafamda şunlar döndü durdu kamp sonunda: “İyi ki hala kamp yapanlar var. Kamp alanları var. Keşke bu işin bir standardı olsa ilgili bir kurum eliyle. Keşke standart olarak gerekli donanımlar Avrupa seviyesinde sağlanabilse. Keşke kamp yapmaya daha çok çocuklu aile ve daha çok genç cesaret etse. İyi ki gelmişiz. Mutluluk budur kardeşim. Arkadaşlarımızın gelmesi daha da şahane oldu, harika vakit geçirdik. İyi geldi yine ruhuma.” Anlayacağınız, bir şans verin hala tadını almamış olanınız varsa demeye getiriyorum 🙂

20160814_065749

Kampta Çocuk Olmak

Sıcaklarda serinlemek için en tatlı yollardan biri, püfür püfür çam ağaçları altında, denize nazır bir kamp olmalı, değil mi? Kamp ile ilgili bir kaç yazı yazmıştım. Çocuklarla gidecek olanlar için biraz daha tüyo vermek isterim. Çocukların yaşlarına göre değişse de, aşağıdakiler sayesinde biz epey eğlenceli zamanlar geçirdik:

  • Çocuklar resim yapmayı çok seviyorlar malum. Yaşamın hangi evresinde boyamaktan vazgeçiyoruz emin değilim. Kendini ifade etmenin ve rahatlamanın en güzel yollarından biri oysa boyalar. Kalemler, fırçalar, parmak boyaları ve toz boyalarla renkli bir dünya... Hem araba yolculuğu, hem de kamp için yanınıza bol bol almanızı tavsiye ederim. Üstelik sonrasında vücutlarındaki boyalarla denizi de renklendirebilirler. Biraz daha büyüklerse, kamp ateşinin etrafında isim-şehir-hayvan gibi oyunlar da oynayabilirler.

20150825_182333

  • Resim yapmak, çocukların doğa ile ilgili farkındalıklarını da artırıyor. Mesela ağaçların kırmızı, sarı, kahverengi ve pek çok farklı tonda yeşil renkte olabildiğinin ayırdına daha net varıyorlar.
  • Kamp ortamında kitap okumak çok zevkli. Anne ve babanın da okuyor olması, onlar için de gösterge. Kampta neler yapılacağını görerek ve deneyimleyerek öğreniyorlar. Kitap okumak da bence olmazsa olmazlardan. Çocuklara kitap okumak, masal anlatmak, hikayeler uydurmak için daha güzel bir ortam düşünebiliyor musunuz? Aslında bu ev ortamı için de geçerli, fakat kampta alınan tat bambaşka.

DSCN5862 (1)

  • Ateş yakmak başlı başına bir olay. Çalı çırpı, kozalak ve odun toplanması, ateşin yakılması, beslenmesi, üzerinde bir şeyler pişirilmesi ve sonrasında söndürülmesi… Çocukların en çok sevdikleri, ilgilerini en çok çeken ve en uzun süre vakit geçirebildikleri kamp olayı. Güvenliklerini sağlayın ve onları bundan mahrum etmeyin. Asa Lind’in Kumkurdu serisinde ateşle ilgili bir bölüm vardır. Ateşin masumluğunu ve tehlikesini sahilde yakılan bir minik kamp ateşi üzerinden öyle güzel anlatır ki! Eğer hala tanışmadıysanız, bu muhteşem seriyi keşfetmenizi tavsiye ederim.

20160514_191949

  • Kova ve kürek çok işe yarıyor. Eğer kumsal yanındaysanız, kumlarla oynayabilirler. Eğer ormanlık bir alandaysanız taş, yaprak ve toprak taşıyabilirler. Ateşi söndürmek için su getirebilirler. Etraftaki köpek ve kuşlara su verebilirler. Domatesleri yıkayabilirler.

20160514_114746

  • Etrafta bir keşif gezisi güzel oluyor. Bunu öylesine değil de, başlı başına bir olay olarak kurgulayınca, çocukların daha çok ilgisini çekiyor. Ağaçların neler olduğu, hangisine tırmanılabileceği, yaprakların çeşitleri, patika yollar, çiçekler, ağaçların arasından gökyüzünün ne kadarının göründüğü, çeşmenin çadıra kaç adım uzakta olduğu gibi şeylerle oyunlaştırabilirsiniz.

20160521_100850

  • Yemek hazırlamak, hele de işin içinde mangal varsa harika bir aile aktivitesi. Günlük işlerin içine ne kadar dahil olurlarsa o kadar zevk alıyorlar.
  • Çadırda oyun. Evet doğanın içindeyken bir yetişkin olarak tepesi güneşin altında kaynayan bir çadırda olmak pek zevkli olmayabilir. Fakat bir çocuksanız o bir çadır değil, kendinize ait bir gizli alan. Belki bir uzay gemisi, uçak, gemi, korsan adası, mağara, denizaltı veya sadece bir çadır... Bırakın çocuk kahkahaları fırlasın çadırdan 🙂
  • Ojeyi çocuğa yakıştıramasam da, kamp için rengarenk ojeleri yanımızda bulundurmayı seviyorum. Taşları ve midye kabuklarını toplayın, boyayın ve kamp ahalisine harika bir sergi yapın.
  • Hamak güzel bişey, inanın 🙂

20150618_160322

  • Tüm aile saklambaç oynadınız mı hiç kamp alanında? Deneyin. Kahkahalarınıza kayıtsız kalamayıp size katılan bir dolu insan olacaktır.
  • Toprakta karınca yolları açıp, kenarlarına yapraklar koyarak harika bir karınca şehri yapılabiliyor, biliyor musunuz? Üstelik sabah kalkıp karınca ailesinin yaprakların ne kadarını yediklerini kontrol ettiğinizde hayrete düşebilirsiniz.

20160515_104458

  • İlk kampımızdan bu yana her akşam yıldız partisi yapıyoruz. Akşamüzeri gökyüzünde ayı görenler davetli yalnızca bu partiye. Sonra ateşin yanında yatıp, yıldızların partisinde neler olduğunu anlatıyoruz birbirimize. Özellikle kızım bayılıyor buna.

20150824_074454

  • Topladığınız yapraklardan kocaman bir insan, ev, araba, gemi yapabilirsiniz resmi yapabilirsiniz. Yaprakları renk ve şekillerine göre ayırıp, arabanın camlarını, tekerleklerini, direksiyonunu yapın ve içine girip güzel de bir fotoğraf çekin. Rüzgarsız bir anı beklemenizi tavsiye ederim elbette 🙂

20160521_142354

Sizler neler yapıyorsunuz çocuklarla sahilde veya kampta?

Patlıcanlar Kampta

Geçen hafta pazardan patlıcan almıştık. Bir hafta geçti, bir türlü pişiremedim. Ha karıyarık, ha oturtma, ha kızartma derken; bir baktım bizim patlıcanlar kamp sepetinin içinde. Ee hadi onlar da gelsin bizimle kampa dedik ve cumartesi sabah 5’te yola koyulduk.

Bir gece önce bizimkiler ilk defa bir sünnet düğününe katılmış, ilk defa saat 12’ye kadar uyanık kalmış ve yine ilk defa damat halayı çekmişlerdi. Haliyle bünyelerinde narkoz etkisi mevcuttu. Sonuçta 3,5 saatin sonunda Tekirdağ, Keşan’daki Gökçetepe Orman Kampı‘na ulaştığımızda hala uykudaydılar.

Hesapta kamp bu hafta açılacaktı. Duyduğumuza göre de epey düzeltmişlerdi. Fakat gördük ki, geçen yıldan bu yana bir çivi dahi çakılmamıştı. Harika bir doğası ve konumu olan bu orman ve deniz, ne yazık ki berbat bir işletmenin elinde heba oluyor. Bu nedenle tuvaletlerden, elektrikten, temizlikten bahsetmeyeceğim. Bunları takmayacaksanız, hayatınızın en harika kamplarından birini, şahane bir manzarada yapabilirsiniz.

20160514_114802

20160514_114746

Birbirini yaklaşık 25 yıldır tanıyan, üniversitede hem sınıf, hem de ev arkadaşı olan 5 arkadaşın oluşturduğu, toplam 4 aileydik. Çoluk çocuk buluştuk. Denizin kenarında, ormanın kıyısında, 4 çadır, 3 masa ve 1 kamp ateşi çevresinde konuşlandık.

20160515_104443

20160515_093015

Yaşları 3 ile 9 arasında değişen 5 çocuk… Dalgalarının köpük köpük sahili gıdıkladığı, içinde binbir balığın oynaştığı, bomboş bir kumsalla cilveleşen pırıl pırıl bir deniz. Reçinesinin çıtırtısı, dallarındaki kuşların cıvıltısı, göğe uzanan dallarının manzarası ve nefis kokusu ile bir çam ormanı. Üzerimize sinen isi, yüzümüze vuran sıcaklığı ve karnımızı doyurup, kahvemizi pişiren közleri ile kocaman bir kamp ateşi. Eğlenceyi ve yemeyi ustalıkla beceren 8 arkadaş.

Yakındaki köylerden etler, sebzeler alındı. Mangal kokusu etrafa yayıldı. Sohbetler, takılmalar, kahkahalar, çocuk seslerine karıştı. Masalar kuruldu, içkiler açıldı, sohbet koyuldu. Denize giren, ateşi körükleyen, salatayı hazırlayan, bulguru pişiren, odunları taşıyan, bulaşıkları yıkayan, etrafı toparlayan, harıl harıl kamp yapan, çayı, kahveyi, birayı eksik etmeyen, neşeli insanlarla doldu orman.

20160515_093950

Çocukları kendi hallerine bıraktık. Deniz, kumsal, ağaçlar, böcekler, toprak, orman ve arkadaşlar… Çocukların doğanın içindeki halleri, insanı tüm hücreleri ile mest edecek kadar harika bir olay. Sınırsız zaman ve sonsuz mekanın çocukların içindeki doğallığı ortaya çıkarmasının mucizesine tanık olduk.

20160515_093929

20160515_104421l

20160515_104458

IMG-20160515-WA0006

20160515_104358

Akşam olduğunda, çocukların hepsi kamp ateşinin yanında, yeni yeni beliren yıldızları seyrederek büyülü bir yolculuğa başladılar. Tek çadırda masallar eşliğinde beraber uyuyakaldılar.

Gece pırıl pırıl bir ay ışığı ile çıtır çıtır bir kamp ateşinin aydınlığında, binlerce yıldıza kucak açtı. İçlerinde 25 yıl öncesinin çocuklarını barındıran 8 anne ve baba da, bu güzelliğe kahve ve çekirdek ile eşlik ettiler.

IMG-20160514-WA0023

Çekirdek mi! Çekirdek ne kardeşim? Çadırdan çocukların erken uyumasına sevinerek, içkiye ve muhabbete devam etmenin hayali ile fırladım. Ne göreyim? Bizimkiler ellerinde çekirdek, çıt çıt… 🙂 Çocuklu kamp yorucu oluyor valla. Eğlenceli evet, keyifli de. Öte yandan yoruluyor insan. Herşey bir yana yemek ve içmek bile yoruyor insanı bir noktada, di mi gençler? Eee, bunun da dalgasını geçtikten sonra, hemen ateşin kenarına kıvrılıp, muhabbetin tadından bir lokma da ben aldım 🙂

Kelimelerimin yetmediği güzellikteydi ortam. Mutluluk, büyük küçük 13 kişinin ruhundan taşıp, sanki elle tutulur bir hale geliyordu. Bedenimiz çalışırken canlanıyor, ruhumuz huzurla dinleniyordu.

Patlıcanlar mı? Kısmetliymişler valla. Onlar da paylarına düşeni aldılar közlerden ve körpecik anne bahçesi marullardan elbette. Fakat biz yaptık, siz yapmayın, sarımsağı unutup, patlıcanları sadece salataya mahkum etmeyin, biraz da sarımsaklı yoğurtla şenlendirin.

Kamp sezonunu resmi olarak açtık bu sene de. Açılış enfesti. Bereketli olsun dilerim camiaya 🙂

IMG-20160515-WA0012

Ayrılırken kampın sakinlerine ziyafet vermeyi de ihmal etmedik elbette…