Çocuğun Öyküsü

Avusturyalı bir yazar olan Peter Handke 2. Dünya savaşı sonrasının önemli yazarlarından. Tiyatro oyunları ve sinema çalışmaları da kitapları kadar ilginç görünüyor. 90 sayfalık kısa bir anlatısından bahsedeceğim.

Bir babanın gözünden bir çocuğun doğumundan 10 yaşına kadar süreci, üstelik 3. tekil şahıs zamiri ile anlatan farklı bir kitap. Farklı ülkelere yapılan yolculuklar, taşınma süreçleri, okullar ve anneden ayrılık süreci hem derinlikli hem de son derece basit anlatılıyor. Bulursanız okumanızı tavsiye ederim. Bir erkeğin baba olma serüveni kadar, bir kız çocuğunun büyüme sürecine de sizi sarmalayacak bir bakış kazanırsınız. 

“O zaman anlıyordu yetişkin: Onca lanet okuduğu”modern zamanlar” diye bir şey yoktu; “kıyamet” de yalnızca bir kuruntuydu: Her yeni bilinçle birlikte hiç değişmeyen olasılıklar yeniden doğuyordu ve kalabalıktaki çocukların gözleri -bir bak şunlara!- sonsuzluğun ruhunu aktarıyorlardi. Bu bakışı kaçırırsan vay haline!”

Metis Yayınları’ndan ilk basım 1991, 3. basım 2015’te yayınlanmış. çeviren, Cemal Ener

İyi okumalar.

Kaynak Suyu

Bu aralar okuyorum bol bol. Dilediğimce değil belki hala ama olsun; okumak iyidir. Daldan dala konarcasına okuyorum üstelik. Sadece kitap değil, ne bulursam onu okuyorum. Eğitimle, Türkiye’yle, dünyayla, toplumla, tarımla, tohumla, çocukla, gelecekle, aşkla ilgili ne bulursam beynime sessizce süzülmesine izin veriyorum. Biliyorum, okuduklarım henüz demlenmemiş çayın çiğ kokusu, kekremsi tadı gibi. Tam kıvama gelmediklerinden olsa gerek, dağdan, taştan süzülmüş kaynak suyu berraklığında akamıyorlar dilime ve hayatıma. Şimdilik orada bir yerlerde birikiyorlar.

Annelik de, hep biriktirmek ve zamanı gelince minik bir kaynak gibi bulduğu uygun ortamdan kaynayıvermek. Kucağına aldığın minik canı, tüm haşmeti ile önünde serilen koca hayata karşı donanımlı hale getirmek misyonu ile ağır ve bu meydan okuma sayesinde heyecan ve gurur verici. Zamanla anlıyor insan elinde tuttuğu bu gücü. Kimi zaman kızgın bir demir gibi yüreğini dağlayan, kimi zaman serin bir pınar gibi içini ferahlatan muazzam kuvvet. Kimi zaman kalender bir kabullenmişlikle akışına bıraktığın, kimi zaman teslim tarihine yetiştirme gayretiyle telaşlandığın bir göznuru proje gibi her bir zerresine hakim olduğun…

Annelik içinden fışkıran bir deli sevgi seli, beyninde çöreklenmiş bir endişe yumağı, zembereği boşalmış, doludizgin koşan bir kısrağın yorgunluk teri, çocukluk anılarının gözünün nurundaki yaşta birikmesi, kıkırdamasında mutluluğun karmaşık formulünü anlayıverdiğin o büyülü an,  güneşte kavrulan kaslarına gitsin diye boğazından yuvarladığın serin su, tarifsiz bir sonsuzlukta anlam yüklenmiş ve aslında sadece senin yüklediğin kadar basit bir anlamı olan herhangi bir şey… Annelik, ne kutsal, ne sıradan… Ne basit, ne karmaşık… Ne boş, ne de ağzına kadar dolu… Annelik, öylesine… İçinde birikmiş olan hayatın, zamanı geldiğinde kendini bırakıvermesi yaşamaya… Kendi biricik yaşamına…

Jane Austen Kitap Klubü

Jane Austen okudunuz mu? Okumadıysanız bir an önce başlayın derim. 1775-1817 yılları arasında yaşamış bir İngiliz yazar. İkisi ölümünden sonra basılan toplam 6 kitabı var. 19. yüzyıl İngiltere’sinin siyasi olarak savaşların içinde ama güçlü olduğu, köleliğin kaldırılmasına ramak kaldığı, aristokrasinin şaşasının devam ettiği ama gücünün zayıfladığı, halkın özgürlük arayışlarının kıpırdanmaya başladığı bir dönemde, İngiltere kırsalında yaşamış bir kadın yazar. Bu, kadının varlığının evlilik ve mirasa ile belirlendiği bir dönemdir. Aristokrasinin artık sadece soyla değil, ticaretle de kazanıldığı, ordudan para ile toplumsal bir statü elde edilebilinen bir dönem. Kadınların eğitim hakkı olmamakla beraber, evde kendilerini hemen her alanda eğitebildikleri ve Jane Austen’in kaleminden süzülen büyülü bir zaman.

076b0c2ec11c43828907f0df77de109c
İmparator Franz Joseph’in Hofburg İmparatorluk sarayındaki balosunda aristokratlar. Painting by Wilhelm Gause (1900)

Jane Austen romanlarında İngiltere’nin bu dönemini aşk ve evlilik ekseninde toplumsal olarak gayet detaylı ve net bir şekilde tasvir etmiştir. Kadınların ve hatta erkeklerin düşünce ve duyguları ile toplumsal duruşları karşılıklı diyaloglarda dile gelir. Döneminde yüksek sesle okumaların yaygın olduğu düşünülürse, diyalogların romanlara canlılık kazandırmak için ne derece etkili olduğu anlaşılabilir.

Romanlarının ana karakterlerini kadınlar oluşturur. Aşık olan, güçlü duygu ve düşüncelere sahip, kendilerini geliştiren, toplumsal katmanlar arasında varlıkları ile varolmaya çalışan, aristokrasiyi delip geçen, cesur kadınlar. Romanlarının hemen hepsinde ana karakterlerin yanısıra zengin yan karakterler de bulunur. Bu sayede katmanları arasında derinleşen okumalara olanak sağlar.

jane_austen_book_club2

Jane Austen Kitap Klubü ise 6 romanın sırayla okunup, 5 kadın ve 1 erkek tarafından  tartışıldığı bir klubün hikayesini anlatır. Sinema anlamında üstün bir varlık göstermemekle beraber, romanlardan esilenerek günümüz ilişkilerindeki çözümlemelerin yapılması ilgi çekici. Romanların ana teması aşk ve ilişkilerdir. Öte yandan kadının toplumsal anlamda kurallar bütününden etkilenip kendine nefes alacak alan yaratması önemlidir. Bu noktada toplum çözümlemesinin son derece keskin bir netlikte yapılmış olması, romanların bu denli etkili ve zevkli olmasını sağlayan en önemli unsurdur kanımca.

20170104_083452

Kitaplarını okumanızı, filmlerini izlemenizi öneririm. Zevkli bir okuma dönemi olacaktır 🙂 Hele de arkadaşlarınızla tartışarak çözümlemeler yaptığınızda tadından yenmez emin olun 🙂

Kitapları:

  • Sense and Sensibility/ Aşk ve Yaşam – 1811
  • Pride and Prejudice – Gurur ve Önyargı – 1813
  • Mansfield Park/Mansfield Park – 1814
  • Emma – 1815
  • Northanger Abbey/Northanger Manastırı – 1818
  • Persuasion/İkna – 1818

Filmleri:

Bunun yanısıra pek çok filmde romanlarından, karakterlerinden bahsedilmiş ve bir çok sinema ve televizyon filmine de esin kaynağı olmuştur.

c8303b85c262bdfbb00c32edebbc559e

Ebeveyn Kitapları

Okuduğum kitaplar içinde ebeveynlere yönelik olarak yazılmış, anneliğe bakışımı değiştiren, beni düşündüren, öğreten, yol gösteren bazı kitaplar var. Hala en severek okuduğum kitapların başında da bu tür kitaplar geliyor doğrusu. Yaklaşımlarını onaylamadıklarımı bile okumak beni en azından neyi yapmamam gerektiği konusunda yönlendirdi. Her biri hakkında uzun uzun yazmak istiyorum. Ancak benden öneri isteyen arkadaşlarım için, bittiğinde kendime yeni birşey kattığımı hissettiren kitapların isimlerini herhangi bir önceliklendirme yapmadan paylaşmak faydalı olabilir diye umuyorum 🙂

Koşulsuz Ebeveylik; Alfie Kohn

Okulsuz Büyümek; Ben Hewitt

Anne Baba Çocuk Arasında; Haim Ginot

Daha Sade Bir Hayat; Kim Joh Payne

Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler; Tracy Hogg

Mahallenin En Mutlu Yumurcağı; Harvey Kamp

Çocuğunuzla Birlikte Büyümek; Naomi Aldort

Çocuk; Osho

Mutlu Çocuk; Linda Blair

Çocuğunuza Kulak Verin; Aletha Solter

Kardeş Rekabeti; Adele Faber, Elaine Mazlish

Konuş ki Dinlesin, Dinle ki Konuşsun; Adele Faber

Çocukların Unutulan Dili; Lillian Firestone

Düşe Kalka Büyümek; Yankı Yazgan

99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa; Yankı Yazgan

Ayrıca Kurtlarla Koşan Kadınlar (Clarissa P. Estes) ve İnsanlığın Mahrem Tarihi (Theodore Zeldin) de hem bir kadın, hem de anne olarak bana çok iyi gelen bir kitaplar oldu.

Sizin de tavsiyeleriniz olursa sevinirim 🙂

 

 

 

 

Küçük Bir Kış Masalı – Maeve Binchy

Maeve Binchy modern zamanın Jane Austen’ı benim gözümde. Nasıl ki Austen zamanının İngiltere’sinde kadının toplumsal yaşamdaki yerini içtenlikli karakter analizleri ile anlatmayı başarıyorsa; Binchy de modern zaman İrlanda kadınını benzer bir uslüpla betimliyor. Bu esnada son yüzyılda İrlanda’nın en önemli mevzuları olan göç ve sefaleti anlıyor, aile yapılarını öğreniyoruz. En güzeli de bu iki öncü kadın yazar sayesinde, insanın kendini gerçekleştirme çabasının evselliğine tanık oluyoruz.

0000000581371-1

Küçük Bir Kış Masalı’nda Chicky Starr’ın İrlanda’nın minik bir sahil kasabasında başlayan, Amerika’ya uzanan ve yine Stoneybridge’de nihayete eren yaşamına tanık oluyoruz. Bu genç kadının, koşullarının zorluğuna karşın kendine güvenine, inadına, sabrına ve çalışkanlığına hayran kalıyoruz. Yaşamında ona eşlik eden kasaba sakinleri kadar, yoktan var ettiği otelindeki konuklar sayesinde pek çok hayatı da yakından tanıyoruz.

Maeve Binchy’nin diğer romanlarında olduğu gibi keşisen hayatlar ve bu insanların bakış açısı ile ayrı güzellik ve değerde mini öykülerde kayboluyor ve tüm karakterlerle beraber aynı patikada buluşup yola devam ediyoruz.

Zamanının ruhunu ve insanlığın evrensel değerlerini anlatan kitaplar sayesinde içinde yaşadığımız ülke gündemi beni eskisi kadar umutsuzluğa sürüklemiyor doğrusu. Ülkelerin ve insanların, zaman ve coğrafyaya bağlı hayat koşulları ve yaşanmışlıkları, içinde bulunduğumuz noktayı daha da önemsizleştiriyor gözümde. Yaşadıklarımız değerini korumakla beraber, alınan nefeslerin bir gün biteceğini aklımın bir köşesine yazıyorum. Çocuklarım için çabalamak daha çok anlam kazanıyor bu hayatlara şahitlik ettiğimde. Sonuçta insanız, üstelik hayata sevdalıyız… Nefesler tükenene kadar umut yeşerecek elbet gönlümüzün bir yerinde 🙂

Elif Şafak : Havva’nın Üç Kızı

Gündemden kopayım dedikçe, gündem burnumun dibinde bitiyor. Aslında kaçmaya çalışmıyorum, ama ne yalan söyleyeyim, bu aralar pek içimden gelmiyor olan biteni takip etmek. Bakıp geçiyorum ve kendi gündemimdeki minik telaşlarla yaşayıp gidiyorum. Yine de aradan başını uzatan sürprizlerle kafamın içindeki dumanlı dağların tepesinde buluyorum kendimi bazen.

Elif Şafak’ın Havva’nın Üç Kızı romanı işte beni ucu gündeme bağlanan yollara çıkarak sürprizlerden biri oldu. Çok sevdiğim bir abim ve ablam kitabı hediye ettiler bana. Ben de bir çırpıda yuttum elbette. Elif Şafak’ın kişiliğinden bağımsız olarak tarzını seviyorum. Pek çok kitabını okudum. Çağdaş Türkiye romanları arasında beni doyuran ve düşündüren yerleri var hikayelerinin. Anlatım tarzını da gayet başarılı buluyorum doğrusu. Eğer önyargılı bir duruşunuz varsa, buna rağmen bir şans verin derim.

0000000698812-1

Gelelim romana. Günümüz Türkiye’sinde, kafası kelimenin tam anlamı ile çorba bir kadın. Yetiştiği çevre ve ailesi Türkiye mozaiği. Bir roman olmasından mütevellit, tüm renkleri bir arada bulundurabilen bir desen. Annesi tarikata, babası solun derinine dalmış. Abileri bu iki uçtan tam olarak nasibini almış. Kendisi arafta, kararsız bir noktada hayata karşı. Kendini yakın bulduğu babası sebebiyle, varoluş noktasını eğitim olarak belirlemiş. Aynen benim gibi yaşamının bir yerinde İngiltere’de bulunmuş. Tam da şimdi, Türkiye’de, 3 çocuklu, varlıklı bir anne, eş, kadın. Bir akşam davetli olduğu bir yalıda, Türkiye’nin yeni zenginleri, sözümona entellektüelleri, topluma önderlik edebilme potansiyelleri olan ama bunu her an etrafımızda gözlemleyebileceğimiz gibi kendi çıkarları için kullanmayı tercih etmiş kalburüstüleri ile bir yemekte, kocası ve kızıyla beraber. Kitap yemeğe gidişleri ile başlayıp, yemekle beraber son buluyor. Arada Oxford’daki üniversite yıllarına giden düşünceleri ile bize kendini anlatıyor Peri. Bu arada Havva’nın diğer kızları olan dini bütün bir müslüman Mona ve dine tümden küsmüş bir deli fişek Şirin ile tanışıyoruz. Bu üç kızı birbirine bağlayan ve Peri’nin arafını keskin çizgilerle belirleyen profesör Azur ile bir de.

Kitap Tanrı kavramını, günümüz Türkiye’sindeki sosyal ve ailevi olgular çerçevesinde, üstelik bir kadının bakış açısı ile yorumlaması ile oldukça ilgi çekici. Her ne kadar abartılı durumlara kaçmış olsa da, bunlar yaşadıklarımızı keskinleştirmekte epey işe yarıyor. Bence tam da şu günlerde okunması iyi gelecek, bakış açınızı netleştirmekte işe yarayacak, içinde bulunduğunuz toplumu anlamada başka bir pencere daha gösterecek bir roman. Tavsiye ederim…