Geleceği Anlatan Seriler: Uyumsuz… Açlık Oyunları… Twilight…

Oldum olası içinde geleceğin dünyasını barındıran sinema filmlerini severim. İçlerinde hep karamsar bir öngörü barındırsa da, sonunun kurtuluşa bağlanması hoşuma gider.

Açgözlü bir hırsla dünyayı talan etmeye devam edersek, doğa, yakın bir gelecekte insanoğlunu alaşağı etmekte beis görmeyecek korkarım. Hızla artan nüfus ve doğaya karşı bilinçsizlik, gelecek umutlarını artan bir ivme ile tüketiyor. Görünen o ki, gelecek nesil daha zor yaşam koşullarına sahip olacak.. Bu noktada ilerleyen teknolojinin etkisi büyük olacak. Günümüzdeki iletişim ağına bakarak, güçlü ve hakim bir teknolojik beyin -ki bu tarz filmlerin ana karakterini oluşturur genelde- uzak değil.

Sanat bizi geleceğin şaftı kaymış gündemine hazırlıyor bir anlamda. Bakış açıları ve yaşama şekilleri bizim kuşaktan çok farklı olan yeni nesil, içten içe hazırlanıyor bu kaos içindeki tekno-dijital dünyaya. Onların çabası ile kurtulacak bir yudum nefeslik bir yerde, yeni bir yaşam umudu yeşerecek diye umuyorum. Hatalarının sonucuna katlanmış ve bunlardan ders almış insanoğlunun, dünyayı yeniden yaşanılır bir yer yapabileceğine inanıyorum.

Çocukların seçecekleri meslekten, alacakları eğitime, doğayla ilişkilerinden, beslenmelerine, sanat ve teknoloji ile ilişkilerine ve hatta kendi çocuklarına bakış açılarına kadar bu tarz kurguların bize farklı bir bakış kazandıracağına inanıyorum. Türkiye koşullarında evrensel boyutta çocuklar yetiştirmek istiyorsak, gelecek hayallerinin bir parçası olan sinema kurgularına kayıtsız kalamayız. Bu gözle değerlendirince, bir anne olarak bence bu filmler işini iyi yapıyor.

Aşağıda bahsedeceğim film serileri, işte tam da bu düşüncerin ilk aşamasına gönderme yapar nitelikte. Farklı simgelerle makineleşmiş bir dünya, kaosun değişik şekilleri ve kurtuluş için ödenen bedel: savaş…

Veronica Roth’un öyküsünden uyarlanan serinin başlangıç filmi Uyumsuz ve devam filmi Kuralsız… 3. film, Allegiant, 2 bölüm olarak 18 Mart 2016’da vizyona girecek.

Filmin bahsettiği geleceğin dünyasında, toplum 5 farklı fraksiyona bölünmüştür. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik.

Belli bir yaşa gelen gençler hayatlarının kalanında hangi grupta yaşayacaklarını seçer ve yola devam ederler. (Bu noktada insanın aklına sanayi devrimi, işçi sınıfı, tek toplum, sağlık gibi fikirler üşüşüyor ve ne yazık ki filmde bunlara bir gönderme göremedim!) Elbette bu gruplar dışında kalan bir de uyumsuzlar vardır. Geleceğin dünyası yaşanılası olmaktan uzaklaşmış, spiritüel ve doğal döngü ile uğraşmaya henüz vakit gelmemiştir. Bu ara dönemin çözümü kastların dağılması, yolu da erk karşıtı gerilla savaşıdır. (Oktay Ege Kozak’ın yorumu için Beyazperde‘ye göz atabilirsiniz. Filmlerle ilgili daha doyurucu bir eleştiri okumak isterseniz de Arzu Pınar Demirel’İn Uyumsuz ve Kuralsız yazılarını öneririm.)

3 boyutlu izlendiğinde pencereden dışarıdaki geleceğin dünyasının ne kadar dağılmış olduğuna neredeyse canlı tanıklık edildiği hissini veren bir film. Ne varsa gençlerde var dedirtecek denli gençlik dolu. Umutsuz, hınç dolu, elde kaybedilecek hiç birşey kalmamışcasına cesur ve dünyayı değiştirecek denli güçlü bir gençlik resmi. Çok merak ediyorum gerçekten bu noktaya doğru mu gidiyor dünya?

Film güzel vakit geçirten bir seyirlik. Çekimler ve oyunculuk bilgisayar dehasının başarılı uygulamaları ile güçlendirilmiş. İyi bir seyirliğin ardına, derin bir fütüristik sohbet eklemek garanti.

Film, Açlık Oyunları serisi ile çok karşılaştırılıyor. Ben bu seriyi henüz izleyemediğim için bilemiyorum.

Bir diğer seri olan Twilight serisi de son yıllarda gençlerin epey ilgisini çeken bir alana hitap ediyor: vampirler, melekler, kurt adamlar, doğaüstü yaratıklar… Hem edebiyat hem de 7. sanatta ciddi bir kitlesi oluştu bu temaların.

Ben özellikle çocukların 7. sanatla bağlantılarını daha iyi anlayabilmek, onların geleceğe dair hayallerini şekillendiren alanları anlamlandırabilmek adına bu tarz filmlerden uzak kalmama taraftarıyım ebeveyn olarak.

Reklamlar

Eğer 10 gün sonra doğuracak olsaydım;

Heart of Gold Fine Art Print Patti Ballard
Heart of Gold Fine Art Print Patti Ballard

Göbeğimi severdim bol bol.

Doğumdan sonra bir boşluk hali oluşuyor insanda. Eli ister istemez göbeğine gidiyor. Ben sezaryenle doğurduğum için göbeğim hemen eski haline gelmedi, hatta daha da büyüdü doğumdan sonraki birkaç gün. Bir garip his yani. Hala içindeyken onunla konuşmak da, onu sevmek de, minik dizlerinin ve ayaklarının tepkilerini hissetmek de çok özel.

Lettre  Comment faire pour écrire une lettre? Lisez:  http://www.academie-en-ligne.fr/Ecole/RessourcesInformatives.aspx?PREFIXE=AL5FFCP=AL5FFCP-INTR-192305-1#ancre2

Evde oturur, sakin bir şekilde çocukluk resimlerime bakardım.

İnsan doğurduğunda tam olarak farkına varamıyor ama çocuğu ile tanışırken, kendi çocukluğunu da, bugünün dünyasına yeniden buyur etmiş oluyor. Çocuğu ile kendi çocukluğunu büyütebilen, onu da sarıp sarmalayan bir anne çok şanslı. Yeni anne olmuş kadındaki güç ve kırılganlık hayret uyandırıcı seviyede.

Johan Krouthen (1858–1932) Villa Björkbacken vid Sommen 1892
Johan Krouthen (1858–1932) Villa Björkbacken vid Sommen 1892

Kocamla bir ormanda uzun bir gün geçirirdim. 

Park değil, mesela Belgrad Ormanı gibi bir yer. Yeşilin, gökyüzünün, toprağın dinginliğini dinleyebileceğim bir yer. Kocamın dizine yatar, küçük bir çocukken, genç bir kızken, delifişek bir genç kadınken bu günlere dair hayallerimi anlatırdım tekrar. Sonra uzun uzun çocuğumuzla ilgili hayalleri. Ve en önemlisi çocuk doğduktan sonra nasıl bir anne-baba olacağımız, nasıl bir karı-koca olacağımızı konuşurdum. Hayallerden gerçeklere giden uzun bir konuşmanın süslediği, dingin, doğal bir gün.

Ebeveynliğe alışırken bazen nefessiz ve çaresiz kalıyor insan. Özellikle ilk zamanlar. İşte o günkü duygularını ruhumdan çıkarıp nefes yapmak ne iyi gelir insana.

Babalık, annelik gibi değil. Annedeki heyecan ve acemilik babada da oluyor. Fakat annenin içindeki kadim gücün farkına varması daha kısa sürüyor. Babanın içindeki erkeksi, koruyucu, sağlam gücü hissetmesi için biraz daha zamana ihtiyaç oluyor. İşte o ana kadar, doğadaki o gün bir rehber olabilir.

Sonrası yere sağlam bastığının bilincinde bir dağın yamacında, sırtını o dağa yaslamış bir engin güneşin altında büyür çocuklar.

Возвращение в детство (Виктория Кирдий)

Annemin sözüne ve eline teslim ederdim kendimi.

Onunla beraber hazırlardım çocuğumun beşiğini, ilk kıyafetlerini. Hikayelerini dinlerdim. Beni bebek gibi sarıp sarmalamasına izin verir, nazlanırdım bol bol. Kendimi bırakır, gücünü bana aktarmasını beklerdim. Evde kendi düzenini kurmasını seyreder, onun ve babamın yaşamlarının bir başka aşamasına hazırlık danslarını izlerdim.

Sadece çocuk olmanın son günlerinin zevkini çıkarırdım.

Принцы

Acele etmezdim.

Son günler artık beklemeye tahammülün kalmadığı zamanlar oluyor. Bir an önce bebeğe kavuşmak, dahası artık giderek zorlaşan fiziksel durumdan kurtulmak istiyor insan. Oysa dinginlik ve net teslimiyet, bebeğin daha huzurlu doğmasına, doğumun daha rahat geçmesine, belki son dakika aceleciliği ve korku yüzünden oluşabilecek bir sezaryenin engellenmesine yarar.

Nina de San

Özellikle uyumaya çalışmazdım. 

Bunu hemen her anne söyler ya, sonrasında uykuyu unut diye. Bu meret depolanmıyor. Bu yüzden kasmaya gerek yok. Zaten o fiziksel koşullarda insanda pek uyku da olmuyor.

Cecile Veilhan and Her Women
Cecile Veilhan and Her Women

Yetiştiremediklerim için üzülmezdim.

Kıyafet, oda, misafirler için ikramlar, kapı süsü, fotoğrafçı, gecelik, süt sağma makinası, biberon, göğüs ucu kremi (Lansinoh), görüşülemeyen arkadaşlar, evin temizliği…

Gerçekten hepsi de son derece önemsiz ayrıntılar. Bunlar için endişelenmezdim. Bebek için bir battaniye, bir zıbın, bir tulum (hastane çıkışı da ne gereksiz bir şeydir bu arada), kendim için de alalade bir gecelik yeter de artar bile. Diğer herşey olmasa bile olur aslında.

Motherhood!

Daha önce doğurmuş olan anneleri dinler ama söylediklerinden işime gelmeyenleri anında unuturdum.

Sonuçta her anne, her baba ve her bebek nev-i şahsına münhasır….

I like her orange coral top and the naturalness of this look. *Mermaid with merbaby~~1911 Collier's magazine cover
Mermaid with merbaby~~1911 Collier’s magazine cover

Doğum bir kadının en özel anlarından biri. Bunu bilerek bedenimi ve ruhumu hazırlardım.

Emzirmenin bu kadar muhteşem bir duygu olduğunu bilmediğim için heyecanlanmazdım ama, madem şimdi biliyorum size söyleyeyim: Bunun için de ayrıca ÇOK heyecanlanıp, sevinebilirsiniz. 🙂

Güzel hisler ve deneyimler dilerim yakında doğumu yaşayacaklar için 🙂

Bir Kadın Nasıl Büyür – Stephanie Evanovich

Bir Kadın Nasıl BüyürKolayca okunan bir kadın kitabı daha. Yaz aylarının sıcağına neşe katacak romanlardan.

Kitapta kocasını kaybedince kendini yemeye vermiş 32 yaşındaki Holly’nin, tesadüflerin karşısına çıkardığı spor hocası Bruce ile aşkını okuyoruz. Bu aşk filizlenirken, Holly kilo vermeyi de aklına koymuştur. Başı, sonu belli olan romantik hikayelerden. Okurken sıkılmıyor, çabucak bitiriveriyorsunuz.

Bruce’un kilo verme konusunda yol gösterici, hatta zaman zaman epey didaktik çıkarımları yol gösterici olabilir. Aşağıda bir minik alıntı yaptım buna bir örnek olarak.

20150625_232553

Öte yandan Holly’nin evliliğindeki sırların aralanması, çocukluğunda yaşadıklarının ortaya serilmesi insanı düşüncelere itiyor. Anne ve baba tavrının, bir insanın tüm hayatı boyunca alacağı kararlar üzerinde ne denli etkili olabilidğin görüyoruz. Bir evliliğin “birliktelik” olabilmesi, ev arkadaşlığından öte bir noktaya taşınabilmesi için kadın ve erkeğin dürüstlüğünün ne denli önemli olduğunu düşünüyoruz.

Ne yazık ki kitaptaki genel hikaye çerçevesi, bazı konulardaki bu derin anlatım ve çözümlemeden nasibini alamıyor ve kitap sıradan bir yaz kitabı olarak kalıyor.

Özellikle fiziksel görünümün aşktaki öneminin fazlaca rahatsız edici ve basit kaçtığını düşünüyorum.

İyi okumalar…

Arka kapak yazısı:

Holly 32 yasinda dul kalmayi beklemiyordu. Bu kadar sismanlamayi da! Kocasi Bruce’a kanser teshisi kondugunda asiri yemeye baslamisti, onun ölümünden sonra da her zaman güvenebilecegi tek sey, yemek oldu. Ama artik fazla kilolari basina bela… Çünkü uçakta yanina bir “Adonis” düstü. Profesyonel sporcularin kisisel koçu Logan Montgomery. Logan basta Holly’den pek hoslanmasa da, özel durumunu anladi ve onu zayiflatmayi önerdi. Holly de bu küçük mucizeye tutundu.

Iste hikâye de böyle basladi…

Logan’i bile sasirtan bir fiziksel degisim geçirdi Holly: Artik o zayif bir kadin. Ikilinin asil yogun ve terli çalismalari da artik spor salonlarinda degil yatak odalarinda…

Logan’in kafasinda da yabancisi oldugu bir soru: Dis görünüs her sey midir?

Ya sonra? Sonrasi da sayfalar arasinda…