İstanbul’da Çocuk – Mart 2016

Mart kapıdan bakıyor. Hava bahar coşkusuna kapılmak üzere. Okulun 2. dönemi ve çocukların kaynayan kanları ile tatlı bir yoğunluk var üzerimizde. İstanbul’da olanlar için doğada arkadaşları ile oyun oynamak dışında, hafasonlarını şenlendirecek birkaç alternatif var aşağıda.

Aksanat

Beyoğlu’nun girişinde nefis bir bina. Biraz erken gidip çocuklarla sergiyi gezmenizi öneririm.

aksanat

Sonra çocuklar dans atölyesine katılıp, keyiflerince coşarken, siz de şirin ve sakin cafesinde oturup, kahvenizi içip, kitabınızı okuyabilirsiniz.

cocuklar-icin-yaratici-dans-dersleri_2665_1

Dansı tercih etmezseniz, dramadan heykele, resimden mozaiğe farklı alternatifleriniz de var. Dans dersi 15 TL, diğer aktiviteler 10 TL.

Dilerseniz saat 11:30’daki 80 Günde Dünya Turu oyununu da izleyebilirsiniz. Oyun bileti 3 TL.akbank-cocuk-tiyatrosu--seksen-gunde-dunya-turu_3535_1

Çıkınca Beyoğlu’nun renkli kaosuna karışıp, Karaköy’e inebilir, güzel bir yemek yer ve Galata Kulesi’nden şehri izleyebilirsiniz.

İşSanat

13 Mart’ta İşSanat’ta Sahne Denilen Büyülü Kutu oyununa gidebilirsiniz. Danslı, şarkılı nefis bir oyun. Levent İş Kuleleri’nde ve biletler 15 TL.

isSanattan-Sahne-Denilen-Buyulu-Kutu-Cocuk-Oyunu

Borusan Contemporary

5 Mart’ta Rumelihisarı’ndaki şahane Perili Köşk’te yeni bir sergi başlıyor. “Güverte Yolculuğu”. Sergiden esinlenerek hazırlanmış eğitim programları esnasında çocuklar hem sergideki eserleri hem de tüm binayı geziyorlar. Ardından her seferinde beni şaşırtan yaratıcılıkta atölyeler yapıyorlar. Fiyatı 20 TL. 2 saat sürüyor ve önceden rezervasyon yapmak gerekli. Bu arada anne ve babalar harika bir manzara eşliğinde çaylarını içebiliyor.

borusan

Ardından Baltalimanı’ndaki Japon Bahçesi‘nde bir gezinti veya sahilde bir yürüyüş güzel olur.

japon-bahcesi-07

Devlet Tiyatroları

Mart ayında çocuklara yönelik 2 oyun var. Çiçeğim Solmasın ve Barış Gezegeni. Her iki oyun da dekor, kostüm ve konu olarak etkileyici ve çocuklar kadar büyüklerin de zevk alabileceği oyunlar.

142441872977248723-b14174236471207400411-b

Şehir Tiyatroları

Mart ayında yine pek çok güzel oyun sahneye koyuyor şehir tiyatroları.  Üstelik çocuk oyunları sadece 4 TL. Pazar günleri saat 12:00’de ve 15:00’te 2 seans olarak ve sahneler arasında dönüşümlü olarak sergileniyor oyunlar.

Biz oyun kaçırmamaya çalışıyoruz. Hatta bazılarını bir kaç kez seyrettik. Yapılacak en güzel aktivitelerden. Son dönem en çok eğlendiğim oyunlardan biri Üzgün Ağaçlar Ülkesi. Epey eğlendik biz de anne ve baba olarak.

kongre
Harbiye gibi büyük salonlarda bileti hemen oyundan önce alabilirsiniz.

tiyatro

Ardından Harbiye Askeri Müze’yi gezip, Maçka Parkı’nda harika bir gün geçirebilirsiniz.

img_25031

XtremAdventures

Maslak’taki Uniq İstanbul içinde harika bir aktivite alanı. Çocuklar dilerlerse ağaçların üzerinini, dilerlerse buz pistini keşfedebilirler. 4 yaş üstü için kanlarını coşturacak, temiz havaya doyacakları nefis bir aktivite. 1 saatlik bir aktivite için 30 TL ödüyorsunuz, fakat hakkını veriyor doğrusu.

uniqulio

Ardından Uniq İstanbul’da karnınızı doyurup, geniş alanında çocukların skooter veya patenle eğlenmelerini izleyebilirsiniz.

uniqul

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

Ataşehir’de bir vaha. Bilenler eminim müdavimi olmuştur. Hele bu mevsimde doğa canlanırken tüm günü geçirebileceğiniz harika bir yer. Pazartesi hariç her gün açık ve giriş ücretsiz.

nezahat

Zorlu Center

Haftasonları çocuk katındaki etkinlikler biraz kalabalık olmakla beraber zevkli. Her hafta düzenli yapılan etkinlikleri, dönemsel ve belli bir konseptle yapılanlara tercih ediyorum. Ahşap boyamadan, magnet yapımına her hafta farklı bir etkinlik var. Tüm etkinlikler ücretsiz.

zorlu

Bu aralar dönemsel aktivitelerde dünyaca ünlü ressamlardan esinlenerek yapılmış “Sanat Çocuklar İçin” aktivitesi var. Açıkçası kitabına aşina olduğumuz Da Vinci etkinliğinden çok hoşlanmadım. Kapasitesinden fazla çocukla ve sıkılmış gözetmenler eşliğinde ezbere yapılan etkinlikler gibi geldi.

zorlu2

Hemen yan taraftaki mini çocuk etkinlikleri veya dışarıdaki gayet kapsamlı çocuk park alanı daha eğlenceli laf aramızda.

zorlu ak

Snow Show – Zorlu Center

6 Mart’a kadar devam edecek bir gösteri. Her ne kadar 8 yaş sınırı varsa da, 5 yaş üzeri çocuklar eğleniyorlar. Gösteri palyaçolar, ışık, ses, balonlar, yağan karlar ve eğlenceli müzikle gerçek bir şölen. Küçük çocuklar için hafta sonu gündüz seansını tercih etmenizi öneririm. Zira 4,5 yaşındaki oğlum ikinci yarıda kucağımda uyuyakaldı akşam olduğu için.

Biletler 85 TL’den başlıyor. Biraz pahalı 😦

zorlusnow

Sabancı Müzesi

Sabancı Müzesi sergilerinin ve çocuklar için ücretsiz eğitim atölyelerinin yanısıra, hem bahçesinde zevkle vakit geçirebileceğiniz, hem de sahilde yürüyüş yapabileceğiniz bir mekan.

Çocuklar eğitmenler eşliğinde sergiyi geziyor ve sonrasında bununla ilgili bir atölyeye katılıyorlar. Atölyeler ücretsiz. Rezervasyon gerekli.

sabancı20150110_154925

sabancı1

İyi eğlenceler…

 

Gerçeğe Yakın Bir Öykü : People, Places, Things

 

nszpvr-b88484544z.120150812151418000g2abcls1.10

Yukarıdaki resimde görünen baba, kızlarının 5. yaşgününde, karısını sevgilisiyle basıyor. Boşanma sonrası evden taşınıyor. Sonrasında içine düştüğü duygusal durum sebebiyle bocalarken, bir yandan hayatını düzene koymaya, bir yandan da kızların hayatında varolmaya, onların yaşam düzenini devam ettirmeye çabalıyor. Bu arada anne, sevgilisi ve kızlarla hayatına devam ediyor.

Bir Türk bakış açısı ile;

  • ne iyi, ne düşünceli baba, yazık adama
  • kadın da ne genişmiş kardeşim
  • adam kadını basınca icabına bakacaktı
  • hala görüşüyor kadınla, bir de yardım ediyor, pes
  • adam iyi, kadın çok fena

Oysa son derece mantıklı ve bol görünen bir sebeple yolları ayrılan ve çocuklar sebebiyle birbirinin hayatında varolmaya devam eden bir çiftin öyküsü bu. Yaşam insanları farklı yollara savurabilir. Artık birbirine tahammül edemeyen veya birlikte olmaktan dolayı mutsuz insanların bir arada olması gerekmez. Fakat bu iki yetişkinin problemidir. Çocuklarsa her iki tarafın da ayrı ayrı yaşamının güzelliğidir.

2015 yapımı People, Places, Things son derece olabilir bir olayı gerçekçi bir bakışla sunuyor. Komedi unsurlarının ağır bastığı film öyle güzel akıyor ki, sanki bu insanlar yandaki evde yaşıyorlarmış hissiyle izliyorsunuz filmi.

peopleplacesthingdvdbox

Adam, bir çizgi roman yazmaya çalışırken, bir yandan da üniversitede bu konuda ders veriyor. Evliliğinde herşeyin yolunda olduğunu düşünüyor. İçine kapanık bir karakter, hayatın içinde sakince yol alıyor. Kadın, adamın bu çabasını desteklerken, hem evi çekip çeviriyor, hem de çocuklarla ilgileniyor. Bir noktada kadın, kendini unuttuğunu farkediyor. Hayallerini ertelediğinin, kendisini ihmal ettiğinin ayırdına varıyor.

people-places-things-4

Ayrılık sonrasında adam onu sürekli destekleyen birinden mahrum kaldığında bocalıyor. Fakat ayakta kalmak zorunluluğu onun da harekete geçmesine sebep oluyor. Kızlarının sorumluluğunu paylaşmaya, romanının çizimlerini tamamlamaya, ilişkilerinde sorumluluk almaya başlıyor. Bu esnada kadın, kendisi için bir şeyler yapabilmenin tatminini yaşarken, bunu hayatındaki dengeleri bozmadan yapabilmenin yollarını arıyor.

Tüm bu süreçte adam ve kadının birbirine saygısı, iletişimlerindeki yetişkin tavır, ebeveyn olmanın sorumluluğunu taşımaları, her ikisinin de büyüme çabalarını birbirlerine ve çevrelerindeki diğer insanlara yansıtma biçimleri, adamın okuldaki derslerindeki dürüstlüğü, öğretme biçimleri, öğrencileri ve hayatına giren diğer kadınla ilişki biçimi beni hayran bıraktı.

maxresdefault

Kültürün, ilişkiler çerçevesinden aşka ve ebeveynliğe etkisini mantıklı bir dille anlatıyor film. Olması gereken de bu sanki: insanın kendi mutluluğunu yaratırken, başkalarıyla, özellikle de sorumluluk duyması gereken çevresi ile ilişkisi. Bunu empati kurarak, duygularını ve düşüncelerini dürüstçe ifade ederek yapabilmek gerekli. Bu noktada da okumuş, gezip görmüş, bakış açısını genişletebilmiş olmak çok önemli. Çocuklarım için en büyük dileklerimden biri.

Ayrıca Yeni Zellanda aksanı da ayrı bir tat katmış filme. İzlemenizi öneririm.

1444757105_5

Filmin senarist ve yönetmeni James C. Strouse. Başrollerinde Jemaine Clement, Regina HallStephanie AllynneJessica Williams ve ikizler Gia ve Aundrea Gadsby oynuyor.

Yaşamdan

Yaşamı biz zorlaştırıyoruz. Elimizdekine şükretmek, iyi tarafları görmek yerine; vahlanıp duruyoruz. İçim daralıyor bu durumdan.

Okuyup duruyorum. Ebeveyn kitapları, tarihi aşk kurguları, Whatpatt kitapları, romanlar, çocuk kitapları, gazete ekleri, internet makaleleri. Elime ne geçerse yutuyorum. Kendimi kurgu yaşamların, gerçeğin analizlerinin, gerçeğe uygulanması zor teorilerin içinde kaybetmeyi umuyorum.

Arkadaşlarla muhabbet ediyorum. İçimden gelmiyor. Ağzımdan dökülen karamsarlık ve bilgiçlik kokan felaket senoryalarından sıtkım sıyrıldı. Bildiğimi sanmamdan, kendimi en zora hazırlamaya çabalamaktan midem bulanıyor zaman zaman.

Gerçek yoklukları görünce kanım donuyor. Kucağında bebekleri, etrafında çocukları ile kaldırımdaki kadınlar, kimsesi kalmamış vahşet tanığı ifadeleri ile ekrandan bana bakan çocuklar, şu sıralar en çok da zamansız ölümü ile ardından bıraktığı eşi ve oğlu ile dostumum yokluğu. Savaş çanları ve çaresizlik.

Bir yandan içimden taşan bir umuda sarılmış durumdayım. Ruhum çocuklarımın varlığı ile parlıyor. Evliliğimdeki aşk ve huzura şükrediyorum. Ne bileyim, sonunda sanki hakkım yokmuşcasına boğazımdan geçmiyor nefesim, daralıyorum. Bunlar da geçecek. Zaman koşar adım ilerleyecek biliyorum.1 Dünyanın bir başka güneşli yerinde gülümseyen insanları hayal ediyorum. Bir minik masanın etrafında süregelen sohbete katılıyorum, içkimden bir yudum alıp, anlatılan anılara kulak kesiliyorum. Çocuklarımın ellerinden tutup yürüdüğüm bilinmeyen bir şehrin, ilk defa geçtiğim yollarında, omzumun üstünden kocama gülümsüyorum. Elimde kahvem, battaniyeme sarılmış kahvemi kitabıma dökmemeye çalışırken içim geçiyor, uykuya teslim oluyorum. Bir sahilde sıcaktan bunalıyorum, kendimi denizin donduran soğuğuna bırakıyorum. Zaman alıp gidiyor başını, yaşıyorum.

Zor olan ne? Güç hangi delikte?

Can

Ağaçlar gibiyiz biz insanlar. Minicik bir tohumdan başlıyoruz. Bize itina ile bakan birilerine ihtiyacımız var. Kimimiz de bu özenden yoksun kendiliğinden serpiliveriyor. Derken küçük bir fidana döünüşüyoruz. Genç ve canlı. Her rüzgara kapılan, eğilip bükülen, her şeye rağmen heyecanla büyüyen, gelişen.

Dallarımıza kavuşuyoruz. Güçleniyoruz. Kendimizi biliyor, sınırlarımızı tanıyoruz. Çoğalıyoruz, iyice kök salıyoruz.

Zamanı gelince, vade dolunca da kimimiz kuruyor, kimimiz kesiliyor, kimimiz de vazgeçiyor hayattan.

Ve yaşam, bir ağaç gibi. Köklü, dallarında yemyeşil yapraklarıyla, kadim bir bilgelikte. Her birimiz bir yaprak gibi tutunuyoruz farklı dallarından o ağaca. Minicik ve heyecanlı bir yaprak gibi savrula savrula büyüyoruz. Koyu bir yaşanmışlıkla sarılıyoruz o dala, hiç kopmayacakmışcasına.

Ve vadesi dolan, kuruyor, kopuyor ve toprağa kavuşuyor sonunda.

Tüm kadimliği ve kalenderliği ile toprak bambaşka köklere hayat vermek için kucaklıyor bizi.

Biz, ölümlü can’ları…

  • Tanıdığım en iyi insan, dostum Murat Yapıcı anısına (15 Şubat 2016; 9:30)

Kökler ve Dallar

Bebek ana rahmine düştüğü anda bir ruh üfleniyor içine. O ruh, yüzyıllardan bu yana anne ve babanın atalarının, insanlığın yaşadıkları ile yoğruluyor. Doğduğunda, bebeğin ruhunda işte bu ışık parlıyor. O yüzden o mis kokuları, o yüzden o aşk; o yüzden çirkin ve buruşuk bedenlerini, cırtlak seslerini bağrımıza basıp sütümüzle, benliğimizle besleme isteğimiz.

İnsanın doğası değiştirilemiyor. Kimi huy diyor, kimi fıtrat, kimi benlik. O minik insan içine doğduğu koşullar ve ona yaşamının ilk evrelerinde eşlik edenlerce yoğruluyor. Yaşamı öğreniyor, duyguları, davranışları. Ne kadar düşmüşse şansına, o kadar! Ama neyle yoğrulursa yoğrulsun, özü hep olduğu gibi kalıyor.

baby_tree_by_orchidowl-d50x69r

İnsan ya kök olarak doğuyor, ya da dal. Kökü sağlam olanlar derinlere ulaşıyor, dalları güçlü olanlar yükseklere. Ne bir kök dala, ne de bir dal köke dönüşemiyor. Huy değişmiyor, fıtrat aynı kalıyor. Aksi ise ruhuna sığamayan, aldığı nefesin yetmediği, mutsuz bir insan…

Çocuk yetiştirirken de, hayatına yön verirken de insan kendini bilmeli. Kök mü, dal mı? Belki de bu yüzden insan, bir çocuğu yetiştirken öğreniyor en çok kendini. Bebek daha emerken onun fıtratını anlamaya başlıyor. Aceleci mi, hırslı mı, sakin ve metanetli mi, alabildiğine mi, kalender mi? Nasıl öğreniyor, ne kadar füturlu, cevval cabbar mı, temkinli ve derinlemesine mi, sakince alıyor mu hayatı, zevkle dalıyor mu içine bilinmezlerin?

Bir kökse eğer, zeminini tanıyor. Onu mutlu eden sağlamlıkta ve verimde bir yer arıyor. Onu bulduğunda kök salıyor, sımsıkı tutunuyor. Bazen bir insan, bazen bir meslek, bazen bir yer, bazen de bir hayal.

551167_les_derevya_korni_ozero_priroda_3648x2736_(www.GetBg.net)

Eğer bir dalsa, olabildiğince çoğalıyor. Gücünün yettiği her yere ulaşmaya çalışıyor. Sonsuzluk kadar çok olan seçeneklerinin içinde onu en çok yeşertecek olan dallarını büyütüyor. O dallar bazen bir insan, bazen bir meslek, bazen bir yer, bazen de bir hayal.

Gumbo_Limbo_Tree_DeSoto_National_Monument

İnsan kendini bildiğince yönünü de, yöntemini de ince bir keskinlikle tayin edebiliyor. Ama bunun farkına varması için, kaygan zeminlere tutmayan kökler salmanın, fazla sıcak veya soğuk iklimlere dallarını yeşertmenin yaşanmışlığı gerekiyor. Elde kalan bir minik dal parçası yetiyor sonrasında köklenip, yeşermeye.

treeoflife2

En güzeli de bir kökün dallarına, dalların ise köküne ulaşmış olması. Eş seçimi önemli. Sonrasında yeşeren meyvelerin tadına doyum olmaz 🙂

Anne gözüyle, yavrularımın bana ifade ettikleri bunlar işte. Bana öğrettikleri. Kendimi tanımamda, evliliğimde, anne olmamda, hayatımı anlamlandırmamda böyle dile geliyorlar. Onlar bizim sevgi ve hayranlıkla eşlik ettiğimiz meyvelerimiz. Onlara köklerimiz ve dallarımızla bağlıyız. Gücümüz, her birimizin içinde taşıdığı ışığın parlaklığı gibi, duru ve kadim…

FruitTrees-SS-Post

 

Bir Meleğin Günlüğü

Bir Meleğin Günlüğü, “The Guardian Angel’s Journal” orjinal adı ile 2011 yılında yayınlanmış. İrlandalı Carolyn Jess-Cooke‘un ilk ve Türkçe’ye çevrilen tek kitabı.

a

C. Jess Cooke, 78 doğumlu, 4 çocuk annesi bir yazar. İrlanda’nın karanlık, dehşetli, acı ve şiddet dolu ortamını, bir çocuğun büyümesine arka plan yapmış. Kitap boyunca masum bir bebeğin, 40 yaşında, boşanmış, pişmanlık içinde, başarısız hisseden bir anne ve eski bir alkolik olarak öldürülmesine evrilen yaşam öyküsünü okuyoruz. Üstelik görgü tanığımız, kadının kendisine eşlik etmek için dünyaya gönderilen melek halindeki kendisi.

Doğaüstü ve karamsar bir hikaye gibi görünse de, İrlanda’nın geçirdiği şiddet dolu ortamın insanları üzerindeki etkisini gayet iyi veriyor yazar. Şiddetin şiddeti, kötülüğün karanlığı doğurduğunu, kişilerle bağlantılı ancak olayların arka plandaki sebepleri ile birlikte anlamamızı sağlıyor. Bu sırada inanılmaz bir doğaüstü melek dünyası kuruyor. Zaman ve mekan zihninizde Margot’un meleği Ruth ile eğilip bükülüyor.

Kitapta mini mini, masum bir bebeğin çukura battıkça batan, oysa içinde sevgiyi hep barındıran bir kadına dönüşmesine şahit oluyoruz. Toplumun bir bebekten nasıl mutsuz ve yaşamaya pes eden birey yaratabildiğini okuyoruz.

Öte yandan seçimlerimizin hayatımızı nasıl yönlendirebileceğini görüyoruz. Gereksiz gururun, sonsuz sevginin ve insanın kendine inancının nelere yol açabileceğine şahit oluyoruz.

Belgin Selen Haktanır çevirisi ile 316 sayfa akıp gidiyor. Bir anne gözüyle okumak insanı hınç içinde bıraksa da, bir annenin gücünü, topluma karşı ve toplumla beraber neler yapabileceğini de bir kez daha anlatıyor kitap. Farklı ve merakla okunan bir roman.