Güneşi Selamlamak

Bu sabah işe tarihi yarımada üzerinden geldim. Çok keyifliydi. Çünkü keyifle işe gitmeye karar vermiştim. Gördüğüm bazı şeyler de ayrıca mutlu etti beni.

Tramvay ve metro hemen geliveriyor. Kalabalıksa diğerini beklemek sorun değil. Her halükarda uzun bir yolculuk olacağı düşünülürse, insanı epey mutlu ediyor bu durum.

Sıcak simit ve yanında taze karper buldum. Kokusuna dayanamayıp minik minik tırtıklayarak işe gelene kadar bitirdim.

Ayasofya, Gülhane, camiler, çarşı-pazar, çeşmeler, duvarlar, Yerebatan… Eski zaman binaları, eski zaman duyguları, tarih hissi… Sardı sarmaladı. Sonra halıcılar, restoranlar, kafeler, oteller… Turist gözüyle otantik olan ülkem. Gezme isteği canlandı içimde delicesine… Çocuklarla İstanbul’da bulunduğumuz ilk tarihte uzun bir tarihi yarımada gezisi yapalım dedim. Biraz daha büyüdüklerine göre hakkını teslim edebiliriz sanırım bu gezinin artık.

Eminönü’ne gelince vapurları, Galata Kulesi’ni, denizi, köprüyü ve balıkçıları gördüm. Güneşin yükselmeye başladığı zamanlardı ve günü selamlıyordu sanki insanlar.

20161123_085601-effects

Avrupa’nın metroları çok eski, kokulu, boğuk olsa da, bana modern çağın mucizeleri gibi geliyorlar. İlk gördüğüm zamanlardan kalan bir his sanırım. İstanbul’da bana bu hissi sadece Taksim-Kabataş finiküleri veriyor. Avrupa’nın bir güzel şehrindeymişim hissi.

Metroda kitap okuyan bir kızın önünde ayakta duruyordum. O inince ben oturdum ve kitabımı okumaya başladım. Durağa gelince yerimden kalktım ve benim yerine oturan kızın da kitabını açtığını gördüm. Harikaydı. Sanki kitap okuma koltuğu yapmışlar gibi hissettim.

Harika bir sabah yolculuğu oldu. Ha diğer açıdan bir gezi değil bu. Her sabah ve akşam gerekli midir, olmalı mıdır gibi soruların da ucu açık!

Sonra… İşe geldim…

Kamp Huzuru

Vermiş dallarını rüzgarın ritmine, oynaşıyor ağaçlar. Uzun eteklerini denizin ağırlaştırdığı elbisemle, saçlarımı dalgaların iyotuna kaptırmış, yıldız yağmuru altında, çıplak ayaklı dansediyor romantikliğindeyim. Bir senfoni ahengiyle birbirine uyum sağlıyor doğanın sesleri. Kayan yıldızın sesi sanırım, şu arada şen şakrak kahkahası yankılanan? Az ötemde çocuklarım cıvıldaşıyor. Kocam kadehini ailesinin neşesine kaldırıyor. Dostlar sofrasında olacağım birazdan. Muştulu yarınların muhabbeti saracak masamızı. Ruhum dingin, ruhum serin. Kafamdaki duman bile rüzgara kaptırmış kendini, savruluyor ayın şavkında, kumların köpüğünde…

20160811_082341

Gerçekse, sessiz ve huzur dolu evimde oturdum yazıyorum. Miniklerimin uyku mırıltıları geliyor bir yandan. Kocam tatlı bir yorgunlukla esniyor. Uykuyla cilveleşiyor. Rüzgarın sesi, zeytin ve çam ağaçlarını katmış önüne, sanki kadim zamanların en bilinen yıldız hikayesini anlatıyor. Meteor yağmurunu seyredebildiniz mi? Tek bir kayan yıldıza şahidim dün geceden 🙂

Kamptan döndük. Giderken hazırlanmak kadar, dönünce evin konforuna kavuşmak da ayrı bir zevk. Kampa veda etmeden etrafı toplamak, çadırı sökerken giderek daha fazla yayılıvermek o ağacın altına, arabayı paketlemek, çocukları toparlayıp, kamptaki kalanlara veda etmek… Yarın sabah kalkınca çadırın fermuar sesi olmayacak kulaklarımızda, ama son 5 günün keyifli huzurunu anımsatacak bir konfor sanırım mevzuyu yumuşatır 🙂

Son anda karar verip gidiverdik kampa. Artık Ayvalık’ta yaşıyor ve zamana patronluk yapıyorsak tatil de mi yapmayak! Tam da bu yüzden hemencecik karar verip, hızlıca toparlanıp, kendimizi çadırın kazıklarını çakarken buluverdik. Ne şanslıyız ki bizimle aynı kafada dostlar var etrafımızda ve soframız aynı çılgınlık pırıltısını gözlerinde yaşatanlarla şenlendi 🙂

20160813_190851

Bu sefer daha önceden bir kaç kez yer bulamadığımız için gidemediğimiz, merak da ettiğimiz Gargara Camping’de aldık soluğu. Küçükkuyu’ya yakın, sahildeki pek çok kamp yerinden biri. İşletenler, 6 yıl önce İstanbul’dan kaçan, şimdilerde 3 aylık ve 4,5 yaşındaki kızlarını büyütürken, bir yandan da kamp işleten bir çift; Semra ve Burçak. Oldukça şirin, temiz, Türkiye’deki bir kamp alanı beklentilerini bir hayli karşılayan, üstelik çocukla veya evcil hayvanla kamp yapacak olanlara rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir kamp yeri burası. Zeytin ve incir ağaçlarının altında çadırınızı kurup, çardaklarda serinleyip, dibinizdeki denizin keyfini sürebilirsiniz. Rüzgarlı geçen son bir kaç gün bile kuytuda kaldığı için sorun olmadı. Denizin altı çakıl, ama çocukların kum yerine taşlarla oynaması da güzel. Orada göreceğiniz renkli taşların bir kısmı da bizim çocukların fırçasından çıkma 🙂

20160811_164133_001

Yemek ile uğraşmak istemiyorsanız, kamptaki sevimli restoranda yapılan yemeklerden yiyebilirsiniz. Ama kampın anlamını biraz da o derme çatma yemek keyflerinde bulan insanlar olarak, mükellef sofralarımızın aşçı, garson ve bulaşıkçısı kendimizdik biz. Bu nedenle restoranın Michellin yıldızı konusunda fikrim yok 🙂

Giderseniz kampın kapısında bir minik dükkan göreceksiniz. Önünde dünya tatlısı iki kadının oturduğu, tarot falı ve şahane muhabbetleri ile alternatif bir ortamdan sorumlu bu kadınlara, Yeşim ve Halet’e merhaba demeyi ihmal etmeyin. Sebeplenin harika enerjilerinden.

Kampta elinde kitapla gençleri, anne ve babaları görünce sevindim. Kampa yalnız gelmiş, kitabını alıp sahile yayılmış kadınlar, sevgilisiyle birasını içerken muhabbet eden gençler, birkaç çift gelip kahkahanın dibine vuran arkadaşlar, çocuklarını özgürce dallara tırmanırken izleyen anne ve babalar… Ortam özellikle kalabalığın daha az olduğu haftaiçi zamanlarda çok keyifliydi.

Birinin elinde Kurtlarla Danseden Kadınlar’ı görünce nasıl da mutlu oldum. Clarissa Estes bu  kadar çok kadının ruhuna dokunduğunun farkında mıdır acaba?

kurtlarla koşan kadınlar

Ve bir diğer harika kadın Judith Liberman’ın Masal Terapi’sini kampın sahiplerinden Semra okuyordu. Harika değil mi? Eğer hala yolunuz çakışmadıysa, bu iki kitabı da tavsiye ederim. Emin olun başkalaşacaksınız 🙂

55eb0e5ff018fbb8f8a82e00

Bir gününüzü etrafı gezmeye ayırmanızı tavsiye ederim. Adatepe Köyü var yakınlarda. İstanbul’dan taşınan ve taş evleri restore ederek, köyün farklı bir çehreye bürünmesini sağlayan 200’ün üzerinde haneye,  köyde yaşamaya hala devam eden 17 gerçek köylünün hanesi eşlik ediyor. Farklı bir havası ve nefis bir manzarası var köyün. Gitmişken ağaçlardan badem tatmayı ve biraz da kış için eve almayı ihmal etmeyin.

20160813_162902

Sahilden devam ederseniz biraz ilerideki Kumbağ’a uğramadan geçmeyin. Yamacın yukarısındaki bir köye ait olan güzel bir işletme. Çalışanlar da köylüler. Bu civarda plajı kum olan nadir işletmelerden sanırım. Girişteki zeytin bahçesinde, kendimi İspanya’nın bir çiftlik evine giriyormuş gibi hissettim. Uzakta patates soyarken muhabbet eden iki de aşçı vardı. Zamanda ve mekanda keyfili bir yolculuk yaptım sayelerinde. Sanırsın varendada aniden bir düşes belirip, uşağına bize yolu göstermesini söyleyecek. İspanyol mimarisinin kafamdaki mini bir yansıması oldu bu mekan. Açık büfe yemekleri nefis görünüyordu. Yolunuz o tarafa düşerse gece kalmasanız bile, yemeklerini denemenizi tavsiye ediyorum.

20160813_180335

Bir kez daha kafamda şunlar döndü durdu kamp sonunda: “İyi ki hala kamp yapanlar var. Kamp alanları var. Keşke bu işin bir standardı olsa ilgili bir kurum eliyle. Keşke standart olarak gerekli donanımlar Avrupa seviyesinde sağlanabilse. Keşke kamp yapmaya daha çok çocuklu aile ve daha çok genç cesaret etse. İyi ki gelmişiz. Mutluluk budur kardeşim. Arkadaşlarımızın gelmesi daha da şahane oldu, harika vakit geçirdik. İyi geldi yine ruhuma.” Anlayacağınız, bir şans verin hala tadını almamış olanınız varsa demeye getiriyorum 🙂

20160814_065749

Kampta Çocuk Olmak

Sıcaklarda serinlemek için en tatlı yollardan biri, püfür püfür çam ağaçları altında, denize nazır bir kamp olmalı, değil mi? Kamp ile ilgili bir kaç yazı yazmıştım. Çocuklarla gidecek olanlar için biraz daha tüyo vermek isterim. Çocukların yaşlarına göre değişse de, aşağıdakiler sayesinde biz epey eğlenceli zamanlar geçirdik:

  • Çocuklar resim yapmayı çok seviyorlar malum. Yaşamın hangi evresinde boyamaktan vazgeçiyoruz emin değilim. Kendini ifade etmenin ve rahatlamanın en güzel yollarından biri oysa boyalar. Kalemler, fırçalar, parmak boyaları ve toz boyalarla renkli bir dünya... Hem araba yolculuğu, hem de kamp için yanınıza bol bol almanızı tavsiye ederim. Üstelik sonrasında vücutlarındaki boyalarla denizi de renklendirebilirler. Biraz daha büyüklerse, kamp ateşinin etrafında isim-şehir-hayvan gibi oyunlar da oynayabilirler.

20150825_182333

  • Resim yapmak, çocukların doğa ile ilgili farkındalıklarını da artırıyor. Mesela ağaçların kırmızı, sarı, kahverengi ve pek çok farklı tonda yeşil renkte olabildiğinin ayırdına daha net varıyorlar.
  • Kamp ortamında kitap okumak çok zevkli. Anne ve babanın da okuyor olması, onlar için de gösterge. Kampta neler yapılacağını görerek ve deneyimleyerek öğreniyorlar. Kitap okumak da bence olmazsa olmazlardan. Çocuklara kitap okumak, masal anlatmak, hikayeler uydurmak için daha güzel bir ortam düşünebiliyor musunuz? Aslında bu ev ortamı için de geçerli, fakat kampta alınan tat bambaşka.

DSCN5862 (1)

  • Ateş yakmak başlı başına bir olay. Çalı çırpı, kozalak ve odun toplanması, ateşin yakılması, beslenmesi, üzerinde bir şeyler pişirilmesi ve sonrasında söndürülmesi… Çocukların en çok sevdikleri, ilgilerini en çok çeken ve en uzun süre vakit geçirebildikleri kamp olayı. Güvenliklerini sağlayın ve onları bundan mahrum etmeyin. Asa Lind’in Kumkurdu serisinde ateşle ilgili bir bölüm vardır. Ateşin masumluğunu ve tehlikesini sahilde yakılan bir minik kamp ateşi üzerinden öyle güzel anlatır ki! Eğer hala tanışmadıysanız, bu muhteşem seriyi keşfetmenizi tavsiye ederim.

20160514_191949

  • Kova ve kürek çok işe yarıyor. Eğer kumsal yanındaysanız, kumlarla oynayabilirler. Eğer ormanlık bir alandaysanız taş, yaprak ve toprak taşıyabilirler. Ateşi söndürmek için su getirebilirler. Etraftaki köpek ve kuşlara su verebilirler. Domatesleri yıkayabilirler.

20160514_114746

  • Etrafta bir keşif gezisi güzel oluyor. Bunu öylesine değil de, başlı başına bir olay olarak kurgulayınca, çocukların daha çok ilgisini çekiyor. Ağaçların neler olduğu, hangisine tırmanılabileceği, yaprakların çeşitleri, patika yollar, çiçekler, ağaçların arasından gökyüzünün ne kadarının göründüğü, çeşmenin çadıra kaç adım uzakta olduğu gibi şeylerle oyunlaştırabilirsiniz.

20160521_100850

  • Yemek hazırlamak, hele de işin içinde mangal varsa harika bir aile aktivitesi. Günlük işlerin içine ne kadar dahil olurlarsa o kadar zevk alıyorlar.
  • Çadırda oyun. Evet doğanın içindeyken bir yetişkin olarak tepesi güneşin altında kaynayan bir çadırda olmak pek zevkli olmayabilir. Fakat bir çocuksanız o bir çadır değil, kendinize ait bir gizli alan. Belki bir uzay gemisi, uçak, gemi, korsan adası, mağara, denizaltı veya sadece bir çadır... Bırakın çocuk kahkahaları fırlasın çadırdan 🙂
  • Ojeyi çocuğa yakıştıramasam da, kamp için rengarenk ojeleri yanımızda bulundurmayı seviyorum. Taşları ve midye kabuklarını toplayın, boyayın ve kamp ahalisine harika bir sergi yapın.
  • Hamak güzel bişey, inanın 🙂

20150618_160322

  • Tüm aile saklambaç oynadınız mı hiç kamp alanında? Deneyin. Kahkahalarınıza kayıtsız kalamayıp size katılan bir dolu insan olacaktır.
  • Toprakta karınca yolları açıp, kenarlarına yapraklar koyarak harika bir karınca şehri yapılabiliyor, biliyor musunuz? Üstelik sabah kalkıp karınca ailesinin yaprakların ne kadarını yediklerini kontrol ettiğinizde hayrete düşebilirsiniz.

20160515_104458

  • İlk kampımızdan bu yana her akşam yıldız partisi yapıyoruz. Akşamüzeri gökyüzünde ayı görenler davetli yalnızca bu partiye. Sonra ateşin yanında yatıp, yıldızların partisinde neler olduğunu anlatıyoruz birbirimize. Özellikle kızım bayılıyor buna.

20150824_074454

  • Topladığınız yapraklardan kocaman bir insan, ev, araba, gemi yapabilirsiniz resmi yapabilirsiniz. Yaprakları renk ve şekillerine göre ayırıp, arabanın camlarını, tekerleklerini, direksiyonunu yapın ve içine girip güzel de bir fotoğraf çekin. Rüzgarsız bir anı beklemenizi tavsiye ederim elbette 🙂

20160521_142354

Sizler neler yapıyorsunuz çocuklarla sahilde veya kampta?

Patlıcanlar Kampta

Geçen hafta pazardan patlıcan almıştık. Bir hafta geçti, bir türlü pişiremedim. Ha karıyarık, ha oturtma, ha kızartma derken; bir baktım bizim patlıcanlar kamp sepetinin içinde. Ee hadi onlar da gelsin bizimle kampa dedik ve cumartesi sabah 5’te yola koyulduk.

Bir gece önce bizimkiler ilk defa bir sünnet düğününe katılmış, ilk defa saat 12’ye kadar uyanık kalmış ve yine ilk defa damat halayı çekmişlerdi. Haliyle bünyelerinde narkoz etkisi mevcuttu. Sonuçta 3,5 saatin sonunda Tekirdağ, Keşan’daki Gökçetepe Orman Kampı‘na ulaştığımızda hala uykudaydılar.

Hesapta kamp bu hafta açılacaktı. Duyduğumuza göre de epey düzeltmişlerdi. Fakat gördük ki, geçen yıldan bu yana bir çivi dahi çakılmamıştı. Harika bir doğası ve konumu olan bu orman ve deniz, ne yazık ki berbat bir işletmenin elinde heba oluyor. Bu nedenle tuvaletlerden, elektrikten, temizlikten bahsetmeyeceğim. Bunları takmayacaksanız, hayatınızın en harika kamplarından birini, şahane bir manzarada yapabilirsiniz.

20160514_114802

20160514_114746

Birbirini yaklaşık 25 yıldır tanıyan, üniversitede hem sınıf, hem de ev arkadaşı olan 5 arkadaşın oluşturduğu, toplam 4 aileydik. Çoluk çocuk buluştuk. Denizin kenarında, ormanın kıyısında, 4 çadır, 3 masa ve 1 kamp ateşi çevresinde konuşlandık.

20160515_104443

20160515_093015

Yaşları 3 ile 9 arasında değişen 5 çocuk… Dalgalarının köpük köpük sahili gıdıkladığı, içinde binbir balığın oynaştığı, bomboş bir kumsalla cilveleşen pırıl pırıl bir deniz. Reçinesinin çıtırtısı, dallarındaki kuşların cıvıltısı, göğe uzanan dallarının manzarası ve nefis kokusu ile bir çam ormanı. Üzerimize sinen isi, yüzümüze vuran sıcaklığı ve karnımızı doyurup, kahvemizi pişiren közleri ile kocaman bir kamp ateşi. Eğlenceyi ve yemeyi ustalıkla beceren 8 arkadaş.

Yakındaki köylerden etler, sebzeler alındı. Mangal kokusu etrafa yayıldı. Sohbetler, takılmalar, kahkahalar, çocuk seslerine karıştı. Masalar kuruldu, içkiler açıldı, sohbet koyuldu. Denize giren, ateşi körükleyen, salatayı hazırlayan, bulguru pişiren, odunları taşıyan, bulaşıkları yıkayan, etrafı toparlayan, harıl harıl kamp yapan, çayı, kahveyi, birayı eksik etmeyen, neşeli insanlarla doldu orman.

20160515_093950

Çocukları kendi hallerine bıraktık. Deniz, kumsal, ağaçlar, böcekler, toprak, orman ve arkadaşlar… Çocukların doğanın içindeki halleri, insanı tüm hücreleri ile mest edecek kadar harika bir olay. Sınırsız zaman ve sonsuz mekanın çocukların içindeki doğallığı ortaya çıkarmasının mucizesine tanık olduk.

20160515_093929

20160515_104421l

20160515_104458

IMG-20160515-WA0006
20160515_104358

Akşam olduğunda, çocukların hepsi kamp ateşinin yanında, yeni yeni beliren yıldızları seyrederek büyülü bir yolculuğa başladılar. Tek çadırda masallar eşliğinde beraber uyuyakaldılar.

Gece pırıl pırıl bir ay ışığı ile çıtır çıtır bir kamp ateşinin aydınlığında, binlerce yıldıza kucak açtı. İçlerinde 25 yıl öncesinin çocuklarını barındıran 8 anne ve baba da, bu güzelliğe kahve ve çekirdek ile eşlik ettiler.

IMG-20160514-WA0023

Çekirdek mi! Çekirdek ne kardeşim? Çadırdan çocukların erken uyumasına sevinerek, içkiye ve muhabbete devam etmenin hayali ile fırladım. Ne göreyim? Bizimkiler ellerinde çekirdek, çıt çıt… 🙂 Çocuklu kamp yorucu oluyor valla. Eğlenceli evet, keyifli de. Öte yandan yoruluyor insan. Herşey bir yana yemek ve içmek bile yoruyor insanı bir noktada, di mi gençler? Eee, bunun da dalgasını geçtikten sonra, hemen ateşin kenarına kıvrılıp, muhabbetin tadından bir lokma da ben aldım 🙂

Kelimelerimin yetmediği güzellikteydi ortam. Mutluluk, büyük küçük 13 kişinin ruhundan taşıp, sanki elle tutulur bir hale geliyordu. Bedenimiz çalışırken canlanıyor, ruhumuz huzurla dinleniyordu.

Patlıcanlar mı? Kısmetliymişler valla. Onlar da paylarına düşeni aldılar közlerden ve körpecik anne bahçesi marullardan elbette. Fakat biz yaptık, siz yapmayın, sarımsağı unutup, patlıcanları sadece salataya mahkum etmeyin, biraz da sarımsaklı yoğurtla şenlendirin.

Kamp sezonunu resmi olarak açtık bu sene de. Açılış enfesti. Bereketli olsun dilerim camiaya 🙂

IMG-20160515-WA0012

Ayrılırken kampın sakinlerine ziyafet vermeyi de ihmal etmedik elbette…

İki Park, Bir Kaç Karar

Hafta sonu Maçka Parkı’na ve Belgrad Ormanı’na gittik. Konuyla ilgili bir kaç kelamım var doktor…

Maçka Parkı‘nda Starbucks veya termos kahvesi, hadi bilemedin bira veya şarap eşliğinde, şirin bir piknik örtüsü üstüne yayılmış, tatlı tatlı sohbet eden çiftler, etrafında şirin şirin çocuklar oynayan anne ve babalar, köpeklerinin peşinde koşturan veya kitap okuyan gençler gördüm. Etraftaki yeşilin yapılandırılmış olmasından mıdır bilemem ama, insanlar hala insanlıklarını koruyorlardı. Hatta inanmazsınız pek de eğlenir görünüyorlardı. Hedef göstermek gibi olmasın ama, havuzun üst tarafları hakkındadır yorumum!

Nişantaşı-Maçka-Parkı

Belgrad Ormanı ise, orman olmasından mütevellit olsa gerek, insanlığın içindeki yaratığı da pikniğe davet etmiş bir havadaydı. Hava derken, mangal dumanından arta kalanı demek istiyorum elbette. Türk-Suriyeli karışımı binlercesine, et kokusu, masa kapma telaşı, genizden gelen yüksek sesli bir müzik ve çılgın bir gürültü eşlik etmekteydi. Arabalardan ormandaki patikada bile yürümek zordu. Oysa ki kafayı yukarı kaldırınca asırlık uzun ağaçların arasından süzülen o güneş ışınları nasıl da masumane ve cezbediciydi.

a377b62dc6aa34d8567ee2e23299f908

Uzunca bir süre Belgrad Ormanı’na uğramayacağımızın, Maçka Parkı’nda da her ne kadar çocuklarla olsak da, çocuk parklarının çevresinde olmayacağımızın garantisi gibi bir kaç karar ve nefse şifa bir kaç öğreti ile tamamladık hafta sonunu.

Diğer bir kaç öğretiyi de paylaşmak isterim:

Dediğim gibi, Suriyeli bombardımanı çoktu Belgrad Ormanı’nda. Yakınlarımızdaki bir grup genç göçmen dikkatimizi çekti. Yaklaşık 14-17 yaşlarındaydılar. Hiç yetişkin görmedim yanlarında. Kızlı-erkekli 20 kadar genç vardı. Kızların çoğunun başında türban vardı. Konuşmalarını duymasak, nereli olduklarını anlamayabilirdik, dikkatimizi de çekmezlerdi muhtemelen. Müthiş eğlendiler. Yüksek sesli müzik dinlemeleri dışında her bir hareketleri beni mest etti diyebilirim.

Doğal bir iş bölümü ile bazıları mangalın başına, bazıları salatanın başına geçti. Gayet başarılı bir sofra kuruldu.

İki tanesi gitar çalıyordu. Metallica’dan, Arapça ağıt benzeri şarkılara geniş bir repartuvar.

Hep birlikte yakantop’tan, istopa oyunlar oynadılar. O kalabalık grubun nasıl eğlendiğini tahmin edersiniz sanırım.

Mangal yapanlar bir yandan da nargile tüttürüyorlardı. Keyif erbabı gençler 😉

İçki yoktu.

Bir ara mini hoparlörlere telefonu bağlayıp, müzik dinlediler.

Ve ben bir yandan onları hayranlıkla seyrederken; bir yandan da çevremdeki arkadaşlarımın bu yaşlardaki çocukları ile kıyas yaparken buldum kendimi. Açıkçası bu kadar kalabalık bir grup olarak, uzaktaki bir mekana kendi başlarına gelip, mangaldan salataya kendileri hazırlayıp, bu kadar organize ve doğal eğlenebileceklerine pek ihtimal vermedim.

Biz modern şehirli aileler çocukların başında ebeveyn olarak hep nöbetteyiz. Kendi işlerini görmelerine pek fırsat tanımıyoruz. Biz ya da birileri onlara hizmet halindeyiz sürekli. Mangal yakmaktansa, mangal yapılan bir yeri tercih ederiz çoğunlukla. Haliyle onlardan bu performansı göstermelerini beklemek zor.

Yargılamak değil, bir gözlem olarak bunu yazıyorum. Ve aslında bu durumu İstanbul’da, özel sektör çalışanı ebeveynler için kendi adıma anlaşılır da buluyorum.

Ama bu, durumun yanlış olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bi durup düşünmeli ve çocuklarımıza kazandırdığımız yaşamsal gereklilik becerilerinin neler olduğunu sorgulamalıyız. Bence epey ciddi bir mevzu bu.

Eve gelince bizimkilere çamaşır katlatıp, ütü yaptırdım bunun üzerine 🙂

Diğer konu da şu; farkettim ki çocuklar kendi başlarına oyun kurma veya vakit geçirme konusunda yetersizler. Sürekli onları oyalamamızı, onlarla oynamamızı veya yönlendirmemizi bekliyorlar. Küçük yaşlardan itibaren okul / bakıcı / kısıtlı ebeveyn zamanı, çocukların yapılandırılmış zaman geçirme kavramını epey içselleştitmelerine sebep olmuş. Sıkılamıyorlar. Sıkıldıklarını düşündükleri zamanlar, “ben ne yapayım şimdi?” ile doğrudan ebeveyne yöneliyorlar. Durmayı anlamlandıramıyorlar. Hep birilerinin söylediği veya kurguladığı bir şeyi yapma beklentisindeler.

Zamanla -evet gerçekten bol bol zamanla- bunu aşmayı, çocukların doğal olarak içlerinde bulunan sıkılma ve durabilme, merak edip buna zaman ayırabilme yetisini geliştirebilmelerine yardım etmek istiyorum. 

Bu gerçekten zor bir konu. Önce bir anne olarak benim yavaşlamam, durmam, beklemem ve belki de ciddi ciddi sıkılabilmem gerekli. Ama üzerinde çalışmaya kesinlikle değer.

Güzel bir hafta sonu idi 🙂

Kıbrıs’a Yolculuk

Kıbrıs’taydık. Girne’de. 4 gün dinlendik, gezdik, tazelendik. Yoğun geçecek yaza hazırlık yapmış olduk. Ha çocuklar mı? Anane ve büyük teyze saolsun elbette 🙂 İnsan bazen anne-baba olarak değil, karı-koca olarak başbaşa kalmalı. Çocuklara bile iyi geliyor böylesi 😉

20160423_193257

Girne, sadece kimlikle gidebildiğiniz bir Avrupa şehri sanki. Yoğun İngiliz etkisi var. Trafiğin akışı, arabalar ve prizler bile İngiltere’deki gibi ters işliyor. Adada M.Ö. 10.000’lerden itibaren yerleşim olduğu tahmin ediliyor. Harika bir limanı, sabahlara kadar açık “casino”ları, sakin bir akışı, ucuz içkileri, son derece bakımlı ve rengarenk otelleri ile gezilesi bir şehir.

Coğrafya: Girne, havalimanına 45 dakika mesafede bir şehir. Beşparmak dağları ile çevrili. İç kesimler bu sebeple çöl gibi olsa da, sahiller yemyeşil. Girne de sahil şehri olduğundan, yeşilden epey nasiplenmiş denebilir. Yaz aylarında çok sıcak olduğu söyleniyor. Bu nedenle bahar ayları ziyaret için daha uygun sanki.

20160424_121135

Tarih ve insan: Adada yaşam çok eskiye dayanıyor. Hititler, Mısır Firavunları,  denizci bir ulus olan Fenikeliler, Büyük İskender döneminde Romalılar, Araplar, Tapınak Şövalyeleri, Cenevizliler, Osmanlı ve son olarak İngiliz hakimiyetinde kalmış. Eski yapılardan ve genel yaşam şeklindeki ayrıntılardan bu etkileri görmek bazen mümkün olabiliyor.

Adadaki Türklerin konuşmalarında Rum şivesi tatlı tatlı hissediliyor. Halk genel olarak turizm ve ticaretle uğraşıyor. Sakin bir yaşam var. Adada 3 üniversite olmakla beraber, vizesiz girebilmeleri sebebiyle eğitim için İngiltere tercih ediliyor.

Girne Kalesi: Kale, 7. yüzyılda Bizanslılar tarafından yapılmış. Sonradan gelenler ihtiyaçlar doğrultusunda eklemeler yapmışlar. Manastır, zindan, sarnıç, top atışları için yerler gibi. Epey büyük bir alandaki kalenin harika bir manzarası var.

20160424_114402
Kaleye bir köprüden ve uzun bir tünelden giriliyor.

Kare şeklindeki kalenin ortasında kocaman bir alan var. Burada gözlerinizi kapatıp halkın toplandığını, barış zamanlarında bir pazar kurulduğunu, neşeli kalabalığı hayal edebilirsiniz.  Geniş duvarların üzerinde gezebilir, sizi çevreleyen dağların, denizin, ve limandaki manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.

20160424_120504

20160424_115916

Kalede bir de zindan bulunuyor. Minicik bir kuyunun içine atılan insanlar, burada açlık ve soğuktan can veriyorlarmış. İki olay canlandırılmış.  Bu iki olayın da sorumlusu da Kraliçe Eleanor’dan kaynaklanan kadınca oyunlar ve kıskançlık… Kan dondurucu bir işkence yöntemi. İnsan her zaman en tehlikeli tür olarak kendini gösteriyor.  Üstelik birisi henüz doğum yapmış bir kadın. Ürperdim gerçekten. Hala insanoğlunun bu gaddarlığa son verememiş olması ne acı değil mi?

Kalede ayrıca çiçek çocuklardan oluşan bir akademisyen grubunun 60’larda çıkardığı, dünyanın en eski batık gemisini de görme şansınız var. Beni gemi ayrı etkiledi, gemiden çıkan 1200 yıllık badem, incir, üzüm ve zeytin çekirdekleri bir ayrı etkiledi.

20160424_123256

Bellapais Manastırı: Sahildeki kaleden, dağların eteklerine doğru yol alın. Nefis bir köyün içinde, harika bir manastıra yolunuz düşecek. Gotik bir eser. 1200’lü yıllardan kalma.  Devlet işlerinin konuşulduğu bir meclis, derslik, yemekhane, rahip odaları ve mahzen ile nefis bir eser.

20160425_100442

Etrafını saran bakımlı çiçek bahçeleri, ağaçlar ve sakinlik ile huzura eşlik eden bir güzellik. Orta avluda askerlerin çalışırken çıkardıkları kılıç seslerini duyabilirsiniz biraz kulak kabartırsanız tarihe. Hoş, biz bir ilkokul öğrencilerinin halkouyunu çalışmalarına şahitlik yaptık bu alanda 🙂

20160425_104739

Oteller genelde casino müdavimlerine ev sahipliği yaptığı için, dolu olmalarına rağmen tenha hissi veriyor insana. Biz casinoyu biraz seyredip, havuzun keyfini çıkarırken, begonvillere kadeh kaldırmayı tercih ettik. Bu nedenle geceleri coşkulu casino heyecanına eşlik edemedik 🙂

 

Kıbrıs, hem çocukla, hem çocuksuz tercih edebileceğiniz, ulaşım açısından rahat, kendinizi bir kaç günlüğüne başka bir diyarda hissedebileceğiniz sevilesi bir yer.

20160423_120959

 

Parklar

Bir büyük şehirde yaşamanın anne-baba hayatına kattığı en önemli şeylerden biri de park mevzusu. Şehrin içinde yaşamak kirlenmiş havanın müsebbibi araçların arasında kendine bir nefeslik yer bulabilmek demek. Çocuk oluncaya kadar pek de umursanmayan bu gerçek, minik bir bebeğin aldığı nefes söz konusu olduğunda epey önem kazanıyor. Bu gerçek, kızım henüz bebekken, akşam onu hava almaya çıkardığımız yol kenarında bana bir balyoz gibi inmişti misal.

Yüksek binaların arasındaki park kılıklı, iki ağaç ve bir salıncaktan oluşan yerler zavallı bir teselli. Yine de iyi ki varlar.

Çocuklardan sonra İstanbul’daki parkların pek çoğunu keşfettik. Hemen her hafta sonu yeşile koştuk. Bu sayede parkların kalabalık olduğu zamanları, çocuklara en uygun alanları, giderken nelere dikkat etmek gerektiğini gibi konuları az çok deneyimledik.

Geçtiğimiz hafta sonu da, baharın gelmesi şerefine cumartesi 6 saat, pazar 6 saat olmak üzere yeşil sezonunu açtık. Hoş, kar-kış dinlemeden hemen her fırsatta zaten yeşilin koynundaydık ya !

İstanbul’un Avrupa yakasındaki bazı parklar hakkında bizim deneyimlerimizi toparlamak istedim:

Maçka Parkı

Avrupa yakası için güzel bir alternatif. Ulaşımı da rahat. Geniş bir park. Piknik yapabilir veya içindeki berbat kafeden bir şeyler de alabilirsiniz. 2 farklı çocuk oyun alanı var. Çocuklarsa en çok bu oyun alanlarında değil, jimnastik aletlerinde ve ağaçların üzerinde oynuyorlar. Bu konuda şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Top peşinde koşturmak, saklambaç oynamak, çimenlerde yuvarlanmak serbest. Tuvalet parkın altında, paralı (artık hemen her yerde olduğu gibi).

maçka

20160408_191102

Haftasonları epey kalabalık olmakla beraber, haftaiçi iş çıkışı gayet güzel. Köpek gezdiren çok insan var. Köpeklerden hoşlanmıyorsanız sorun olabilir. Çocuk parklarının dışındaki alanlarda gitar çalan, sakince sohbet eden insanlar görmek mümkün. Ama çocuğunuz varsa kalabalığın göbeğinde, çocuk sesleri içinde huzuru yakalamaya çabalayacaksınız, çare yok. Bence çocuk hengamesi gayet hoş. Son zamanlarda bu şahane parkın bitirilmeye çalışılması da ayrıca ciddi bir hüsran…

20160409_171453

Ardından bir mini bir teleferik turu, Akaretler’deki Şairler Parkı ve Beşiktaş’taki deniz müzesi (haftasonu 6’ya kadar açık) günü bitirmek için güzel alternatifler.

deniz_muzesi4

Belgrad Ormanı

Mangal yakmaktan hoşlanıyorsanız ya şehrin dışında bahçeli bir eviniz olacak, ya da Belgrad Ormanı’nın yolunu tutacaksınız. Deniz kenarlarındaki çayırların üzeri pek hoş olmuyor, sizce de öyle değil mi 😉

Belgrad Ormanı nefis bir alan. Kocaman bir kere. Buna rağmen eğer girişteki ilk alanlarda kalmaya karar verirseniz, burnunuzdan gelir pikniğiniz, benden söylemesi. İlerleyin, aracınızı korkak alıştırmayın. Kömürcü Bendi’ne kadar gidin. Eğer sabahsa orada konaklayın, epey bir süre sakince vakit geçirirsiniz. Çocuklar için de ahşaptan güzel oyun alanları var, her ne kadar ağaç dalları ve mini dere daha çok oyun yaratsa da!

“Masa ve tuvalet elzem değil, biraz doğaya karışalım” havasındaysanız, daha da ileriye gidin ve doğanın koynunda bir mangal ateşi yakın. Yazın kuru sıcağında bile burası hafif serinliği ile sizi kendinize getirecektir. Aman ateşi usturuplu söndürmeyi ve çöpleri toplamayı unutmayın, sonra arkanızdan gelenler anmasınlar sizi 🙂 Araç girişi 12 tl.

20160410_145627
Çeşme yanıltmasın, su yok.

Yıldız Parkı

Uzun uzun piknik yapabilir, patikalarda yürüyüş yapabilir, sincap kovalayabilirsiniz. Ama çocuğu gözünüzden ayırmayın, arabalar parkın içinde cirit atıyor olabilir. Ayrıca çöpler konusu sıkıntılı. Açıkçası ben pek önermiyorum bu güzelim parkı. İnsan eliyle, harika doğayı çocuğa düşman hale getirmişler bana kalırsa. Her ne kadar içinde Malta ve Çadır Köşkleri ile Porselen Müzesi varsa bile!

yildiz_parki.jpg

Emirgan Parkı

Bahar dönemlerinde, hele de hafif yağışlı, serin bir havada tadına doyulmayan bir park. Kaykay, bisiklet, paten için de çok uygun. Çocuklar için epey yüksek bir tırmanma alanı var. Üstelik altı da kum 🙂 Bir de elbette bir dolu plastik oyun alanı. Sonra sahilde bir mini yürüyüş de yapabilirsiniz.

Öte yandan çok sevdiğim, çocuklarla harika vakit geçirdiğimiz bu park, lale zamanı yaklaşılmaması gereken yerlerden. Çılgın kalabalıktan uzak kalmanın imkanı yok. Lale seviyorsanız, gidin Göztepe Parkı’nda görün laleleri, Emirgan bize kalsın 🙂 Pazar günlerini de tercih etmenizi önermem, piknik olayı biraz abartılıyor kanımca burada. 

emirgan-parki-2013-52.jpg

Abbasağa Parkı

Minik bir park. Ama epey sevimli. Ahalisi güzel. Köpeği bol. Vaktiniz azsa, biraz uğrayıp yeşilde yuvarlanıp, yola devam edebilirsiniz. Çocuklar da mini bir mahalle parkının tadını almış olurlar.

abbas

Ihlamur Kasrı

Favori mekanlardan. İçindeki av köşkü de, asırlık ağaçlar da, mini patikası da, sessizliği de huzur veren bir yer. Nedense minik olması, içinde çocuklar için düzenlenmiş oyun alanı olmaması bana çok cazip geliyor. Çok keyifli bir mekan. Özellikle bahar dönemlerinde işinizi Beşiktaş tarafına düşürüp, bi uğrayın derim.

30-Ihlamur-Kasri-6

Gülhane Parkı’nı, Kapalıçarşı’yı, Sultanahmet’i, Rönepark’ı, Galata Kulesi’ni, Karaköy’ü, Bebek Sahili ve Parkı’nı, Kilyos’u, Arkeoloji Müzesi’ni ve bahçesini, Baltalimanı’ndaki Japon Bahçesi’ni ve sahilini, Sabancı Müzesi’nin bahçesini, Bomontiada’yı…. unutmamak gerek.

Çıkın evlerden, bahar geldi. Kendinizi en yakın yeşile atın, basın toprağa, sarılın ağaca… Çocuklar nasıl da mutlu oluyorlar biliyorsunuz değil mi? Elbette siz de 🙂

Eskişehir

20 yıl sonra yeniden. Eskilerden, eskimeyen dostlarla. Delikanlı çağlarındaki çamurlu, coşkulu, ayazlı, çulsuz günlerden; çoluklu çocuklu, derin muhabbetli, huzuru bol, kahkası şen günlere… Haftasonu 20 sene önceki fakülte ve ev arkadaşları, çocuklarını, ak saçlarını ve gürül gürül kahkahalarını alıp, o fakültenin önüne gittik. Anılarla güldük, geleceği planladık bir kez daha.

90’ların ikinci yarısı, şehrin eskiliğinin içinde öğrenci enerjisinin parladığı yıllardı. Belki de biz o parlaklığın içinde olduğumuzdan, şehrin çamuru bile anlamlıydı. Para yok, sınav çok yılları. Eskişehir, eğlenen bir şehirdi o zamanda da. Her şeye rağmen güzeldi, ama adı üstünde “eski”ydi.

Sonra devrim oldu şehirde. Parklara, müzelere, restore edilmiş evlere, modernlik ve şıklığa evrildi şehir. Bizim hayatlarımız da kanı deli, heyecanlı, endişeli ve çaba içindeki gençlikten; hayattaki yerini bilen, çocukları ile, yaşadıkları ile, hayalleri ile o huzurlu mutluluğun olgunluğuna evrildi.

Geçmişe en güzel selamı, çocuk kahkahasına karışmış 40’lı yaşlardan verdik. Biz gönlümüzde o günler, aramızda olamayan canımız ruhlar, gözlerimizde kahkahalar ile 2 günde, 20 yılı yaşadık.

IMG-20160402-WA0030

Sadece güzel değil, harika bir hafta sonu idi. O kadehler gençliğe, bugüne ve hayallere kalktı. Bir sonraki buluşma için planlar yapıp, çocukları arabaya, anılara eklenen hafta sonu macerasını hafızaya yükleyip, gülen yüzlerimizde ayrıldık Eskişehir’den.

Benim şehrim bozkırın ortasındaki vahadır, yaşanılacak, özlenecek şehir, canım Eskişehir…20160403_113459

İstanbul’da Çocuk – Mart 2016

Mart kapıdan bakıyor. Hava bahar coşkusuna kapılmak üzere. Okulun 2. dönemi ve çocukların kaynayan kanları ile tatlı bir yoğunluk var üzerimizde. İstanbul’da olanlar için doğada arkadaşları ile oyun oynamak dışında, hafasonlarını şenlendirecek birkaç alternatif var aşağıda.

Aksanat

Beyoğlu’nun girişinde nefis bir bina. Biraz erken gidip çocuklarla sergiyi gezmenizi öneririm.

aksanat

Sonra çocuklar dans atölyesine katılıp, keyiflerince coşarken, siz de şirin ve sakin cafesinde oturup, kahvenizi içip, kitabınızı okuyabilirsiniz.

cocuklar-icin-yaratici-dans-dersleri_2665_1

Dansı tercih etmezseniz, dramadan heykele, resimden mozaiğe farklı alternatifleriniz de var. Dans dersi 15 TL, diğer aktiviteler 10 TL.

Dilerseniz saat 11:30’daki 80 Günde Dünya Turu oyununu da izleyebilirsiniz. Oyun bileti 3 TL.akbank-cocuk-tiyatrosu--seksen-gunde-dunya-turu_3535_1

Çıkınca Beyoğlu’nun renkli kaosuna karışıp, Karaköy’e inebilir, güzel bir yemek yer ve Galata Kulesi’nden şehri izleyebilirsiniz.

İşSanat

13 Mart’ta İşSanat’ta Sahne Denilen Büyülü Kutu oyununa gidebilirsiniz. Danslı, şarkılı nefis bir oyun. Levent İş Kuleleri’nde ve biletler 15 TL.

isSanattan-Sahne-Denilen-Buyulu-Kutu-Cocuk-Oyunu

Borusan Contemporary

5 Mart’ta Rumelihisarı’ndaki şahane Perili Köşk’te yeni bir sergi başlıyor. “Güverte Yolculuğu”. Sergiden esinlenerek hazırlanmış eğitim programları esnasında çocuklar hem sergideki eserleri hem de tüm binayı geziyorlar. Ardından her seferinde beni şaşırtan yaratıcılıkta atölyeler yapıyorlar. Fiyatı 20 TL. 2 saat sürüyor ve önceden rezervasyon yapmak gerekli. Bu arada anne ve babalar harika bir manzara eşliğinde çaylarını içebiliyor.

borusan

Ardından Baltalimanı’ndaki Japon Bahçesi‘nde bir gezinti veya sahilde bir yürüyüş güzel olur.

japon-bahcesi-07

Devlet Tiyatroları

Mart ayında çocuklara yönelik 2 oyun var. Çiçeğim Solmasın ve Barış Gezegeni. Her iki oyun da dekor, kostüm ve konu olarak etkileyici ve çocuklar kadar büyüklerin de zevk alabileceği oyunlar.

142441872977248723-b14174236471207400411-b

Şehir Tiyatroları

Mart ayında yine pek çok güzel oyun sahneye koyuyor şehir tiyatroları.  Üstelik çocuk oyunları sadece 4 TL. Pazar günleri saat 12:00’de ve 15:00’te 2 seans olarak ve sahneler arasında dönüşümlü olarak sergileniyor oyunlar.

Biz oyun kaçırmamaya çalışıyoruz. Hatta bazılarını bir kaç kez seyrettik. Yapılacak en güzel aktivitelerden. Son dönem en çok eğlendiğim oyunlardan biri Üzgün Ağaçlar Ülkesi. Epey eğlendik biz de anne ve baba olarak.

kongre
Harbiye gibi büyük salonlarda bileti hemen oyundan önce alabilirsiniz.

tiyatro

Ardından Harbiye Askeri Müze’yi gezip, Maçka Parkı’nda harika bir gün geçirebilirsiniz.

img_25031

XtremAdventures

Maslak’taki Uniq İstanbul içinde harika bir aktivite alanı. Çocuklar dilerlerse ağaçların üzerinini, dilerlerse buz pistini keşfedebilirler. 4 yaş üstü için kanlarını coşturacak, temiz havaya doyacakları nefis bir aktivite. 1 saatlik bir aktivite için 30 TL ödüyorsunuz, fakat hakkını veriyor doğrusu.

uniqulio

Ardından Uniq İstanbul’da karnınızı doyurup, geniş alanında çocukların skooter veya patenle eğlenmelerini izleyebilirsiniz.

uniqul

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

Ataşehir’de bir vaha. Bilenler eminim müdavimi olmuştur. Hele bu mevsimde doğa canlanırken tüm günü geçirebileceğiniz harika bir yer. Pazartesi hariç her gün açık ve giriş ücretsiz.

nezahat

Zorlu Center

Haftasonları çocuk katındaki etkinlikler biraz kalabalık olmakla beraber zevkli. Her hafta düzenli yapılan etkinlikleri, dönemsel ve belli bir konseptle yapılanlara tercih ediyorum. Ahşap boyamadan, magnet yapımına her hafta farklı bir etkinlik var. Tüm etkinlikler ücretsiz.

zorlu

Bu aralar dönemsel aktivitelerde dünyaca ünlü ressamlardan esinlenerek yapılmış “Sanat Çocuklar İçin” aktivitesi var. Açıkçası kitabına aşina olduğumuz Da Vinci etkinliğinden çok hoşlanmadım. Kapasitesinden fazla çocukla ve sıkılmış gözetmenler eşliğinde ezbere yapılan etkinlikler gibi geldi.

zorlu2

Hemen yan taraftaki mini çocuk etkinlikleri veya dışarıdaki gayet kapsamlı çocuk park alanı daha eğlenceli laf aramızda.

zorlu ak

Snow Show – Zorlu Center

6 Mart’a kadar devam edecek bir gösteri. Her ne kadar 8 yaş sınırı varsa da, 5 yaş üzeri çocuklar eğleniyorlar. Gösteri palyaçolar, ışık, ses, balonlar, yağan karlar ve eğlenceli müzikle gerçek bir şölen. Küçük çocuklar için hafta sonu gündüz seansını tercih etmenizi öneririm. Zira 4,5 yaşındaki oğlum ikinci yarıda kucağımda uyuyakaldı akşam olduğu için.

Biletler 85 TL’den başlıyor. Biraz pahalı 😦

zorlusnow

Sabancı Müzesi

Sabancı Müzesi sergilerinin ve çocuklar için ücretsiz eğitim atölyelerinin yanısıra, hem bahçesinde zevkle vakit geçirebileceğiniz, hem de sahilde yürüyüş yapabileceğiniz bir mekan.

Çocuklar eğitmenler eşliğinde sergiyi geziyor ve sonrasında bununla ilgili bir atölyeye katılıyorlar. Atölyeler ücretsiz. Rezervasyon gerekli.

sabancı20150110_154925

sabancı1

İyi eğlenceler…

 

Çocuklara Tiyatro

Kışın en güzel taraflarından biri de tiyatro.

tiyatro3

İstanbul’da yaşayan bir anne olarak üzülerek ve istemeyerek söylemem gerekir ki; özel tiyatroların şehrimizdeki pek çok çocuk oyunlarını çok sevemedim doğrusu. Küçük tiyatro grupları daha güzel işler çıkarıyorlar, fakat yaşam süreleri ne yazık ki kısa oluyor. Biraz daha büyük özel tiyatrolarda ise salonların yetersizliği, eskimiş ve havasız olmaları, kostümlerin yeterince ilgi çekici olmaması, oyunların daha amatörce sergilenmesi gibi sebepler yüzünden verimsiz bir deneyim yaşanıyor. Keşkeler çok bu konuda. Gün gelir mahallelerde bile minik sahnelerin kurulup, neşeli oyunların sergilendiği zamanları da yaşarız umarım.

Devlet ve belediye tiyatroları ise teknik imkan ve oyuncu kalitesi ile tercih sebebim. Ayrıca fiyatları da çok daha uygun doğal olarak. Aralık ayı için alternatif neler var diye bir liste hazırladım. Belki çocuğunuz zevkle güzel bir tiyatro oyunu izlerken, onun hayretine ve sevincine eşlik ederek, siz de güzel zaman geçirmek istersiniz.

Bir notu daha eklemem gerek. 4 yaş itibariyle çocuklara oyun seçiminde yaş kriterini fazla umursamıyorum kendi adıma. Tiyatro ile 2-3 yaş civarında tanışan çocukların, 7+ yaş oyunlarında bile iyi vakit geçirebildiklerini, sıkılmadan oyunu takip edebildiklerini gözlemledim. Özellikle televizyonda izledikleri çizgi filmleri düşününce, oyunlar gayet masum kalıyor, eğer içerik açısından düşünürseniz.

Devlet Tiyatroları

Devlet Tiyatroları’nın oyun düzenlerini şu inkten öğrenebilir ve dilerseniz internet üzerinden bilet alabilirsiniz. Biletler 4 TL.

Aralık ayındaki çocuk oyunları şunlar:

 

14574427091919695812-b

Barış Gezegeni : Güzel bir gemide yaşayan altı çocuk. Oyun oynamak için ailelerinden habersiz sandalla bir yolculuğa çıkarlar. Ancak ufukta görünen korsan gemisi ve fırtına onları çok korkutur. Çocuklar çoktan pişman olmuşlardır ama yapacak hiçbir şeyleri de yoktur. Peki, şimdi ne olacaktır?

Oyun 1 saat, 20 dakika sürüyor. Aralık ayında Cevahir salon 1’de.

1444983298371280424-b

Purnima ve Sırlar Ormanı : Güzeller güzeli Hint prensesi Purnima, Wenteka dağlarının ardındaki Indra nehrinin suyundan içerek sonsuz güzelliğe kavuşulabileceğini öğrenir. Hemen yollara düşer ve sırlarla dolu ormandan geçerek Indra’ya ulaşmaya çalışır. Bu yolculuk sırasında bir sürü hayvan dostu olur, onlardan bir sürü ibret hikâyesi dinler ve sonunda Indra nehrine ulaşır. Bakalım Purnima sonsuz güzelliğe kavuşabilecek mi?

Özelikle kostümlere bayılacağınızın garantisini verebilirim. Çeşitli hayvanları canlandıran oyuncular her sahneye çıktığında, çocuklar zevkle hangi hayvan olduğunu tahmin etmeye çalıştılar. Oyun aralık ayında Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

1457443174522961311-b

Çiçeğim Solmasın : İnsanlar bilinçsizce davranıp doğanın dengesini bozduğundan beri ne çok fazla açan çiçek ne de baharı müjdeleyen kuşların cıvıltısı kaldı. Bu oyun çocukların eskisi gibi sokakta oynamadığı, arkadaşlık kurmakta zorlandığı zamanlarda, başkasına iyilik yapmanın mutluluğunu hatırlatmak istiyor. Haydi, siz de bir çiçek dikin bu hayata…

Aralık’ın ilk haftası İstanbul Kültür Üniversitesi Akıngüç Sahnesi’nde sergilenecek olan oyunun diğer haftaları henüz açıklanmadı.

Continue reading “Çocuklara Tiyatro”