Ayvalık’ın Sonbaharı

Bu tatlı sahil kasabasında tam anlamıyla ilk sonbaharımız. Burada olmanın şahaneliğini ve İstanbul’da olmamanın keyfini bir arada yaşıyoruz. Sonuçta herşey karşıtı ile varoluyor bir anlamda.

Gerçek bir sakinlik hüküm sürüyor. Henüz havalar soğumadı. İnce bir kazakla idare ediliyor. Hasat zamanı olduğu için müthiş bir zeytin mevzusu, kokusu, yağı, şenliği sözkonusu. Payımıza düşeni dalından zeytin toplayarak, kırma yapıp kavanozlayarak, yağını sıktırıp ekmek banarak, şenliğine katılıp eğlenerek ve dahası akşamları fabrikalardan yayılan kokusundan zevk alarak yaşıyoruz. Zeytinin gerçek bir mucize olduğunu daha net anladık bu sayede. Keşke bu ülkenin ciddi bir zeytin, hatta tarım politikası olsa. Bu kadar önemli ve şahane bir şeyden gerektiğince yararlanamamak için aptal veya kötü niyetli olmak gerekir diye düşünüyorum. Ama biz ne biliriz ki, değil mi?

Günler, buraya taşınmadan önce tahmin etmediğim kadar yoğun geçiyor. Ulaşımın kolay olması ve işin zamanımıza şerh koymaması sayesinde güzelliklere erişimimiz çok fazla. Yine de aklımızın kaldığı çok şey var. Zaman hâlâ yetmiyor 😉

Evde yiyecek üretimimiz epey arttı. Bu konu azımsanmayacak derecede geniş, derin ve önemliymiş. İşin içine girince daha iyi anlıyor insan. Kendi yiyeceğini üretebilmek ve eldekileri dönüştürmek çok keyifli. İnanılmaz bir tatmin ve coşku veriyor. Kendimi yaşama daha dahil ve doğanın döngüsünün daha içinde hissetmemi sağlıyor bu durum. Üstelik daha sadece yolun başındayım. Sonsuz bir macera 😄

Dikiş öğrenmek hedeflerimden biriydi. Şu an gerçekleşiyor 😝 Öğrendikçe nakışa, örgüye, oyaya dalasım geliyor. Müthiş bir terapi. Müthiş 👌

Okumalara doyamıyorum bir de. Kütüphaneye yeni kitaplar gelmiş üstelik. 🙌Her ayki kitap alma alışkanlığımızı bir süredir çocuk kitaplarına ayırıyoruz. Çocuklar büyüdükçe farklı yazarlarla tanışıyorlar. Onların bu heyecanları çok keyif veriyor. Çocuk edebiyatı önem verilmesi gereken bir konu. Bu sayede okumayı ve sayesinde sorgulamayı seven bir nesil yetiştirebiliz. Bazı güzel projeler için yavaş yavaş çalışmaya da başladık bu konuda. Bakalım gelecek ne gösterecek 🙏

Yoğunluğunuzun sebeplerinin hep güzellikler ve hayal ettikleriniz olmasını diliyorum. Gündeminiz pırıl pırıl bir gelecek, neşeli bir bugün olsun. Bugününüz yarınınızın diyetine dönüşmesin. Sonbahar biraz içe kapanma, derine inme, biraz da ha gayret planları hayata geçirme zamanı. Gayretiniz güçlü ve sonuçlu olsun dilerim.

Reklamlar

İstanbul’dan Göç Etmek

Eğer İstanbul’da çalışan bir beyaz yakalı iseniz eminim başka bir yere göç etmeyi en az bir kez istemiş, hayal kurmuşsunuz, hatta plan bile yapmışsınızdır. Haklısınız tabii! Trafiği, mesaileri, çocuğunuzu bakıcıya teslim etmeyi, okul sorununu, müdür sorununu, arkadaşlarla bir türlü görüşememeyi ve dahasını düşününce!😟 Zor değil mi? Kalmak kadar gitmek de zor öte yandan. O yüzden zamanını bekliyorsunuz sanırım. Size bir şey söylememe izin verin o halde, zamanı siz getirmezseniz gelmeyecek 😲

Öncelikle neden kaçmak istediğinize odaklanın. Şu andaki yaşam koşullarınız sizi ne derece zorluyor? Zorluk derecesi nispetinde neler sağlıyor? Sağladığı olanaklar gerçekten sizin istediğiniz hayatın olmazsa olmazları mı? Oturduğunuz ev mesela, çocuğun okulu, kıyafetleriniz, arada bir dışarıda yediğiniz yemek, prestij, çevre, kariyer? Sizce değerli olan ne ve karşılığına değer mi? Biz şahane bir koca beyaz sayfaya SWOT analizi ile anlayabilmiştik içinde bulunduğumuz durumu. Çoğumuzun aşina olduğu bu muhteşem analiz sadece sunumlarda değil, kişisel hayatınızda da işe yarıyor. Eğer içinde bulunduğunuz durum, yani işiniz, eviniz, ortamınız ve olanaklarınız sizi tatmin ediyorsa, şikayet ettiklerinizi düzeltmenin yollarını arayın. İş değiştirin, ev değiştirin, sosyal hayatınızı canlandırın, çocuğun okulunu değiştirin, bakıcı yerine bir okul arayın mesela. Ya da bir hobi edinin, bir kursa yazılın, görüşmek istediğiniz arkadaşlarınızı eve davet edin veya evin dekorasyonunu değiştirin. En önemlisi de şikayet etmeyi bırakıp harekete geçin.

Eğer olumsuzlar daha fazla ise, gitmeyi ciddi ciddi düşünmeye ve planlamaya başlayabilirsiniz. Nasıl mı? O da başka bir yazının konusu olsun hadi. Şimdi her şeyi boşverip şahane bir tatil yapın en iyisi 😜

İyi tatiller ahali

Sıkılıyor Musun?

İstanbul’dan Ayvalık’a yerleşme kararımıza en çok gelen tepkilerden biri de buydu sanırım ‘sıkılırsınız’ ! Bir yıldan uzun süredir buradayız ve artık bu soruya gönül rahatlığı ile cevap verebilirim. Hayır sıkılmıyoruz, aksine zaman yetmiyor bile.

İstanbul’da iş ve ev arasında çocuklara ve kendimize vakit yaratmak için epey uğraşıyorduk. Bilenler bilir, hafta sonları gayet programlı ve yoğun geçerdi. Akşamları çocukların erken uyumaları sayesinde kendimize vakit yaratabiliyorduk ama yeterli değildi. Hele de yıllık tatili saymıyorum bile, 2 hafta ne ya?! Yapmak isteyip de yapamadıklarım yüzünden strese giriyor ve sinirli, sabırsız yanımın gün ışığına çıktığını görüyordum. Beni mutsuz eden şeylerin başında zaman yetersizliği vardı kısaca. Canımın sıkılmasına neden olan şey de, genel olarak zaman yetmeyecek diye başlamadığım ve ertelemek zorunda kaldıklarımdı. Çok önemli şeyler değilse de, insanı kendiyle yakınlaştıran, ebeveyn olmanın keyfini sürmeye olanak sağlayacak şeyler.

Şimdi bunlar için vaktim var. Yıllarca içimde birikmiş bir dolu hevesi hayata geçirebilme şansım var. Üstüne hayalini kurmaya cesaret edemediğim şeyler için uğraşmak, yapmak, bozmak, yeniden yapmak, denemek için vaktim var. Mesela sabahları yataktan kalkmak zorunda olmadan yapılan uzun sohbetler, sakince ve yavaşça evle uğraşmak, kısa veya uzun tatiller için planlar yapmak, aklına esince o an bir yerlere gidebilmek, örmek, resim yapmak, gün içinde uyumak, bol okumak, pazarda uzun uzun dolaşabilmek, yemekler denemek, kendini dinlemek, çocukların oyunlarına dahil olabilmek gibi.

En basitinden okuduğum kitapların edebi anlamı veya pratik bir katkısı olmadığında, vaktimi boşa harcıyormuşcasına bir rahatsızlık hissetmiyorum artık. Bir kitabı sadece bana keyifli zaman geçirttiği için okuyabiliyorum içim rahatça.

İnsan, kendi vaktini planlama şansına eriştiğinde sıkılmak için eğer kendine zaman ayırmazsa, sıkılmıyor. Eğer sıkılıyorsa da, bu kendi istediği için oluyor ve rahatsızlık vermiyor.

Bir düşünün, zorunluluklar ve başkalarının planladığı zamanlar dışında sizin elinize ne kalıyor ve bu değerli zamanda ne yapıyorsunuz? Keyif alıyor musunuz bunlardan? Yapmak isteyip de yapamadıklarınız var mı? Erteledikleriniz neler? Zamanınızın tümünü sizin planladığınızı düşünün. Şimdi bunu her gün ve sürekli yapabildiğinizi düşünün. Başka neler yapardınız? Sıkılmaya vaktiniz kalır mıydı?

Bu soruların cevapları yoğun iş ve büyük şehir hayatından, sakin ve bol zamanlı bir kasaba hayatına geçme fikrinizin en önemli cevabı olacaktır.

Günün doğuşu ve batışına şahitlik yapabilmek için zaman yaratmak zorunda kalmamak

Kendime Not

De ki, fiziken  1 ‘yazıyla bir’ yıl, gerçekten 5 ‘yazıyla beş’ ay oldu hayali gerçekleştireli… De ki, sahil kasabasında taşındın işte. De ki, işi gücü bıraktın, hadi adını koyalım, bir şekil emeklilik bu. De ki, çocuklarının başında, evinin içinde, zamanının efendisi, gönlünün paşası oldun… De ki, o “an”dır bu an… Eee?

Durma, ilerle. Bir sonraki büyük hayale. Bir sonraki hayat uğraşına. Bir sonraki zorluğa. 

Ha, tadını çıkar elbette. Hayat öyle basit değil dostum. Öyle kafandaki gibi pek karmaşık da sayılmaz ha! Yaşamana bak bir yandan ama ipin ucunu da bırakma sakın. Keyfini sürerken planların devam etsin.

Ama hayatın da kendi planları olduğunu sakın ha unutma…

Umuda Sarılmakta, Göç Etmek Arasında

Gidenler çoğalıyor. Gün geçmesin ki bir tanıdık sosyal medyadan veda yazısı yayınlanmasın. Üstelik yorumlarda ‘biz de bugün, yarın yolcuyuz’ diyenler de cabası. Nereye bu gidişat?!

Biz de göçtük bir anlamda. Fakat ülkenin bizce daha güzel bir yerine sadece. Oysa işi, gücü yerinde, gayet eğitimli ve üretken çağında binler, onbinler sınırları aşıyor bir yandan. Kalanlarla birlik olduğumuzda kurtulacak mı memleket acaba? Kalanlar elini taşın altına sokacak mı, buna muktedir olabilecekler mi? Bilinmez sorulardan bir kaçı daha…

Gidenler mutlu olabilecekler mi diye düşünmek saçma. Ülke ve kalanlar adına endişelenseler, gittikleri yerde daha düşük standartlarla yaşasalar da, günlük hayatlarındaki gündem ve çocukları adına endişeleri farklılaşacak. Gittikleri ülkenin genel gelişmişlik standardında paylarına düşen, bizdeki yüksek standarttan görece iyi olacak. Üstüne, psikolojik sıkışmışlık baskısı olmayacak. Öteki olmakla, göç hüznü ile açıklanamaz bir zaman dilimindeyiz tarihin. Çünkü sınırları iletişim sayesinde aştık ve ülkede zaten ‘öteki’ hisseden binler bu göçenler. O halde, gayet mantıklı değil mi gidenlerin fazlalığı…

Peki içimdeki bu öfke, zaman zaman nükseden geç kalmışlık duygusu, çocuklar adına bastırmaya çalıştığım umut yoksunluğu ne olacak? Kendimi ilmek ilmek dokuduğum, yüzümde gülücükler açtıran, bu günlük hayatımın, içinde olmaktan büyük keyif aldığım hayallerimin ortasında avutmaya mı çalışıyorum acaba? Umut diye sarıldığım bu yürüyüşler, okuduğum yazılar, dinlediğim aydınlar yetecek mi güneşli yarınların inşasına?  

Yoksa çocuklarımın gözlerinde, kitaplarımın, çiçeklerimin, sakinliğimin ortasında kandırıyor muyum kendimi? 

Ah bu iç çekişler…

Gidince Olanlar

İnsanın düşünmek ve daha çok düşünmek için bol zamanının olması nasıl muhteşem bir duygu biliyor musunuz? Ben artık biliyorum 😊

İstanbul’dan, büyük şehrin her türlü keşmekeşinden ve iş hayatının yarattığı stresten kaçmak istemeyen ve bunun için plan yapmayan kaldı mı bilemiyorum. Ama bunu gerçeğe dönüştürmüş biri olarak gönül rahatlığı ile şunu söylememe izin verin; elinizden geleni ardınıza koymayın. Emin olun yaşama dört elle sarılmak için sıkı bir sebebe daha sahip olacaksınız. Üstelik neşesi ve tatmini de cabası… Neyin mi? Yaşamın elbette 😉

Tam mânası ile gelmemin üstünden yaklaşık 4 ay geçti. Zaman ilerledikçe hem yeni hayata, hem de yeni mekana daha çok ısındık. Tüm aile zaman zaman hâlâ inanamaz durumdayız halimize ya!  Rehaveti yavaş yavaş üzerimizden atıyoruz. Önümüzdeki yıl dinlenmeye vakit ayırma niyetindeyim hâlâ. Ama yavaş yavaş kanımın bitlenmeye başladığını da hissediyorum. Okumaya çok vakit ayırmakla beraber, doyamadım yeterince. Sular seller gibi okumak, bir o kadar da gezip tozmak ama evimden de hiç çıkmamak arasındayım. 

Günler birbiri ardına sıralanırken, kafamda varolan fikirler olgunlaşıyor, yenileri ekleniyor ve kımıl kımıl oluyor içim. 

Ülkenin gündemine katkımın zavallı olduğunun bilinci ile kendi kişisel dünyamı zenginleştirme ve en değerli hazinem olan çocuklarıma odaklanma sürecini yaşıyorum.

Her gelen günün coşku ile hayatımı daha da zenginleştirdiginin farkına varıyorum.

Bunlar çok güzel günler ve daha da güzel günler göreceğimiz inancı ile mutlu uyanıyorum. Evet, herşeye rağmen hem de… 

Zeytine, Katar’a, 2 kez müebbet alan Atilla Taş’a, Nuriye ve Semih hocalara ve dahasına rağmen… Zeytin için, iş ve aş için, memleket için, Zeytin Çekirdekleri için, çırpınan gençler, çabalayan insanlar için, saksıdaki çiçeği açtı diye sevinebilenler, çocuğu okuduğu için gurur duyanlar için, hâlâ müziğe ve dansa gönül verenler olduğu için, yaşam için… 

En çok çocuklarımın gözlerinin içine baktığımda gördüklerim için…

Kasaba Hayatı

Kendimi 42 yaşında emekli edip, bence Ege’nin en şahane kasabasına yerleştiğimde ruhumda özgürlük ve başıboşluk, kalbimde pır pır umut, zihnimde türlü çeşit planlar ve aklımın bir köşesinde de etraftan çığlık çığlık yükselen’orda sıkılırsın yahu’ feryatları vardı. Gün be gün ekliyoruz zamana ve henüz bizde en ufak sıkılma emaresi belirmedi. Merak eden varsa hani 😉

En çok ne yapıyoruz diye bir düşündüm de; sanırım en çok gülümsüyoruz 😊 

Bol bol çay, kahve, bira, şarap içiyor; yemek ve ot tarifleri deniyor, yoğurt mayalıyoruz. Şaka değil, her hafta neredeyse 10 kilo sütü sarıp sarmalıyorum 😂 2 ayda 12 kitap okumuşum. Sayfaya vursan, boyumu aşar hani 😝 Çocuklarla oyun oynamayı öğrendim. İtiraf edeyim önceden bu konuda pek iyi değildim. Giderek gelişiyor bu yönüm. Artık sıkılmadan 2-3 saat oynayabiliyorum. Çok daha az televizyon seyrediyor, daha çok müzik dinliyorum. 

Uzaklara bakmayı yeniden keşfediyorum. Kafamı kaldırıp denize, dağlara, gökyüzüne bakmayı öğreniyorum yeniden. Çiçeklerin renklerini, toprağın dokusunu, soğuğun anlamını, sıcağın nefesini hissediyorum taa içimde. Ellerim hep suyun içinde, daha kuru, daha yıpranmış ama biliyorum çok daha mutlular. Henüz dilediklerince üretemiyorlar ama, yakındır. Çocuklar 3 öğün evde yemek yiyorlar. Acelesiz, sohbetli, gülüşlü, lezzetli. Laf aramızda yemek yapmayı da fırsat bu fırsat öğreniyorum yavaştan. Bu konuda gidecek epey bir yolum var 😥😂

Yepyeni insanlarla tanıştık. Vakitsizlikten mi, mekansizliktan mi bilemiyorum ama öncesindeki kısıtlı, kısır çevremizin daha fazla ayırdına varıyorum. Bambaşka hayatları kanlı canlı görmek, onlara dokunmak, muhabbeti koyultmak bana da farklı ufuklar açıyor, zenginleştiriyor. 

En çok çocukların her şeyinden haberdar olmak, yaşamlarının içinde tam anlamıyla ebeveyn olarak bulunabilmek, onları dinlerken zamanı umursamamak, ihtiyaçları olduğunda koşulsuz yanlarında bulunabilmek, sakin ve tamamen onlarla olabilmek şahane. Bir tek bu bile yeter aslında insanın canının sıkılmamasina…

Güzellikler bunlar elbet. Fenalıklar ya da olumsuzluklar da var. Güllük gülistanlik da değil o kadar, aman ha! Onlar da başka sefere dile gelsin artık 😊

Haber

Bilenler bilmeyenlere duyursun, fikri ya da haberi olmayanlara birileri haber uçursun; emekli oldum nihayet. Şehr-i İstanbul’u da terkeyledim üstelik. Bir zamanların alıcısı çok ütopik hülyası sahil kasabası hayali gerçek oldu a dostlar… Nasılını, niçinini bi yana koyalım ve sonuca odaklanalım. İşimiz bu değil mi sonuçta!

Kendi hâlinde bir minik kasabada yaşıyorum artık. Çok nezih billah. Denizi seyretmek için plan yapmama gerek yok inanabiliyor musunuz? Süresiz bedava. Üstelik şahane… Çocuklarımla sınırsız ve süresiz beraberim. Mesela bugün okula gitmedi ikisi de, şaka değil, saf gerçek! Hatta tüm hafta delibozuk gezeceğiz gönlümüzce, inanılmaz değil mi? Oysa bir o kadar basit ve kolay…

Bir ara yazarım detaylı ama şimdilik içimden gelen şu; yaşadığım hislerin ve gerçekliğin sebebi olan koşullara ve kişilere sövmeyi bıraktım ilk haftada, teşekkür mertebesine geldim. Onların yarattığı koşullar ve bendeki cesaret olmasaydı ne ben burda olurdum, ne de bu hisler bende vücuda gelirdi… Minnet yok elbette, o kadar uzun boylu değil 😫 ama bir minik teşekkür geliyor içimden, engel olamıyorum😏 

Çocuk Parkı

Sabah bir mahalle parkının yanından geçtim. 5-6 yıl önce her sabah çocuklarımın ananeleriyle beraber mahalledeki arkadaşları ile buluşup oyunlar oynadığı parkın.

2 çocukla şehrin temposuna tutunduğumuz zamanlara gitti zihnim. Hayatımızı düşündüm. Hayallerimiz nasıl da uzaktaydı. Henüz plan aşamasına gelmemişlerdi. Sadece kafayı yukarda tutmaya çalıştığımız, düşmeyen ritmin ucundan yakalamak için çabaladığımız, her minik boşluğu neşeyle doldurmaya uğraştığımız zamanlar. Minik bebeklerimizle koşturup durduğumuz, okulun erkenden hayatımızı işgal ettiği, haftasonlarının çok manalı zamanlar olduğunu düşündüğümüz, bütçeyi denkleştirmek için debelendiğimiz zamanlar. Şimdi dönüp baktığımda pek çoğuna ‘iyi ki’ diyebildiğim yoğun günler.

Çok şey değişti. Hayallerimiz belki de karmaşanın ve olumsuz yaftası ile hayatımızı yönlendiren etkenlerin sayesinde daha erken plana dönüştü. Ailemizin ve düşüncelerine kıymet verdiğimiz arkadaşlarımızın, abi ve ablalarımızın fikirlerini almak için mevzuyu açtığımızda verdikleri tepkileri hatırlıyorum. “Ne yapacaksınız küçük bir kasabada, eğitim ne olacak, sıkılırsınız, iş mevzusu zor, şehrin imkanlarını ararsınız… Çocuklar için çok iyi olur, sizin gibi bir aile çok rahat adapte olur, halledersiniz bir şekilde, o kadar uzun vade plan yapmaya gerek de yok zaten, daha çok şey yapmaya fırsatınız olur… ” Doluyu boşalttık, yarıyı doldurduk,  ipin ucunu denkleştirdik, sıralamayı değiştirdik, görmezden geldik, ince eledik, sık dokuduk ve sabrettik, inat ettik, cesaret ettik, görmezden geldik… Endişelerimizi, taşın altında iki el var diyerek atlattık. Gittik…

Sonra umduğumuzdan iyi olanlar, planladığımız gibi gitmeyenlerden daha fazla olduğu için mutlu olduk.

Sabah o parkın yanından geçerken 5 yıl önceyi düşündüm. Boş parkın içinde çocuklarımın görüntüleri canlandı. Seslerini duydum. O zamanlardaki telaşımı ve sabırsızlığımı anımsadım. Sonra şimdiyi düşünüp kocaman gülümsedim. O parkın yanından hayallerimi heybeme almış geçmek ne de iyi geldi… İçinize gitmek geldiyse gidin… İçiniz açılacak emin olun 🙂

Hayat Nasıl Gidiyor Orada?

Bazılarınızın malumu üzerine bir süre önce pılıyı pırtıyı toplayıp, çoluk çocuk gitmiştik ‘Bir Ege Kasabası’na’. Hayat nasıl diye merak edenler oluyor. Her ne kadar benim bir ayağım koca şehir girdabından çıkamamış olsa da, evimiz ve esas yaşamımız artık minik kasabamızda. Ve ibre hala güzelden yana 🙂

Sessizlik hakim genel yaşamımıza. Daha sakin ve huzurlu bir ruhum var, bunu iliklerimde hissediyorum. Mesela sinirlerim kendini bir yoga matına veya masaj koltuğuna yatırmışcasına durgun. Beynim dolambaçlı yollardan arınmış gibi hissediyorum. Birbirinin aynı olan günler monotonluktan ziyade güven ve mutluluk veriyor. Günün her anına asılı bir sükunet var sanki havada. Oysa inanılmaz bir hızımız var, yolculuklarımız, işlerimiz, kalabalığımız, zorunluluklarımız, zorluklarımız… Ama huzur ruhumuza yerleşiyor yavaş yavaş, hissedebiliyorum.

Henüz kış bastırmamış olsa da, yazı kışından çok olan bir yerde evleri yapanların kışı pek dikkate almadıklarını keşfetmiş durumdayız. Şahane şöminemizin önüne koyun postu atıp şarap yudumlamak sanırım bir süre daha kitaplardan hayal dünyamıza akacak bir görsel. Kül kovası ile meşe odunlu yığını daha uygun görünüyor şimdilik. Ha ısınma dersen gürül gürül ! Fakat arkadaşlar pek kullanılmayacağını düşünmüş olmalılar ki temizlemesi mümkün görünmeyen henüz keşfedilmemiş bir teknik kullanmışlar bacayı yaparken. Üstelik yaz ustalarının yaşadığı memlekette, baca ustası olmaması da garipsenecek bir durum olmasa gerek. Her yanışta tüterek bir odayı kullanılmaz hale getiren bacamızı adam etmek için, bir süre daha baca temizliği videoları izleyip, gerekirse bir sertifika programı için Halk Eğitime yazılmak gerekecek sanırım. Bu arada hala tişört ile idare edilebilir olması ve klimanın varlığı bize zaman kazandırıyor. Çocuklar da bir süre sonra banyo sonrası titrememeyi öğrenirler diye umuyorum. Yazın buz gibi sudan çıkmamalarına güveniyorum bu noktada 🙂

Devlet okulunun güzellikleri olarak kocaman bahçesi, bol oyun zamanı gibi gibi bir dolu olumlu yan ile beraber, eğitim seviyesi düşük aileler, bazı çocuklara uygulandığına şahit olduğum şiddet, çocukların oyun yerine kümeleşme ile zaman geçirmeleri, futbol dışında oyun kurmakta zorlanmaları, zorbalık gibi olumsuz yönler de sayabilirim. Bunların bir kısmının koca şehirlerde de olduğunu biliyorum ama kendimize yarattığımız sanal fanusun içindeki özel okullar bunlarla yüzleşmemize izin vermiyordu ne de olsa.

Çocuklar için okul ortamında yapabileceğimiz pek çok şeyin olması da ayrı bir güzel. Ha buna gerek kalmamış olsaydı keşke, fakat bu ülke bu dönemde, bu seviyede değil işte; kabul etmek gerek… Henüz vaktim yok bazı sebeplerle, ama olduğunda neler yapabileceğimi planlıyor ve bunun için de ayrıca heyecanlanıyorum…

Beni en çok memnun eden olanaklardan biri de spor ve sanat anlamında iyi işler yapılması. Hemen her yaştan çocuğun voleyboldan bisikletçiliğe, gitar çalmaktan, halk oyunlarına, yelkenden kemana, futboldan yabancı dile pek çok kursa kolayca erişimleri var. Gayretli insanlar var. Katılım gidecek yolu olsa da, ümit verici seviyede. Bu anlamda trafiği, zamanlarını ve ücretlerini düşünerek İstanbul’un olanaklarının zavallı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Yazacak çok şey var hala. Alışmaya çalışıyoruz. Şimdiye kadar olan biteni, İstanbul’a gelen çocuklarımın, 2. gün itibariyle geri dönmek istemeleri ve “burası kokuyor” diyerek tepki göstermeleri özetliyor sanırım. Hem bahçe de yokmuş burda 🙂